Ana içeriğe atla

Önce İNSANLIK


Bilmediğiniz yüzlerce şey var aslında. Kendinizle ilgili, hayatla ilgili, çevrenizdeki onlarca insan hakkında… Neyi tam bildiğinizi ya da bilmediğinizi asla öğrenemezseniz. Buna ömrünüzde yetmez. Ama bazı değerler vardır ki onlar her şeyin üstündedir. Sevgi ve gerçek dostluğu, merhameti ve vicdanı boynunuza kolye yapabildiyseniz; işte o vakit en zengin insan siz olmuşsunuz demektir. 

Gerçeklik, yavan bir tepside önünüze sunulan kadardır. Dünyaya baktığınız pencere sizin onun size verdiği ölçüde olandır. Elde ettiğinizi sandığınız bütün materyaller asla kalıcı değildir. En basiti öldüğünüzde yanınızda götürebiliyor musunuz onlarca malı mülkü?  :) 

Fakat siz sizi anlayanlara her el uzattığınızda yaşamaktasınız. Ve ölümsüz mü olmak istiyorsunuz; sizi özlesinler ve asla unutmasınlar mı istiyorsunuz; o hade kendi özünüze dönün. Özel olun çevrenizdeki tüm insanlar için. Özel olabilmeyi amaçlayın. Sahtekar yüzlerinizdeki o saçma maskeleri indirin. Biraz daha gerçek olmaya çalışın. Çünkü gerçek olamadığınız kadar aslında bu dünyada da yoksunuz demektir. 

Merhameti, özellikle bu duyguyu benliğinize kazıyın. Eğer bunu kaybetmişseniz; sizin için yollar daralmış; uzun ve külçe altınlarla süslenmiş tüm o köprüler yıkılmaya çoktan yüz tutmuş demektir. Bitik hayatlarınıza beyazın ve siyahın ötesinde sarı koyun, yeşili koyun, pembeyi ve turuncuyu koyun. Gökkuşağı gibi rengarenk bir bedene sahip olun. Kimseyi küçükmesemeyin. Çünkü küçükmüş gibi görünen tüm o yaşamlar nefes alıyor; iyi ya da kötü. Ve kimse sizin köleniz değil; bunu asla unutmayın! 

Köle gördüğünüz insanların aslında sizler kölesi olduğunu biliyor muydunuz? Ve ne yazık ki bunu ancak günü geldiğinde farketmiş olursunuz. Mezarınızın başında size el açıp dua eden değil; arkanızdan söven adam bıraktığınızda işte o zaman lanet bir adam olduğunuzu anlarsınız. Ne var ki çoktan her şeyi kaybetmişsinizdir. Bu yüzden de "İNSAN" olmanın en önemli özelliklerini kaybetmeyin! 

Kaybetmek; asla geri dönemeyeceğiniz yolun kapandığı kapıdır. 


BURCU ÖZDER

Yorumlar

Yazını çok beğendim yine Burcu Abla.
Kesinlikle katılıyorum sana maskeler takıp sahte yüzler kazanmaktansa insan olmak kendin olmak en önemlisi. Ve insan asıl merhametiyle,bakış açısıyla,ruhunun farklı yönleriyle insandır ve özeldir.
Son günlerde hayatımda geçen bazı diyalogların kısa bir özetini yapmışsın resmen :)
Burcu ÖZDER dedi ki…
Çok teşekkürler Gözde'cim... Ne yazık ki acı gerçekler her çevremizde yeteri ölçüde var. Ve onları, ancak onları kendilerine anlattıkça düzeltebiliriz belki.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...