Ana içeriğe atla

Kayıtlar

hayat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hayallerim Birer Gerçek

Yıllar, yıllar sonra bu gece bir nostaljiyi yaşamak istedim. Ve çok sevdiğim, favori filmlerimden biri olan "Şeytan Marka Giyer"i bir kez daha seyir defterime ekledim.  Hayat bizlere türlü türlü fırsatlar sunuyor. Ve hayatım boyunca asla ama asla bir yere ne bağlı olmayı tercih ettim; ne de başkalarına sırf hoşnut olsun diye saçma sapan kendimden ödün verecek davranışlar sergiledim. Ruhumun özgür yanı bir yana dursun bildiğim doğrularımı şaşmadan hayata geçirmeye ve uygulamaya devam etmeyi hep seçtim. Biliyorum ki bu yolda ilerlerken çeşitli onlarca engele takıldım; takılmaya da devam edeceğim elbette ki... Ama elimde olan varlıklarımın garantisinde yaşamak pek de bana göre olamadı. Yani sırf hayatımı sağlama alarak stabil ilerleyen bir döngünün içinde dönüp durmak bana göre değildi.  Bu yüzden de akan zamanların içinde yer yer riskler almaya devam ettim. Bu riskleri alırken elbette ki eleştirilerin onlarcasına denk geldim. Bugün bile hala her şeyimin varolduğu düş...

Benimle Şu An'da KAL!

Bana kopup giden zamanlarımı geri verin...Anlamsız insanlar için anlamsız kayıp saatlerimi nasıl geri alabileceğimi anlatın mesela. Var mı bir çözümü? Bilirkişilerin dediği gibi “Biz planlar yaparken geleceğe dair; hayatta kendi planlarını devreye sokuyordu. Ve biz aslında o an kaçıp gidenleri göremiyorduk bile. Yani hayat; işte tam da yaşanan o andı.” Eğer farkında olmadan şimdiki zamanda ertelediğiniz şey kendi mutluluğunuz ise kaybedeceğiniz en önemli şey koca bir ömürdür sizin için. Çünkü mutluluk gelecekte değil ki yaşadığınız, nefes aldığınız ve baktığınız pencereden gördüklerinizdir. O gördükleriniz size yeni yeni kapılar açar. Kapının arkasında sizi bekleyeni farketmek için aralıktan girmeye cesaretiniz yoksa bi avuç mutlulukta belki de o an sizden uçup gider. Kısacası hayat; sizin farkındalığınızı yakaladığınız an başlar. Bu sebepledir ki kimse için üzülmeyin.  "Ya Burcu! Şimdi sen de bunu demek ne kolay değil mi bir başkasına? " diye s...

HOŞGELDİN 35'İM!...

En güzel baharım; yazım; kışım; sonbaharım... 35'im; hoşgeldin hayatıma!  Şu an tam da saatler 00:00'ı gösterdiğinde ben yepyeni bir döneme geçiş yapmaya başlamış oluyorum. Öncesi benim için bir hazırlanıştı... Bir doğuş, bir büyüme, bir kendini tanıma, bulma ve onu tekrar baştan yaratma... Şimdi yaşamın gerçek yüzüyle tanışmaya hazırım. Bütün deli çağlarımı az biraz geride bırakıyorum. Amaaaa... Çocukluğumu asla! Çünkü o çocuk ruhum beni hep ayakta dinç ve masum tutan yegane şey... O benim için en önemli değer! Sen hep benimle kal olur mu?  35 yaşım; seninle şimdi yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyoruz. Tüm renkleri yanımıza alıyoruz; lakin bana en çok yakışan bundan sonra mor; biliyorum... O mor renk, bana tutkuyu, arzuyu ve tüm istediğim şeyleri verecek olan bir temsilci. Çünkü artık zamanın peşinden koşmayacağım; onun yanında yürüyerek hayatı yaşayacağım. Daha olgun ama daha cesur, kalbinin sesini duyan ama mantığıyla harmanlayan bir "BEN" , kendini ke...

Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin!

Sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Hayat mı? Nefes mi? Hayaller mi? Güneş hep parlar mı? Oysa bunun gecesi yok mu? Ay ve yıldızlar sonsuza kadar bize göz mü kırpar? Oysa ki onlar da sabah olunca kaybolmuyorlar mı? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Sonsuzluk nedir?  Bizi yok eden acılar var hayatta; bir de bizi büyüten acılar var. Hangisi daha iyi bilmiyorum. Hala öğrenemediğim dünyanın en acımasız yerinin insan yüreğinin çoğu zaman bir pislik olduğu... Evet yanlış duymadınız. Size küfür gibi mi geldi söylediğim kelime? Gelmesin; çünkü ne yazık ki bu gerçeğin ta kendisi. Zalimiz; ve bu zalimliğimiz kalbimizi bırakın; tüm bedenimizi sarmış. Hastalanmış ruhlarımız. Öyle ki iyileştirilmesi imkansız hale gelmiş. Yitip giden onlarca duyguyu görmezden gelmişiz -de bir tek umursamaz hallerimiz bitmek bilmemiş. Acıya ortak olmak, acıyı yaşamak, biliyor musun o bile sonsuza kadar sürmüyormuş. Zaman ilaç mıdır? Yoksa hafıza kaybı yaratan küçük bir haptan...

Kelebeğin Kanatlarındaki AŞK

Aşk, küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Oraya tutunmuş; gökyüzünün ahenginde uçmaktaydı. Kozasından çıkmayı bekleyen bir tırtılın hikayesindeydi. Özgür olmak için; uçmak için; kavuşmak için bekliyordu. Bilmiyordu gerçekte hayatın onun için kısacık olduğunu...  Aşk; küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Rengarenk pelerinini her çırptığında yarattığı rüzgarın o büyülü etkisinin de farkında değildi. Hayat; kelebek etkisindedir. Rüzgarı o kadar kuvvetlidir ki o küçücük beden kaderi sadece sizin yazdığınızı size öğretir. Aşk; küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Çin'de bir kelebek, bir çiçeğin üstüne konarken kanat çırptı diye Karayip adalarında fırtına çıkarmış... Çırp o zaman sen de küçük kelebeğim kanatlarını... Bırak fırtınan essin gürlesin... Eğer söylediklerin düşüncelere dönüşecekse, düşüncelerin duygulara dönüşecekse, duyguların davranışa dönüşecekse, davranışların alışkanlıklara dönüşecekse, alışkanlıkların değerlerine dönüşecekse, değerlerin karakterine dönüşeceks...

VADEDİLEN KARANLIK

Bana vadedilen sadece bir karanlıktı. Gözlerimi kapattığımda gördüklerim, hissettiklerimdi varoluşumu sağlayan. Beni özgürlüğe kavuşturan. Bedenimi sarmalayan, tutkuya sarılan, ihanete gülümseyen bir kara mizahtı her şey. Eğer koşarken aniden durmanın dengenizi altüst edeceğini bilmiyorsanız; o zaman düşme korkunuzdan dolayı siz hiç koşmamış ve durmamışsınızdır.  Beynimden süzülüp, tüm kaslarımı, damarlarımı saran korkunun beni tutsağı yapmasına izin veremezdim. En büyük korkularımın bile esareti altına girecek olsaydım; kan kırmızısına benzeyen günahkar şarap kadehinden yudum almaya cesaretim olabilir miydi o zaman?  Eğer karanlıktaki boşlukta dudağımızın arasında duran sigaranın dumanında boğularak, kum saatinin hayatımızı kimi zaman ağırdan, kimi zaman ise süratle çalmasını bekliyorsak sadece, baştan kaybetmişizdir. Ve o kaybetme korkusu sizin şah damarınızı kesmek için biçilmiş bir kaftandır.  Bırak rüzgara kendini... Bırak karanlık boşluğa bedenini.....

Hayal Edin!

İnsan... Bir varoluş sebebidir. Tükendiğini sandığında bile yaşamak için mücadele eder. Nefes aldıkça yaşar; yaşamak istedikçe umut eder. Umutlar... Onlar değil midir bizi hayata bağlayan? Puslu gözlerin ardında yaşanan onlarca hayal kırıklığı vardır. Bizi neyin ya da nelerin, hangi olayların ya da insanların üzdüğünü düşünmemiz değildir aslında çözüm. Çözüm; ne istediğimizdir; neyi beklediğimizdir. Ve onun için ne yaptığımızdır. İzin verin kendinize, izin verin size ulaşılmasına... Yüreğinizdeki kopan fırtınalara isyan etmeden onlarla başa çıkmaya çalışın. Bunun için ise önce yüreğinizin sesini dinleyin. Uzanın bir koltuğun köşesine hemen şimdi... Ayaklarınızı uzatın; ellerinizi tam da kalbinizin orta merkezinde üst üste koyun. Ve gözlerinizi yumun. Önce nefes alışınızı duyun. Yavaş yavaş ve derinden... Sonra yüzünüze vuran güneşi düşünün; onun sıcaklığını ve ışıltısını hissedin teninizde. Bir ayçiçek tarlasında adım adım ilerlediğinizi hayal edin. Elleriniz her bir çiçeğ...

Kapat Gözlerini Adamım

Bir gün biri gelip de hayatınızın ona ait olduğu hissini size verirse bir an durun; ve bekleyin. Eğer rüzgarına hızla kapılırsanız savrulabilirsiniz bir sağa bir sola... Eğer savrulmayı göze almışsanız; her türlü sonucu da en baştan kabul etmiş olursunuz. Bu bir seçim... Ve hangisini seçtiğiniz sadece size kalmış... Dünyanın en güzel masallarını okumak gibidir bazen AŞK... Kahramanlarının birbirlerini tesadüfen buldukları ve kaderin onlar için bir süprizinin olduğu gelecek yüzlerce günün habercisidir aslında. Siz bir adım atarsınız; ve o adımların devamını atabilmek için beklemeye başlarsınız. Çünkü attığınız her adım karşılık buluyorsa adımlarınız çoğalır. Çıktığınız yolculuk sizi nereye ulaştıracak bilemezsiniz. Açık adres... Rüzgarında yol almaktır duygularının.  Dünyanın dışına atılmış bir adım gibiydin; işte bu yüzden sen de. Yürürken yağmurunda ıslandığım; sırılsıklam olduğum... Saçlarımdan süzülen damlaların yanaklarımdan akıp, dudaklarımı sıyırıp bana dokunmasıydı ...

Kısaca biz kadınların hikayesi…

Bizler sizlerin gözünde çoğunlukla bizi META olarak gördüğünüz birer OBJEYİZ… Sizler anlık, 20 dakikalık zevkinizin uğruna bizlerin duygularını ya da hayallerini hiçe sayan büyük adamlar iken bizler ise GÖRÜNMEZ KADINLARIZ. Cinsellik her kadın için bir tercih iken seçimlerimizle sizlerin yargıladığı kadınlarız biz. Eğer 25 isen ve kimseyle daha sevişmemişsen bu bir suç… Hele 30’u geçmiş ve hala bakire isen bize yönlendirilen cümleleriniz; “bu yaşta inanılır gibi değil; imkansız. Bedenine bunca yıl haksızlık yapmışsın. Peki bunu ne zamana kadar sürdüreceksin?” olurken, sizler aslında onursuz, aç ve bencil kişiliklerinizi gözlerimize sokuyorsunuz. Eğer başka bir yandan cinselliği istediği gibi yaşayan bir kadın olursan da o zaman bu zaten orta malı dersiniz. Sana ne benim bedenimden! Size ne bizim bedenimizden! İstersek bir adamla birlikte oluruz; istemezsek olmayız. Siz istiyorsunuz diye “küçük sizi” mutlu mu etmeliyiz? Ewet: artık kabayız. Artık küfürbazız. Artık çirkefiz. Çünkü biz s...

Ölümden Az Önce

Son kez çek içine nefesi ve bırak... Gözlerinin önünden, geçen yıllarının manzaraları aksın. Sadece aralanan perdenin ardında geçmişe ait görüntüler yer alsın.  Son kez güneş doğsun senin için bugün... Son geceni az önce yaşamış ol. Yarının kavramını sil lügatından. Düşünme ve endişelenme gelecek için artık. Boşver! Son kez en çok sevdiğin çayını ya da kahveni yudumla. En sevdiğin omletini yap; ve muazzam bir kahvaltı sofrasını yine her zaman ki gibi sadece kendin için hazırla. Aslında birçoğumuz hemen her sabah kalktığımızda hüzne makyaj yapıyoruz; ve cafcaflı renklerimize sarınıp kalabalığa karışıyoruz. Ve bunu da yalnız kendimiz biliyoruz. Bunu bugün biri bizlere bir kez daha anlattı. Mehmet Pişkin ...  Bu yazıyı yazıyorum; çünkü ona ait 13:47 dakikalık videoyu başka hiçbir şeyle oyalanmadan pür dikkatle izledim; ve dinledim. Dedim ki; "adama bak ya! Büyük bir bölümümüzün aklından geçen onlarca cümleyi nasıl da sıralayıverdi" . Evet; o bunu yaptı. Bir veda...

"Beni Sessiz de Sevebilir misin?" Ruhunuzu Dinlendirmeye Geldi!

"Sessiz oturabilir miyiz seninle aramızda yaprakların hışırtısından  Ve ceylanların hayata çıkışından başka bir ses olmadan" Bu güzel satırlar, Kemal Sayar'ın Timaş yayınlarından çıkan "Beni Sessiz de Sevebilir misin?" isimli kitabının ilk sayfalarında yer almaktadır. Sizi sayfaları çevrildikçe başka başka düşüncelere sürükleyen, içinde kendinizi bulacağınız, yargılayacağınız ve iç dünyanızda aydınlanacağınızı düşündüğüm bir kitap.  Başlangıçta kapağındaki isimden yola çıkarak, sanki tek bir konu ya da olay üzerinden hikayenin ilerleyeceğini düşündüğüm "Beni Sessiz de Sevebilir misin?" , aslında yaşadığımız dünyada karşılaştığımız onlarca durumla nasıl başa çıkmamız gerektiğini ve hayata nasıl bakmamız gerektiğini bizlere anlatıyor. Aşka dair, nefes almaya dair, affetmeye ve kaybetmeye, yeniden ayağa kalkabilmeye dair gerçekleri size gösteren, hayatı kendinize zindan etmek yerine, onu değerli kılmaya çalışan bir yaratıcıdan geliyor bu...

İyi Geceler AŞKIM!

Ben bana beni zola sev diyemem… Sözlerimin nereye gideceğini de kestiremem. İçimden geldiği gibi yazmak hep varoldu yüreğimde. Bazen fırtınalara kapılıp, parmaklarım o klavyenin tuşlarında hızlı hızlı aktı gitti. Harfler sözcüklere, sözcükler cümlelere yetişemez oldu. Aynı şu anda ki gibi…  Bunu ne sen bilebilirsin, ne de ben bilebilirim. Gerçek aşkın, gerçek sevginin ne olduğunu yaşayarak öğrenebileceğin doğru kişiyi bulmakla başlar her şey. Belki bunca zaman bulduğunu düşündüğün adam ya da kadın senin sadece hayalindeki o aşkın benzetmesiydi. Betimlemelerin bir yerde hep eksikti; yanlıştı; yalandı. Bunu görmen zamanını çalmana sebepti. Belki 2, belki 3, belki 4 yıl aynı insana inanmaktı senin için AŞK!  Ancak YANLIŞ AŞK' tı bu senin için. Doğruyu görmen onun seni terketmesiyle ya da varolan ilişkinin çıkmaza girmesiyle oluştu. Kimse bana durduk yere şu konuda yaz; bu konuda yaz diyemez. Çünkü yazmak benim için aynı aşık olmak gibi bir eylem. Aşık olmanın zamanını n...

Siyah Camın Ardında Yaşananlar....

Bir yol... Akıp giden insanların doldurduğu bir yoldu benim yaşadığım şehir. Dışardan içi dopdolu görünen, ancak içinde boşlukların yer aldığı bir dünyaydı. Zaman dolduramıyordu o boşlukları. Ben sadece adımlar atıyordum emekler gibi... Savrulmadan rüzgarın esintisinde tutunmaya çalışıyordum bulunduğum meydanın tam ortasında, belki kenarında, belki de en köşesinde... Bir gündü. Öylesine geçen bir gün... Metronun merdivenlerini hızla çıkıyordum. Her zaman ki gibi çıkıyordum. Az biraz telaşım vardı; yetişmeye çalıştığım dersin hızlı yürüyüşleri üzerime yapışmıştı. Soluğum soğuk havanın etkisinde buharlar çıkartırken, yürüdüğüm yolun bir noktası beni her zaman ki caddeye çıkardı. Hızla, ama çok hızla giden o saçma sapan arabaların arasından kendime bir yer bulup, yoluma devam etmek için kafamı çevirdiğim sağ kolda gözüme ilişen bir can, çırpanıyordu. Ben ne zaman depar alıp koşmaya başladım; o yol ne ara kısaldı hiç bilmiyorum. O hızla saçma sapan arabalardan birinin çarpmasıyla o küçücü...

Arkadaşımın Aşkısın!

Hayatınızda kaç kez aşık oldunuz? Peki kaç kez hiç tanımadığınız birinin yanına gidip de ona "merhaba" dediniz? Ya aşk için ne kadar cesurdunuz? Tamam tüm soruları geçiyorum. Siz hiç arkadaşınızın aşkına aşık oldunuz mu? Bunu cevaplayın bana lütfen. Aşk sizin için ne kadar acımasız oldu? Süprizlerle dolu bir hayat. Her anımızda karşılaşabileceğimiz başka başka olaylar. Ama bizi en çok zorlayacak ve de en çok ben olsam ne yapardım sorusuna verilecek bu zor cevabın, bizi işin içinden çıkılamaz bir yola sürüklediği engebeli yollar.  En yakın dostunuz birine aşık. Siz onun aşkına aşıksınız. Düşünebiliyor musunuz ne kadar uğursuz bir gün o gün. Soruyorum şu durumda size, "sen böyle bir durumda ne yapardın" diye. Arkadaşımın aşkısın parçasındaki gibi her şeyden, tüm duygularından vazgeçer ve sessiz kalmayı mı tercih ederdin? Yoksa onu elde etmek için "bana ne arkadaşımdan, arkadaşlık ayrı aşk ayrı deyip, bilerek sevmedim ya aşk bu, kime ve nereye konacağı belli...

Boşluklar İçinde Varolma Savaşı Bunun Adı

Hoooppp!... Şu an olduğun yerde öylece DUR! Az sonra kuracağın cümlelerin birer terazi de tartılıp tartılmadığına bir bak. Etrafında belli belirsiz şekiller görüyor musun? Ya da gaipten sesler mi duyuyorsun söyle bana. Birileri seni takip ediyormuş gibi duygulara kapılıyor musun? Aklından neler geçiyor şu an? Anlat bana... Tek tek aklındakileri anlat bana. Boşluklar oluşur kimi zaman etrafımızda biz farkında olmadan. Gözler kamaşır aniden beliren ışık süzmeleri çıkıp, etrafımızı sarmaladığında. Görmezken daha çok göremez oluruz bulunduğumuz noktayı. Aldığımız nefesin hesabını verir oluruz bir bakmışız aniden. Yoklukta varolmanın savaşını yaşayan toplumlar oluruz biz farkında olmadan. Kaybedecek bedellerin hesabını yapamaz hale geliriz; aslında kaybedecek daha çok onlarca kıymetlimiz varken. Biz sadece elimizdekini biliriz. Ya da bildiğimiz kadarını elimizde tutmasını öğreniriz yaşarken. Sebepsizlikler içinde neler ararız sıkıntılı beyinler olarak. Bazen beyinsiz olmayı tercih edersini...

Kadın Gülümsemektir!

Bir kadına her şey yakışır... Bazen kızmak, bazen ağlamak, bazen durgun olmak ve bazen de küsmek... Ama en çok kadına yakışan gülümsemek. Hayata karşı mı dersiniz, insanlara karşı mı dersiniz yoksa dünyaya karşı mı dersiniz bilemem; ama bir kadına gülümsemek şu kainatın yakıştığı en güzel ifade biçimidir. Kısacası kadın gülümsemektir!... Zor olanı başarmak ise içiniz kan ağladığı anlarda bile yüzünüze kondurduğunuz küçük tebessümlerdir sizi renkli kılan. Kimi zaman göstermek istemediğiniz sorunlarınızla boğuşurken, sırf dışarıya dimdik görünmek ve "ben iyiyim" sinyallerini vermek için bile minik minik tebessümleri kullanabiliyorsunuz. Lakin içten ve doğal, gelişi güzel gerçekleşen kahkalar, şen şakrak muhabbetlerin  ne kadar keyifli olduğunun göstegesi olarak da yerini alabiliyor çoğu zaman.  Hangi dilden, hangi ırktan ya da hangi yaştan olduğunuzun hiç önemi yoktur. Çünkü kadın kim olursa olsun, bulunduğu her yerde gülümseyişiyle etrafına neşe saçmaktadır. Kadın gülümsedi...

Burası Hodri Meydan!

Kelimesini bilmediğin zor cümleler seçiliyor... Etrafında olan biten, yazılan çizilen, söylenen ya da söylenmeyen onlarca cümlenin içinde kaybolmuş bir bedenin parçası gibi savruluyor ruhun oradan oraya. Mesela saat kaç? Şu an kimlerle birliktesin? Bugün ne yaptın kendin için? Peki ya yarın ne yapmayı beklemektesin? Beklemeler... Beklemeler... Beklemeler... Daha ne kadar sürecek bu bilinmezlikler? Sabır küpü olmak gerek sanırım hayatta ya da hayata isyan etmek gerek vakti saati gelince, hiç durmaksızın bir anda. Ben isyanı seçenlerdenim! Ya sen? Bunun neresindesin? Katılırsın ya da katılmazsın yukarıdaki her bir cümleye... Belki karşıttır görüşlerin benimkilerden. Olmasını beklemek saçmalık, hareket lazım diyen bakışlar vardır belki sana doğrulmuş olan. Canı sıkılan beyinler vardır; söz vakti geldiğinde konuşmak istemezler asla. Zorlasan da konuşmazlar... O yüzden boşuna zorlama. Sana yazık çünkü.  Susmak erdemliktir diyenler... Nereye kadar susar çeneler? Nereye kadar susmak bi...

Metropolün Göbeğinde Nefes Almak

İstanbul... Koskoca bir şehrin tam ortasında varolmak. Daha doğrusu varolmaya çalışmak. Ayaklarını yere sağlam basmak. Nefes aldığın kaldırımların duman yığını içinde boğulmak. Oradan oraya koştururken, yetişmeye çalıştığın noktanın aslında çok gerisinde kalmak. O nokta mı nedir? Hayat... Taşıyla toprağıyla büyülü bir iklime sahip şehirdir; İstanbul. İçine giren kolay kolay çıkamaz. Hele ki burada doğum büyüdüyseniz bu çok daha zor. Bazı zamanlar sıyrılıp kaçmak istersiniz. Daha sakin, daha koşturmacanın az olduğu, doğayla daha içiçe bir yerde varolmayı hayal edersiniz. Ancak bunu yapsanız yapsanız sadece bir ya da iki hafta için başarırsınız. Çünkü dönüp dolaşacağınız yer, gene kürkçü dükkanıdır.  Metropol şehirler her zaman yaşanması en zor bölgelerdir. Ancak bu yer İstanbul olunca, hele bir de kadınsanız daha da zor. Çünkü her açıdan zaman da, yapacaklarınız da yetmiyor size. Artı bir de bunlara binbir renge sahip insanlar eklenince, onların arasında adım atmak bile daha yoru...

Kaderin Oyunu!

Bazen kaderin size oyunlar oynadığını düşünebilirsiniz. Emin olun ki oynuyor. Siz hiç anlamadan, farkına varamadan bir anda değişkenler arasında sürekli kalıyorsunuz. İlk tepkiniz "aaa.. bu neden böyle oldu?" oluyor çoğunlukla. Ama bilin ki hayat ile aranızda tavla turnuvası var; ve zarlar kimin için şanslı gelirse o kazanıyor.  Özellikle son zamanlarda örnek şekil-A ben, bu tip durumlarla çokca karşılaşmaya başladım. Önce rastlantısal bir durumdur diye mantık yürütmüş olsam da bir süre sonra gelişmeler, işin içinden çıkılmaz bir hale geldi. Beklentilerinizin yumağında kendinizi bir anda birçok ip parçasına dolanmış olarak buluyorsunuz. Çözülmeye çalıştıkça da daha çok dolanıyorsunuz. Bir akşam önce gelen bir telefon, ardından ertesi gece gelen başka bir ansızın telefon ile çakışınca işler bazen rayından çıkabiliyor. Ve her birinin de sonucunun iki gün sonra netleşecek olması ve sizin ne yapacağınızı bilemez hallerinizde buna eklenecek olursa "Oooo...." demekt...

Bahaneler, Gerçek ve Sen

Hayatta hep bahaneler üretmek huyumuzdur. Nefes aldığımız sürece sürekli olarak yeni bir şeyler üretip, onu da her fırsatta öne süreriz. Kim bilir nelerin boşluklarını doldurmak için yapıyoruz bunları. Zaten bizim için önemli kısım da nedenlerinden çok, o toprağı üstüne örtüp örtmediğimizle ilgili değil mi? Bazı konularda saplantılarımız oluyor. İnatla üzerine gitme isteği ve devamlı  olarak eşelemeye çalıştıklarımız, bir süre sonra gerçekten can sıkıcı bir hal alabiliyor. Onun yerine oluruna bıraksak her şeyi ya da hayatı belki de işimiz daha da kolaylaşacak. Biraz huzuru kendimize çok görmesek nasıl olurdu acaba!.. Huzur... Tek kelime ile "imkansızı başarmak" denilmekte kendisine. Çünkü nice insanlar onun kıyısından geçip gitmiş ve dönüp de ben ne kaybettim diye sormamıştır kendisine. Oysa ki yaşamında en değerli olan şeyi "Huzuru" kaybetmenin dayanılmaz acısını yaşamaktadır; ancak kendisi bile onun adını tam olarak bilememektedir. Nefes aldığımız her saniyeni...