Ana içeriğe atla

Hayal Edin!


İnsan... Bir varoluş sebebidir. Tükendiğini sandığında bile yaşamak için mücadele eder. Nefes aldıkça yaşar; yaşamak istedikçe umut eder. Umutlar... Onlar değil midir bizi hayata bağlayan?

Puslu gözlerin ardında yaşanan onlarca hayal kırıklığı vardır. Bizi neyin ya da nelerin, hangi olayların ya da insanların üzdüğünü düşünmemiz değildir aslında çözüm. Çözüm; ne istediğimizdir; neyi beklediğimizdir. Ve onun için ne yaptığımızdır. İzin verin kendinize, izin verin size ulaşılmasına... Yüreğinizdeki kopan fırtınalara isyan etmeden onlarla başa çıkmaya çalışın. Bunun için ise önce yüreğinizin sesini dinleyin.

Uzanın bir koltuğun köşesine hemen şimdi... Ayaklarınızı uzatın; ellerinizi tam da kalbinizin orta merkezinde üst üste koyun. Ve gözlerinizi yumun. Önce nefes alışınızı duyun. Yavaş yavaş ve derinden... Sonra yüzünüze vuran güneşi düşünün; onun sıcaklığını ve ışıltısını hissedin teninizde. Bir ayçiçek tarlasında adım adım ilerlediğinizi hayal edin. Elleriniz her bir çiçeğe tek tek dokunsun. Siz yürüdükçe sonsuzluğa uzanan masmavi gökyüzünü seyredin. Minik minik bulutların sizi nasıl takip ettiğini görün. Yüzünüzde oluşan o tatlı tebessüme izin verin. Huzuru ve umudu içinizde, derinlerinizde farkedin. Siz sonsuzluksunuz... Unutmayın; hayalleriniz kadar varsınız; umutlarınız kadar yaşarsınız. O yüzden ışığınızı bulun; ve ona doğru yol alın. O sizi koruyacak olan tek şey. Bırakın yolunuzu aydınlatsın.


Ve yürüyün; adım atmaya devam edin. Çiçeklerin ardında sizi bekleyen bir göl olduğunu göreceksiniz. İlerleyin oraya doğru... Çıkartın şimdi ayağınızdaki ayakkabıları, kıvırın pantolonunuzun paçalarını ve çıplak ayaklarınızı parıldayan suyun içine doğru sokun. Buz gibi... Keskin suyun soğukluğunu hissedin. Teniniz güneşin kavurucu sıcaklığıyla suyun keskin soğukluğu arasında bırakın savaşsın. Ve siz gülümsemeye devam edin. Çünkü hayatı yaşıyorsunuz. Hayat size varolmanın ne demek olduğunu hatırlatıyor. Sınavdasınız unutmayın! Yenilgilerimizle, galibiyetlerimizle yaşamayı öğrenmek zorundayız. Çektiğimiz acılar ne kadar büyük olursa olsun zamanın bize ilaç olacağını yine zaman bize hatırlatıyor. 

Şimdi tüm bu hayallerinizi küçük bir makara ile geriye doğru saralım. Sudan geri çıktınız; geri geri yürüyerek tekrar ayçiçeklerin arasından güneşin size vurduğu o ilk ana doğru ilerlediniz. Aldığınız nefese yavaşça geri dönün. Ve gözlerinizi aralayın. Tüm bu hayalleri kurduğunuzda başınızı nereye yaslamıştınız? Hatırladınız mı? Bir tek size onu söylemedim. İşte burada seçim sizin... Sizi sevip, ruhunuza dokunmak için can atan insanın dizlerinde mi uyanmak istersiniz; yoksa soğuk bir yastığın mı size eşlik etmesini dilersiniz? 

Bazen sadece bir omuz bile yeter sığınmak için bir limana... Bırakın limanınız olsun. O limanda ruhunuz dinlensin. Saçınız yavaşça okşansın; ve siz güven içinde olduğunuzu bilerek uyuyun.


BURCU ÖZDER



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...