Ana içeriğe atla

Kayıtlar

mutluluk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gül ve Kurbağa

Herkese merhaba!    Uzun zamandır mini hikayeler yazmadığımı farkettim. Bugün ki yazıma da yine böylesine güzel bulduğum bir hikaye ile başlamak istiyorum.    Bir zamanlar, kırmızı bir gül varmış. Herkes bu gülün bahçedeki en güzel çiçek olduğundan bahsedermiş. Gül insanlar ona iltifat ettiğinde çok mutlu oluyormuş. Ancak, insanların ona daha yakından bakmasını istiyormuş. Herkesin neden ona uzaktan baktığını anlayamıyormuş.   Bir gün, gül yakınlarında oturan büyük, kara bir kurbağa olduğunu fark etmiş. Kurbağa hiç de yakışıklı değilmiş; soluk bir rengi ve çirkin benekleri varmış. Ayrıca gözleri öylesine büyükmüş ki herkesi korkutabilirmiş. Gül o zaman bu kurbağadan dolayı kimsenin ona yaklaşmadığını fark etmiş.   Hemen kurbağaya oradan uzaklaşmasını söylemiş. Kurbağa gülün ne kadar kötü görünmesine sebep olduğunu nasıl da anlamamıştı ki? Çok alçakgönüllü ve itaatkar olan kurbağa hemen durumu kabul edip, gülü daha fazla rahatsız etmek istemediği için oradan...

Aşk Garanti

Biliyorum; size AŞK ile ilgili sayısız yazı yazdım bu zamana kadar. Ama şunu belirtmeliyim ki yazmaya devam edeceğim. Çünkü hepinizin yazılarımda kendinizden bir şeyler bulduğunu biliyorum. Bu yüzden sizlere sevgiyle ulaşmak ve belki de kimseye anlatmadığınız içinizdeki bir sese dokunmak beni memnun ediyor.    Aşk öngörülemezdir. Gözünüzü kapadığınızda kalbinizde duyduğunuz o tatlı titreşimi hissettiğiniz o an aklınızla yüreğiniz birbirine karışmıştır artık. Ve siz mantığınızı kenara bırakıp, o derinlerden gelen melodiye ayak uydurmaya çalışırsınız. Dün gece izlediğim film de aynen bana bunu anlattı; “Aşk Garanti” Bir çöpçatanlık sitesine üye olan adamın Aşkı arayışı konu alınıyordu. Yaklaşık 1000 görüşmeye çıkıp, aradığı aşkı hala bulamamış olan Nick, sonunda “AŞK GARANTİ” internet sitesine dava açmaya karar verir. Ve kendisine vaat edilenle kandırıldığını, sömürüldüğünü iddia eder. Durup düşündüğünüzde hayatta böyle değil mi? Hayat size hiçbir şeyin garantisini vermiyor. Çık...

EGE’YE SELAM OLSUN!

Not: Yazıyı aşağıdaki video linkteki müziği dinlerken okuyun lütfen! Bir sahil kasabasında, küçücük bir evin bahçesinde oturuyorum. Yanı başımda kabarık tüylü, sevimli ve bir o kadar da oyunbaz bir köpek. Bizim çakıl, her zaman ki gibi çimlerin üstünde kemiğiyle oynamakta…   Hava bugün ayrı bir serin sanki… Şalıma iyice sarılıyorum . Ne de olsa sonbahar yavaştan yaklaşmakta! Üşütmemek lazım daha şimdiden. Kulağımda içerden gelen inceden bir müzik sesi… Bir de mis gibi kahve kokusu. Sevdiğim yapıyor kahvemizi. Umarım taşırmaz köpüğünü yine ☺ Denizin o hırçın dalgaları vuruyor kıyıyor her sabah olduğu gibi… Neye bu öfkesi hiç anlayamadık. Neyse vardır onun da elbette bir derdi; belki bir küskünlüğü, belki bir hüznü. Sormadık biz hiç, o da hiç anlatmadı zaten. Bıraktık kendi haline. Diyorum ya her sabah onun öfkesini dinliyoruz; onu da olduğu gibi bu haliyle kabul ediyoruz. Öğleden sonra sakinliyor da neyse ki keyifle yüzmemize izin veriyor hırçın sularında.  Seviyorum Ege’yi… Ta...

Benimle Şu An'da KAL!

Bana kopup giden zamanlarımı geri verin...Anlamsız insanlar için anlamsız kayıp saatlerimi nasıl geri alabileceğimi anlatın mesela. Var mı bir çözümü? Bilirkişilerin dediği gibi “Biz planlar yaparken geleceğe dair; hayatta kendi planlarını devreye sokuyordu. Ve biz aslında o an kaçıp gidenleri göremiyorduk bile. Yani hayat; işte tam da yaşanan o andı.” Eğer farkında olmadan şimdiki zamanda ertelediğiniz şey kendi mutluluğunuz ise kaybedeceğiniz en önemli şey koca bir ömürdür sizin için. Çünkü mutluluk gelecekte değil ki yaşadığınız, nefes aldığınız ve baktığınız pencereden gördüklerinizdir. O gördükleriniz size yeni yeni kapılar açar. Kapının arkasında sizi bekleyeni farketmek için aralıktan girmeye cesaretiniz yoksa bi avuç mutlulukta belki de o an sizden uçup gider. Kısacası hayat; sizin farkındalığınızı yakaladığınız an başlar. Bu sebepledir ki kimse için üzülmeyin.  "Ya Burcu! Şimdi sen de bunu demek ne kolay değil mi bir başkasına? " diye s...

Tek Bir An

An'dı... Tek bir an. Çekip gitmek için, vazgeçmek için tek bir an. Dönüp arkana bakmadan bulunduğun o kabusun içinden gidip yok olmak için tek bir an gerekliydi. Susmaların ötesinde kalıp bağrışmak bile yetersizdi. Sessizliğin içinde sonsuzluğu yaratabilmekti. An, sadece tek bir an her şey için yeterliydi.  Bir insan her şeyi bilemez değil mi? Her şey için kesin yargılar, sözler kullanamaz. Ama yapılmaz da değil. Söylenir, dilimizden onlarca kelimeler dökülür ortalığa; ve sonra da her şey unutulur. Pişmanlık olur ardından, utanma olur ve en önemlisi de çaresizlik olur. Çünkü laf ağızdan bir kere çıkmıştır ya... Geri dönmek istesen de artık dönemeyecek olursun. Bıraktığın kalp kırıklıkları seni mahkum eder esaretine. Sen ki kendinden çok hiçbir şeyi düşünmeyen iken bir bakmışsın ki aslında bir başına öylece kalakalmışsın. Ve ne yazık ki kimse derdine çare olamaz o saatten sonra.  Şimdi durup bir düşün. Güzel bir geceyi düşün, yanında sevdiğine sarıldığını düşün, koll...

HOŞGELDİN 35'İM!...

En güzel baharım; yazım; kışım; sonbaharım... 35'im; hoşgeldin hayatıma!  Şu an tam da saatler 00:00'ı gösterdiğinde ben yepyeni bir döneme geçiş yapmaya başlamış oluyorum. Öncesi benim için bir hazırlanıştı... Bir doğuş, bir büyüme, bir kendini tanıma, bulma ve onu tekrar baştan yaratma... Şimdi yaşamın gerçek yüzüyle tanışmaya hazırım. Bütün deli çağlarımı az biraz geride bırakıyorum. Amaaaa... Çocukluğumu asla! Çünkü o çocuk ruhum beni hep ayakta dinç ve masum tutan yegane şey... O benim için en önemli değer! Sen hep benimle kal olur mu?  35 yaşım; seninle şimdi yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyoruz. Tüm renkleri yanımıza alıyoruz; lakin bana en çok yakışan bundan sonra mor; biliyorum... O mor renk, bana tutkuyu, arzuyu ve tüm istediğim şeyleri verecek olan bir temsilci. Çünkü artık zamanın peşinden koşmayacağım; onun yanında yürüyerek hayatı yaşayacağım. Daha olgun ama daha cesur, kalbinin sesini duyan ama mantığıyla harmanlayan bir "BEN" , kendini ke...

Huzur ve Mutluluk Adına TABLODA…

Evim benim için her şey demektir. Oturduğum koltuğumdan, kahve fincanımı koyduğum sehpaya kadar... Her detayın, her objenin yeri bulunduğum mekana anlam katarken, evimin en sevdiğim donelerinden biri de duvarlarımı süsleyen eşsiz tablolarımdır. Ve eğer tablo seçimlerinde benim gibi zorlanan biriyseniz; işinizi oldukça kolaylaştıracak muhteşem bir siteden sizlere bahsedeceğim.  Duvarlarımı süsleyen duvar kağıtlarım kadar seçmekte oldukça zorlandığım tablolarımı, belki de günlerce aradığımı bilirim. Ta ki http://www.tabloda.com   ile tanışana kadar...  Binlerce seçeneğin bulunduğu Tabloda ’da ister siyah-beyaz manzaralı Kanvas Tabloları seçin; isterseniz de Pop Art, Vintage, Osmanlı ve Hat, Gravür ya da Panorama seçenekleri gibi onlarcasının bulunduğu tablo galerisine göz atın. Zaten mutlaka bu dekoratif görsel şölende emin olun ki kaybolduğunuzu hissedeceksiniz. Çünkü her biri birinden güzel ve kaliteli olan Kanvas Tabloların hepsini almak; hatta evinizin en...

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 6

Gözlerini araladığında oda ışıkla dolmuştu. Bir an için dün gece yaşananlar aklına geldi.  Ve Elisa yatağından doğrulup, parmak uçlarında yavaşça ilerledi. Salonda hala derin derin uyuyan Paul'e baktı. Dün gecenin bir rüya olmadığından bir kez daha emin oldu. İçi rahatlamışçasına hafifçe tebessüm etti. Ardından mutfağa gitti. Ve ona kahvaltı hazırlamak için evdeki eksiklikleri belirleyip, hemen üstünü değiştirdikten sonra sessizce kapıyı açtı. Paul'ü uyandırmadan markete gidip, gelmesi gerekiyordu.  Domates, salatalık, biraz peynir... Sanırım bu birkaç şey onun için yeterli olabilirdi. Çünkü zaten aslında evde geri kalan her şey vardı. Ama ilk kez Paul'e kahvaltı hazırlayabilecek olmasının heyecanı ile masada eksik bir şey olsun istemiyordu. Hızla eve geri geldi. Kapıyı yine yavaşça açtı; içeri girerken Paul'ün olduğu yerde kıpırdandığını farketti. Hafifçe doğruldu Paul olduğu yerde ve elinde poşetlerle koridorun girişinde durmakta olan Elisa'yı gördü.  Gül...

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 5

Hımmm... "Harika bir duygu bu!" dedi Elisa; odasına vurmuş güneşin o sıcacık varlığını hissederken. Tertemiz havanın, cıvıldayan kuşların ve derinlerden gelen inceden su sesinin eşliğinde tüm dünyaya "Günaydın" diyerek uyandı; çarşamba sabahına. Yepyeni ve harika bir gündü onun için... Bugün Paul ile ilk günüydü Elisa'nın...   Adeta küçük bir kız çocuğu gibi mutluluktan uçuyordu. Yatağından kalkmadan önce tüm bedenini gevşetircesine bir güzel gerindi. Yüzünde muzipçe bir gülümseme vardı. Sonra olduğu yerde doğruldu; ve uyku gözlüğünü komidinin üstüne koydu. Doğruca banyoya doğru ilerledi. Yüzünü yıkadıktan sonra her zamanki gibi dolaptan "bugün ne giysem acaba" diye düşünerek kıyafet seçimini yaptı. Ardından da tekrar ayna karşısına geçip, saçlarına şekil vermeye başladı.  Ve tabi olmazsa olmazı makyajıyla yüzünü renklendirip, uyku modundan çıkmaya çalışarak kendine yardımcı oldu. En sona takı seçimini bırakmıştı. Deri taytının üzerine giydiği...

Ölümden Az Önce

Son kez çek içine nefesi ve bırak... Gözlerinin önünden, geçen yıllarının manzaraları aksın. Sadece aralanan perdenin ardında geçmişe ait görüntüler yer alsın.  Son kez güneş doğsun senin için bugün... Son geceni az önce yaşamış ol. Yarının kavramını sil lügatından. Düşünme ve endişelenme gelecek için artık. Boşver! Son kez en çok sevdiğin çayını ya da kahveni yudumla. En sevdiğin omletini yap; ve muazzam bir kahvaltı sofrasını yine her zaman ki gibi sadece kendin için hazırla. Aslında birçoğumuz hemen her sabah kalktığımızda hüzne makyaj yapıyoruz; ve cafcaflı renklerimize sarınıp kalabalığa karışıyoruz. Ve bunu da yalnız kendimiz biliyoruz. Bunu bugün biri bizlere bir kez daha anlattı. Mehmet Pişkin ...  Bu yazıyı yazıyorum; çünkü ona ait 13:47 dakikalık videoyu başka hiçbir şeyle oyalanmadan pür dikkatle izledim; ve dinledim. Dedim ki; "adama bak ya! Büyük bir bölümümüzün aklından geçen onlarca cümleyi nasıl da sıralayıverdi" . Evet; o bunu yaptı. Bir veda...