Ana içeriğe atla

Kayıtlar

insan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Benimle Şu An'da KAL!

Bana kopup giden zamanlarımı geri verin...Anlamsız insanlar için anlamsız kayıp saatlerimi nasıl geri alabileceğimi anlatın mesela. Var mı bir çözümü? Bilirkişilerin dediği gibi “Biz planlar yaparken geleceğe dair; hayatta kendi planlarını devreye sokuyordu. Ve biz aslında o an kaçıp gidenleri göremiyorduk bile. Yani hayat; işte tam da yaşanan o andı.” Eğer farkında olmadan şimdiki zamanda ertelediğiniz şey kendi mutluluğunuz ise kaybedeceğiniz en önemli şey koca bir ömürdür sizin için. Çünkü mutluluk gelecekte değil ki yaşadığınız, nefes aldığınız ve baktığınız pencereden gördüklerinizdir. O gördükleriniz size yeni yeni kapılar açar. Kapının arkasında sizi bekleyeni farketmek için aralıktan girmeye cesaretiniz yoksa bi avuç mutlulukta belki de o an sizden uçup gider. Kısacası hayat; sizin farkındalığınızı yakaladığınız an başlar. Bu sebepledir ki kimse için üzülmeyin.  "Ya Burcu! Şimdi sen de bunu demek ne kolay değil mi bir başkasına? " diye s...

Gizli Kahramanım

Eğer bir gün dünyayı değiştirmek isterseniz; elinizdeki gücü gerçekten önce keşfedin. Çünkü insanoğlu varolan enerjisinin hiçbir zaman farkına varamadı. Oysa ki bunu görebilseydi hayatta ki her şey inanın çok daha farklı olabilirdi. Sadece ama sadece tek gereken şey herkesin kendi içindeki karanlığında yer alan o iyi ışığını görebilmesiydi.  Doğduğum günden sonra benliğimi bulduğum ana kadar geçen zaman benim için kayıptı. Kendimi keşfetmeye, neden ve niye varolduğumu sorgulamaya başladığım zaman acının zaten içindeydim. Çekilen üzüntülerin bir sebebi olmalıydı oysa ki. Sorgulamaya başladığımda yaptığım en iyi şeyi farkettim. İnsanları kendi iç dünyalarına dönüp de bir bakmalarını bir şekilde sağlıyordum. Kimisi bunu farkediyordu; kimisi ise farketmeden yaşıyordu. Ne var ki benliğinin altında yatan onlarca kötümser anı onları geleceğe sorunlu birer birey olarak taşıyordu. Her birinin bunu anlaması biraz zaman alıyordu belki ama sonuçları vakti geldiğinde beni mutlu ediyordu....

Tek Bir An

An'dı... Tek bir an. Çekip gitmek için, vazgeçmek için tek bir an. Dönüp arkana bakmadan bulunduğun o kabusun içinden gidip yok olmak için tek bir an gerekliydi. Susmaların ötesinde kalıp bağrışmak bile yetersizdi. Sessizliğin içinde sonsuzluğu yaratabilmekti. An, sadece tek bir an her şey için yeterliydi.  Bir insan her şeyi bilemez değil mi? Her şey için kesin yargılar, sözler kullanamaz. Ama yapılmaz da değil. Söylenir, dilimizden onlarca kelimeler dökülür ortalığa; ve sonra da her şey unutulur. Pişmanlık olur ardından, utanma olur ve en önemlisi de çaresizlik olur. Çünkü laf ağızdan bir kere çıkmıştır ya... Geri dönmek istesen de artık dönemeyecek olursun. Bıraktığın kalp kırıklıkları seni mahkum eder esaretine. Sen ki kendinden çok hiçbir şeyi düşünmeyen iken bir bakmışsın ki aslında bir başına öylece kalakalmışsın. Ve ne yazık ki kimse derdine çare olamaz o saatten sonra.  Şimdi durup bir düşün. Güzel bir geceyi düşün, yanında sevdiğine sarıldığını düşün, koll...

KİMSİN SEN?

*** "Bir insan yaratmanın maliyeti çok yüksektir. Sperm, yumurta, kafi miktarda şehvet ve sabır... Acı, emek, gözyaşı ve umut... Kimsin sen? Kurban ya da katil... Zalim ya da mağdur... Av ya da avcı..."  Bir kişiye duyulan aşktan daha acımasız bir şey var mıdır? Hayat, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi için dikkatle, incelikle, muhteşem bir zekayla dizayn edilmiştir. Benim güzelliğim lanetlendi; zekam yağmalandı; iyiliğim kurban edildi ve kasabam kurnazlıkla yönetilmeye çalışıldı bu gezegende... Ve şimdi istediğim ne varsa her şeyi geri almak ve içinde doğduğum kutsal hayatı kutlamak için ben yeniden doğmayı seçiyorum. Ve bu doğuşum, taş taş üstünde bırakmamak üzerine kurulu.  İnsan insana acımasız oldu. İnsan insanı katletmekte buldu gücü... Hayallerini, umutlarını, duygularını, zamanını çalarak yaptı hepsini de. İnsan insana katliam nasıl yaratılır onu öğretti.  Sen, sadece iyi bir oyuncuydun adamım. Lakin bilmediğin bir şey vardı; bu filmin yönetme...

SIFIR NOKTASI

İnsan, varoluşunun nedenlerini hala bulamamış tek varlık... Kayıp kimliğinin sorgulamasında hayatını geçiren, ne olduğunu, kim olduğunu, neden varolduğunu bir türlü bilemeyen yaratık. Yaşayan en güçlü nükleer silah... Yaşayan en büyük tehlike... Cehenemin ta kendisi...  Şimdi kendinize bir çizgi çekin... Ve o çizginin iki yakasında da durun. Ayaklarınızın arasında olsun çizginiz. Bir taraf kötülüğün başlangıcı olsun; diğer taraf aydınlığın ferahlığında yer alsın. Hani derler ya her kötülüğün içinde iyilik, her iyiliğin içinde de kötülük vardır diye... İçinizdeki kötülüğü mü dışarı taşırmak istiyorsunuz; yoksa iyiliğin güzelliğini mi? Siz hangisisiniz? Hangisi siz?  Tutku... Hemen her şeyin cevabı aslında onda saklı. Kimisinin tutkusu paraya, kimisinin tutkusu hep kazanmaya, kimisinin tutkusu şehvete, kimisinin tutkusu adalete, kimisinin tutkusu güce... İçinizdeki sizi keşfetmek istiyorsanız; yüzleşmeye de hazır olup olmadığınızdan emin olmanız gerek. Çünkü belki de ka...

Hayal Edin!

İnsan... Bir varoluş sebebidir. Tükendiğini sandığında bile yaşamak için mücadele eder. Nefes aldıkça yaşar; yaşamak istedikçe umut eder. Umutlar... Onlar değil midir bizi hayata bağlayan? Puslu gözlerin ardında yaşanan onlarca hayal kırıklığı vardır. Bizi neyin ya da nelerin, hangi olayların ya da insanların üzdüğünü düşünmemiz değildir aslında çözüm. Çözüm; ne istediğimizdir; neyi beklediğimizdir. Ve onun için ne yaptığımızdır. İzin verin kendinize, izin verin size ulaşılmasına... Yüreğinizdeki kopan fırtınalara isyan etmeden onlarla başa çıkmaya çalışın. Bunun için ise önce yüreğinizin sesini dinleyin. Uzanın bir koltuğun köşesine hemen şimdi... Ayaklarınızı uzatın; ellerinizi tam da kalbinizin orta merkezinde üst üste koyun. Ve gözlerinizi yumun. Önce nefes alışınızı duyun. Yavaş yavaş ve derinden... Sonra yüzünüze vuran güneşi düşünün; onun sıcaklığını ve ışıltısını hissedin teninizde. Bir ayçiçek tarlasında adım adım ilerlediğinizi hayal edin. Elleriniz her bir çiçeğ...

Saçmalıklar Silsilesi...

Nefret duygum günden güne kabarmaya başladı. Belki şu saçma sapan etrafımda dolanan ikiyüzlü insanlardan dolayı tüm bunları hissediyorum. Yok yok! Belki değil; kesin bir yargı olmalı bu. O kadar çok sülük gibi birilerinin tenine yapışan ve onların kanını emen, onları sömüren ve sömürüldüğünü farketmeyen, sürekli pofpoflanmaktan haz alan, ama arkasından aslında nelerin söylendiğini farketmeyen o kadar çok insan var ki etrafımda. Hepsi birbirinden gereksiz. Siz aslında bir hiçsiniz. Bunu farketmeniz için aynaya dikkatli bakmanız gerekir.  Aslında bazıları aynaya bakmaktan korkarlar. Yaşım daha çok küçükken aynaya makyajsız bakmak istemezdim. Çünkü makyaj sanki yüzümde oluşan sivilce ya da küçük noktaları gizlemekte bir perdeydi benim için. Benim en iyi dostumdu o dönem; en azından ben öyle sanırdım. Ve ancak makyajlı iken aynayla barışık olurdum. Yıllar geçti. Kaç yıldır bilmiyorum; emin değilim, ama aynaya çok uzun süredir makyajsız bakabiliyorum. Hayattan bunu öğrenebildim. ...

Sorgula Hayatı ve Kendini

Yeryüzü... Oluşumu içinde varolmaya çalışan, canlı türlerinin her birini himayesi altında toplayan bir yerkabuğu... Sen üstünde ya da altında hep varsın. Öyle ya da böyle ya yaşıyorsun ya da ölüyorsun onunla birlikte. Düşünmeyen toplumun bir parçası oluyorsun belki de. Düşünme yetini alıyor elinden birileri. Belki kapsüller içine konuyorsun; ayrı ayrı parçalar halinde. Böylelikle herkesin birbirinden kopuk yaşadığı toplumlar oluşuyor. Toplumlar, tehlike! Hepsi yaşayan ayaklı tehditler. Canını her an yakacak güçlerle sana saldırma anını beklerler. Birey var yer yüzünde. Bireyler yok! "-ler" takıları sadece yokoluşun biraz daha hızlanmasında etkin rol oynuyor. Doğa sana hükmettiği zaman neden, ne oluyor diyorsun. Oysa ki ne olduğu aşikar. Doğa, onun senden aldığın kısmını geri istiyor. Geri almak için harekete geçiyor. Sesleniyor; ses veriyor; sesini duyurmak için harekete geçiyor ufaktan ufağa. Biz ne için varız? Biz neden konuşan, ama düşünemeyen, düşünmekten yoksun bırak...

Kaderin Oyunu!

Bazen kaderin size oyunlar oynadığını düşünebilirsiniz. Emin olun ki oynuyor. Siz hiç anlamadan, farkına varamadan bir anda değişkenler arasında sürekli kalıyorsunuz. İlk tepkiniz "aaa.. bu neden böyle oldu?" oluyor çoğunlukla. Ama bilin ki hayat ile aranızda tavla turnuvası var; ve zarlar kimin için şanslı gelirse o kazanıyor.  Özellikle son zamanlarda örnek şekil-A ben, bu tip durumlarla çokca karşılaşmaya başladım. Önce rastlantısal bir durumdur diye mantık yürütmüş olsam da bir süre sonra gelişmeler, işin içinden çıkılmaz bir hale geldi. Beklentilerinizin yumağında kendinizi bir anda birçok ip parçasına dolanmış olarak buluyorsunuz. Çözülmeye çalıştıkça da daha çok dolanıyorsunuz. Bir akşam önce gelen bir telefon, ardından ertesi gece gelen başka bir ansızın telefon ile çakışınca işler bazen rayından çıkabiliyor. Ve her birinin de sonucunun iki gün sonra netleşecek olması ve sizin ne yapacağınızı bilemez hallerinizde buna eklenecek olursa "Oooo...." demekt...

Bomboş dünyada bir tek sen!...

Hayatta hiçbir şeyinizin olmadığını düşünün. Eliniz bomboş ve etrafınızda tek bir parça eşya bile yok. Bırakın eşyayı bir kenara, bir anda çevrenizdeki tüm insanların yok olduğunu düşünün. Tek başınıza yol almak zorunuzda olduğunuzu farkedin. Siz artık bir hiç olmaktan başka ne işe yaramaktasınız? Anlamın yok, sözcüklerin yok, düşüncelerin yok. Bir saniye, bir saniye hayır, düşüncelerin var; ama değeri yok. Çünkü onları aktarabileceğin birileri yok yeryüzünde. Dünyada tek başına kaldığını hayal et! Ne yapardın? Kurgulaması bile facia olan bir gerçek aslında bu. Yaşarken nasıl yaşadığımızı ve nerelere gidip, kimlerle konuşacağımızın planlarını yaparız sürekli olarak. Koşturmacaların yumağında çoğu kez kendimizi kaybederiz. Hep bir program vardır; ve siz ona uymak zorundasınızdır aslında. Gerçekte böyle bir zorunluluğunuz olmamasıyla birlikte siz kendinizi bir takım yoğunluklara gebe hissedersiniz. Ya gideceksinizdir; ya da kalacaksınızdır. Ve her defasında siz gitmeyi tercih edersini...