2 Mayıs 2016 Pazartesi

Ah Be Çocuk


Sepserin sular… Sanki büyük bir şelalenin tam da altındasın. Üzerine seni tekrar ferahlayabilmen için yoğun biçimde düşüyorlar. Ve sen ellerinle karışan saçlarını düzeltiyorsun. Bedenin buz gibi suyun güzelliği ile yeniden diriliyor. Hiç olmadığın kadar mutluymuşcasına gülümsüyorsun…

Sonra kendini o buz gibi suyun üstüne öylece sırtüstü bırakıyorsun. Suyun ahengini, sesini dinliyorsun. Sana anlattığı küçük hikayeleri duyuyorsun. Bırak kendini çocuk diyor biri sana… Bırak! Rahatla, huzuru hisset.


Kocaman bir ormanın içinde kalmış ufacık bir çiçek parçası gibi dalgalan o suyun içinde. Sanki bir salın üstündesin… Güneşi de hisset bedeninde seni ısıtırken, bulutları da seyret onları binbir şekle benzetirken… Nereye götürüyorsa bırak götürsün seni… Sen sadece yaşa!

Bazen kaçmak mı istiyorsun? Kaç git o zaman… Ne almak istiyorsan sadece onları al. Mecbur değilsin hiçbir şeye… Bir kağıt, bir kalem mi tek ihtiyacın olan… Al git onları o zaman… Sormaz kimse sana hesap! Soramaz çocuk…

Başın mı dönüyor? Bu dünya hep baş döndürür zaten. Kapılma onun renkli pembe alemine. Senin rengin bir değil; milyonlarca biliyorsun. Rengarenk yüreğinle sarmala onları… Git çocuk, gitmek istiyorsan eğer… Sev çocuk sevilmek istiyorsan eğer… Kalmak istiyorsan da kal… Canımsın anla işte ah be çocuk!



BURCU ÖZDER

23 Nisan 2016 Cumartesi

Bitmeyen Hikaye

Bir kalem alıp yazmak istedim seni satır satır... Her bir parçanı resmetmek istedim. En nihayetinde de sadece bana ait olmanı diledim.


Hikayeler... Hep filmlerdeki en güzel, en dramatik, en mutlu sonla biten nice sevdalara karışmıştır. Karışmıştır da biz de hayatın içinde gerçekliğine inanmışızdır. Kimi zaman kendimizi bu minik yalana inandırmış; sonunda da onlarca gözyaşı dökmüşüzdür. Yaralanmaktan korkmak niyedir? Niyedir yaşanmış bunca acı? 


Oysa kaçılsaydı sakin küçük bir kasabaya... Minik bir evin, minik bir mutfağında pişseydi ağır ağır aşkın o güzel yemeği... Sonra da doysaydı hem yüreğimiz, hem karnımız, hem de aklımız... Zaman her şeye ilaç olsaydı. Bizi yeniden baştan yaratsaydı. Geçen onlarca boşa zamanı geri verseydi tekrar bize. Olmaz mıydı?


"Huzur" dedim sana... İlk ağzımdan çıkan bu oldu. Sonsuz huzurum olsaydın; yetmez miydi sanki bu bize?


Not: Akılda sadece güzel günler kalır... Kötü olan her şey zamanla yok olur. En doğrusu da budur zaten...


BURCU ÖZDER


23 Aralık 2015 Çarşamba

Durup düşünürsün sessizce

Durup düşünürsün sessizce... Loş ışığın altında gözlerini kapatarak, hayal ederek. Avuçlarında bir hayali elin sıcaklığını hissederek... Ve sana sıkı sıkı sarılan kolların, başını dayadığın o omzun varlığını bilerek.

Durup düşünürsün sessizce... Gecelerin o sonsuz uzantısında havanın ayazını hissederek. İliklerine kadar seni titreten kalbin varlığını özleyerek... Ve sana geldiği o ilk günkü gibi masum, sıcacık, aşkla bakıp gülümseyen gözlerini bilerek.


Durup düşünürsün sessizce... Nedenleri ve sonuçları irdeleyerek. Aklından geçen çılgınlıkları tek tek listeleyerek... Kim bilir; kim bilir daha kaç zaman geçeceğini bilerek, suskun olan bu kalbi yeniden dirilterek.

Durup düşünürsün sessizce... Bu hikaye yaşansaydı nasıl olurdu diye hayal ederek. Güneşe, hep güneşe doğru koşmanın coşkusunu içimizde hissederek... Bir varmış; bir yokmuş sevdalara bir yenisini daha ekleyerek.

Durup düşünürsün sessizce... Gel desem gelse isteyerek. Gel dese gitsem firar ederek... Yorgun bir sevginin içinde debelenerek; üşüyerek; ölümsüz olmayı dileyerek.



BURCU ÖZDER

3 Aralık 2015 Perşembe

Zalimlerin Dünyasına Hoşgeldiniz

Allah iyi insanları hayatınızdan eksik etmesin. Ve kalbine kötülük tohumları ekmiş olanları da sizden olabildiğince uzak kılsın. Hayat çünkü bu... Kötülüğün nereden geleceğini çoğu kez anlamanız mümkün değildir. 

Bir bakmışsınız size en uzak kişiden, bir bakmışsınız ki canınız ciğeriniz olan insandan size yönelmiş tüm şeytani oklar. Hep bir kıskançlık, hep bir hazımsızlık sarmış benliğini. En masum olandan bile kıskanır olmuş belki de sizi... Çünkü sizin yüreğinizde sadece sevgi varsa, hele bir de merhamet ve vicdan ile harmanlanmışsa o zaman alacağınız zararlar oldukça fazladır. Affetmek en kıymetli duygu iken bunun değerini bilmeyen insanlar, her defasında hadlerini hep aşarlar. Siz tırmaladıkça sağı solu, önünüzdeki taşlar gittikçe ağırlaşır. Kaldıramazsınız onları... Yolunuzu tıkar; sizi isyana zorlar. Ya vazgeçeceksiniz sevdiklerinizden ya da silahlarınızı kuşanıp aynı zalimlikte saldıracaksınız kötü olanı alt etmek için... Tabi gerçekten istediğiniz bu ise...


Hayat ya bu! İnsan hep en canı dediğinden görmüştür yüzyıllardır esas düşmanlığı... Esas zalimliği... Esas kalpsizliği... Siz onu var etmişsinizdir; onu istemişsinizdir; dilemişsinizdir. Ama gün gelmiştir ve azılı bir rakibiniz olarak karşınıza dikilmiştir. Gün bitmiyordur ki her yeni günde farklı bir kindar düşünceyle karşınıza dikilmesin. İyi ve güzel düşüncelerinden çok içten içe beslediği kirli duyguları sarmıştır onun benliğini. Ve bu benlik bir zaman gelip de sizi esir almaya çalıştığında işte o an tüm kalkanlarınızı dışa döndürüp kendinizi korumaya çalışırsınız. Ağlaya ağlaya, çığlıklarınız hıçkırıklarınıza karıştığında sadece hayata isyan edersiniz. Ve artık ona karşı içinizde sevgiden çok kırgınlık, kızgınlık ve hayalkırıklığı vardır. 

Bu sebeple zalimlerin dünyasına hoşgeldiniz sevgili okurlarım... Çünkü onlar hemen yanıbaşınızda!



BURCU ÖZDER

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...