4 Temmuz 2015 Cumartesi

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 4

( Not: Bu bölümü aşağıdaki parçayı dinlerken okumanız önerilir... )


"Selam :)" dedi ekranın diğer tarafındaki Paul... 
"Naber?" diye devam etti Elisa... 
"İyiyim; senden naber, nasıl keyfin? :)"

O gülümsemenin tatlılığı ve Paul'ün verdiği her güzel cevaptaki sıcaklık Elisa'nın içindeki kelebekleri yine dört bir yana savuruyordu. Ve Elisa'nın emin olduğu bir şey daha vardı ki Paul'de de durum aynıydı. Konuşmaları o kadar akıcı ve güzel ilerliyordu ki farkında olmadan bu iki insan birbirini tanımak için birçok konuya daldılar. Mesela Elisa ve Paul konuşmalarında bir ara mutluluğun anlamını ele aldılar. Paul, Elisa'ya "Hayatta peşinden koşulacak abartıldığı kadar fazla şeyin olduğunu düşünmüyorum" dedi. Haklıydı; Elisa hayattan çok bir şey istemiyordu; sadece küçücük şeylerden mutlu olmaktı hep hayali. Belli bir yaştan sonra yaşadığı şehrin kuru kalabalığını terkedip kaçmak istiyordu; sahil kıyısındaki küçücük bir kasabaya Elisa. Ve orada sadece belki bir köpeği, bir bahçesi olurdu; tabi yanında sevdiği adamla birlikte. Bu kadar zor değildi ya mutluluk... Bu kadar zor değildi ya küçücük hayallerden büyük mutluluklar yaratmak. "Benim de aynı hayalim var" dedi karşılığında Paul Elisa'ya. Ve yaşadığı böylesi bir mini tecrübeyi paylaştı onla. 

"Cennetin Provası gibiydi" dedi Paul ve devam etti; "15-30 metre ilerde yağmur yağıyor; sana gelişini izleyebiliyorsun. Çok yeşildi her yer. Farklı duygular hissedebiliyorsun. Ve seni olduğun yerde oturtup, 'Neden' sorusunu sordurtuyor sana orası". Ne güzel anlatıyordu; ne güzel kelimeler dökülüyordu klavyenin tuşlarından ekrana. Ta en derinlerde hissetti o huzuru Elisa... İşte dedi olması gereken buydu; yaşanması gereken buydu; hayaller buydu. Elisa'da yakın dönemde yaşadığı benzer bir tecrübesini başladı Paul'e anlatmaya. Aralarındaki enerji adeta sürükleniyordu bir bilinmezliğe doğru, ama güzel yönde. Ne tatlıydı aslında tanımadığı bu adam... Ve ne kadar benziyorlardı birbirlerine aslında... 

Çok geçmeden Paul, Elisa'ya bir teklifte bulundu. 

"Fırsat olursa beraber bir doğa çıkarması yapalım :)"
"Olur... Çok sevinirim :) Yaza o zaman"
"Tamam; anlaştık o halde :)" 

Elisa adeta mutluluktan şapşala dönmüştü ekranın karşısında. Daha bir ay önce tanımadığı bu genç adamın iyi ki ona geldiğini içinden geçirdi. İçinden "İyi ki beni bulmuş" dedi. Konuşma sonlandığında Elisa, hayatına çok yakın zaman sonra tamamen girecek olan Paul'ün umut dolu sözleriyle geceyi tamamladı. Artık Paul'ün dönüşünü beklemek daha kolay olacaktı.

Paul, bu konuşmadan 4 gün sonra geri geldi Chicago'ya. Elisa tam da spor salonunda çalışma programını ararken, belinde sıcak bir eli hissetti; "Selam" diyen bir sesle. Karşısında gördüğü Paul'ün bakışlarını özlediğini ona baktığı anda daha çok hissetti. Geri gelmişti Paul; işte tam da karşısında hatta yanındaydı. Tatlı tatlı gülümseyen gözlerle baktı Elisa Paul'e. O an aslında boynuna sarılmak ve onu öpmek geçmişti içinden; ama tuttu kendini. Belki Paul de aynı duygular içindeydi. Ama yine de bozmadı ne Elisa, ne de Paul çizgisini. Onlar için az biraz daha zaman vardı. 

Paul'ün dönüşüyle birlikte geçen her gün bu ikili daha çok yakınlaştı. Birbirlerine olan bakışları, konuşmaları, yakınlıkları daha sıcak; daha anlamlıydı artık. 

21 Nisan akşamı spor salonundan beraber çıktılar. Yani Paul öyle istemişti. Yolda beraber yürürlerken, Paul ilk randevuları için adımı sonunda attı. Evet; işte o uzun süredir beklenen an gelmişti. Bir sonraki gün birlikte ilk gerçek buluşmalarını yaşayacaklardı. Birbirlerinin telefonlarını almaya yeni cesaretlenen bu çiftin önünde hiçbir engel kalmamıştı artık. 

O gece Paul, eve bırakırken yanağına küçük bir öpücük kondurdu Elisa'nın... Elisa o masum öpücüğün sıcaklığıyla yatağına girip, huzurla uykuya daldı. 

Ve  tam da o sırada içinden "Hoşgeldin hayatıma" diye geçirdi Elisa gözlerini geceye kapatırken...


(Devam edecek...)


BURCU ÖZDER


30 Haziran 2015 Salı

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 3

Hep bunu yapıyordu Elisa... Nefes almayı çoğu kez unutuyordu. Sonra da içinde daralmalar başlıyordu. Aynı ruhuna çektiği bir nefesi bırakmak istemediği zamanlar gibi...

"Elisa" dedi karşıdan ona doğru gelen bir ses... "Oturma koltuğunu biraz daha mı yukarı kaldırman gerekiyor sanki" diye söze devam etti. Elisa öylesine kendi halindeydi ki başını kaldırdığı anda karşısında duran ve daha önce yüzünü görmediği, tanımadığı bu genç adamın ona ismiyle seslenmiş olmasına şaşırmış bir şekilde sadece öylece ona baktı. Neden sonra "Bilmem" diyerek ağzından bir sözcük çıkmasına izin verdi. Kimdi ona ismiyle seslenen bu kişi? Nereden biliyordu adını? 

Elisa ikinci kez geldiği spor salonunda dikkatini çekmeye çalışan Paul'ün varlığını ilk kez farketti. Daha önce yüzünü görmediği bu genç adamın gözlerindeki ışıltının ilgisini çekmediğini söylese Elisa, yalan olurdu. Ama yine de kendi eğitmeni Clark dururken, bu yabancının ona bir şeyler söylemesini garipsemişti. Ve yine dediğim gibi içinde "kimdi acaba o?" sorusunu doğurdu. Elisa, günü yine Clark'a yüzlerce hareketin sorusunu sorarak tamamladı. Ve aynı gün içinde Paul'ü bir kez daha görmedi. 

Günlük hayatının koşturmacasına öylesine dalmıştı ki Elisa, üçüncü kez spor salonuna gidişi birkaç gün gecikmeli oldu. İçeri girdiğinde Clark ile Paul yan yana durmaktaydı. Hızla ortaya selam verip, yürüyüş bandına doğru ilerledi. Yaptığı çalışmaların arasına koyduğu mini molalarda sürekli telefonuyla meşgul olan ve sosyal paylaşım ağlarında gezinen Elisa, etrafında olandan bitenden cidden bir haberdi. Ama arada gözü zaman zaman yan yana gelen Clark ile Paul'e takılmıyor da değildi. Hala genç adamın kimliği belirsizdi. Bu durum bir süre daha bu şekilde devam etti. 

********

"Ne işle uğraşıyorsun?" dedi Paul, Elisa'ya. Günler sonra ilk kez kendisiyle iletişim kuran bu yabancıyla konuşma imkanı oluşmuştu. Tam da günlük çalışması bitmiş; evine gitmek üzereyken. Birden kalp atışları hızlanan Elisa, "Çizgi Film yapımı ile uğraşıyorum" dedi; Paul'e. Paul'ün suratında tatlı bir tebessüm oluştu; "Ne güzel!" diyerek. Ve arka arkaya onu tanımaya çalışan Paul'den bir sürü soru geldi kendisine. Her birini sevimli bir edayla cevapladı Elisa. Bir ara gözlerinin içine derin derin bakan Paul, "Ne kadar iri gözlerin var" dedi. Elisa muzurca kendini tutamayıp güldü; ve ne diyeceğini bilemeyerek sadece "Öyle mi?" dedi. Ama aslında aklına gelen ilk cümle, Kırmızı Başlıklı Kız'ın hikayesindeki Kurtla olan konuşmaydı. Paul'e içinden o an "Seni daha iyi görebilmek için..." demek geçmişti; lakin tuttu iki dudağının arasından kaçmasını engellediği bu cümleyi. Çünkü söylese kim bilir nasıl görünecekti. 

Elisa o gece Paul ile yaptığı mini sohbeti düşünerek evine gitti. Ve bilmediği bir şey vardı; çoktan Paul, Clark'a Elisa'dan hoşlandığını söylemişti. Clark ise Paul'e bu konuda yardımcı olmak için ilerleyen günlerde daha çok bu duruma müdahil olacaktı. 


Elisa ertesi günü çok soru sormaktan çekindiği Paul'ü araştırmaya koyuldu. Tüm internet ağlarına girip çıkmaya başladı. Bu genç adam hakkında daha çok bilgiye ulaşma içgüdüsü oluşmuştu ruhunda. Engelleyemiyordu bunu. Birden bire dikkatini çeken Paul'ün onun için bir anlam oluşturmaya başlaması Elisa'nın ruhunda kelebeklerin uçuşmasına sebep olmuştu. Tam da bu sırada Paul'e ait bir video ile karşılaştı. 

"Bu ses.." dedi içinden Elisa. Öylesine naif, öylesine duygusal, öylesine dokunaklıydı ki... Hissederek söylediği şarkının içinde adeta sözlerle dans ediyordu. Elisa bilgisayar ekranının karşısında ona kitlendi. Paul'ün hiç tahmin edemeyeceği bir yanıyla karşılaşmıştı. Zaten aslında Paul hakkında ne biliyordu ki... Bir adam bu kadar duygusal olabilir miydi? Evet; olabilirdi. İşte karşısındaydı. Elisa'nın gözünde şarkı bittiğinde bir başkaydı artık Paul. Bu romantik adama gelecekte daha dikkatli bakmaya karar verdi. 

********

Geçen üç haftalık süre içerisinde çok şeyler oldu. Mesela Elisa, spor eğitmeni Clark'ın kız arkadaşı Samantha'yla tanışmıştı. Paul, sadece salona gidip gelen Elisa gibi biri değilmiş aslında. Meğer Clark ile Paul, çocukluk arkadaşıymış. Elisa tüm bu detayları öğrendikçe onların hayatlarına daha çok girdiğini gördü. Samantha'nın tanıştıkları andan itibaren Elisa'ya yakın durmaya çalışması ve Paul'ün  her fırsatta çalışmasını yaparken ansızın Elisa'nın yanında bitmesi, Tanrım bunların hepsi birer işaretti. Paul'ün Elisa'dan hoşlandığı iyice ortaya çıkmıştı. Lakin yine de Elisa, elinde olmadan heyecanına yenilmek istemiyordu. Hep kafasında "ya ben yanlış anlıyorsam" sorusu dolaşıyordu. "Ya her şey benim kafamda birer kurmacaysa..." Duygularını olabildiğince dizginleyen Elisa için her şey bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydı? 

Tam her şey yolunda giderken Paul, birden ortadan kayboldu. Her zaman salonda denk geldiği Paul'ü göremeyen Elisa, nerede olduğunu merak ederken Samantha, onun bir iş için kısa süreliğine Detroit'e gittiğini söyledi. Birden yüzünü ekşitti Elisa, "birkaç gün mü?" dedi içinden. Sürekli görmeye alıştığı Paul'ü göremeyecek olması onda kocaman bir eksiklik yarattı. 

O gece eve gelen Elisa banyosunu yapıp, bilgisayarını yeniden açtığında günler önce Facebook'tan eklediği Paul'ü online gördü. Ve hiç durup düşünmeden ona bir konuşma penceresi açarak, mesaj attı. 

"Slm!.."


(Devam edecek...)


BURCU ÖZDER

23 Haziran 2015 Salı

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 2

Bir adam... Adı Paul, 30'lu yaşlarına yaklaşan genç bir delikanlı. Bebeksi yüzü ve kusursuz vücuduyla etrafındaki kadınların ilgisini çeken biri. Hayatının ağır yüklerini gözlerinin puslarına yerleştirmiş, o buğulu ifadelerle etrafına bakan bir duygu çukuru... Sırları ve hayata bakışı, onun sessizliğine gömülmüş durumda. O sessizlik ki onun hem sonu hem başlangıcı aslında. Seçimleri onu iyice dibe çekerken, etrafına halinden memnun olmadığını ifade etse de gerçekte yaşantısından memnun olan bir çapkın. Paul; hemen her kadının hayatına girmiş ya da girebilecek olan bir adam. Elisa'nın hayatına da aniden girerek onu asıl etkilediğini gördükçe Paul'ü daha iyi tanıyacaksınız.

********
Paul, Detroit'ten çıkıp kendini Chicago'ya attığında geride her şeyi bırakacağını sanıyordu. Ama öyle olmadı. Yaşadığı dünya onu yine esir almıştı. Paul, anlık zevklerinin kurbanı olmaya devam edecekti. Hayalindeki hayata kavuşması yakın olduğu kadar uzaktı onun için. Çünkü kendi kaosunda sürekli boğuluyordu. Ve çırpındıkça daha da derinlere doğru ilerlemekteydi. 

Elisa, Paul'ü ilk tanıdığında hayatına dair elbette ki hiçbir şey bilmiyordu. Oysa Paul ona "Sor; bana bir şeyler sor. Her şey olabilir. Saçmada olsa soru sor" demişti. Elisa bu cümle karşısında memnun, ama utangaç bir edayla gülümsedi ona. İlk aklından geçen soru; "sevgilin var mı?" demek kadar saçmaydı. Ama o an dudaklarının arasından sadece "Peki" demek geçmişti; hafif kızaran yanaklarının allığında. Onunla bir şeyler yapabilmek, bir şeyler paylaşabilmek küçük küçük o kadar güzeldi ki... O kadar masumdu ki her şey... O kadar olması gerektiği gibiydi ki... Elisa tüm bunlardan fazlasıyla etkilenmişti. Paul'ün Elisa üzerinde bıraktığı iz; şefkat ve hoşgörüydü. Elisa'nın da seveceği adamdan beklediği aslında sadece o güveneceği liman olmasıydı. Başını dayadığında omzuna saçının okşanmasıydı; huzurun adresiydi onun için aşk da sevgi de. Birbirine yetebilmekti; bir olabilmekti iki kişinin birbirine olan bakışmaları. Aradığımı buldum sanırım diye geçirdi Elisa içinden. Artık suskun ve mütevazi olanın içinde saklıydı aradıkları onun için. Ya da o öyle sanıyordu. Bunu zaman geçtikçe kendisi daha iyi anlayacaktı. 

Paul, Detroit'te ailesiyle birlikte yaşamaktaydı. Küçük ve kendi halindeki hayatlarının içinde kim bilir ne fırtınalar kopmuş, ne zorlukları göğüslemek zorunda kalmışlardı. Elisa açtığı bilgisayar ekranında internetten Paul'e ait fotoğraflara baktığında eksik olan bir parçayı çoktan farketmişti. Hayatında değer verdiği dostlarıyla, arkadaşlarıyla ve kardeşleriyle çekilmiş fotoğrafları varken bir tek kişiye ait hiçbir kare görememişti. Babası... Acaba dedi içinden neden yoktu? Ne olmuştu? Puslu bakışlarının altında gizlediklerinden biri de o muydu? Elisa birlikte geçirdikleri zaman içinde bu konuda hiçbir şey sormadı Paul'e; soramadı. Çünkü sormaması gerektiğini hissediyordu. Paul ile yaptıkları ilk sabah kahvaltısında bile Elisa ona kardeşlerini sorarken, anne ve babasına dair tek bir soru yöneltmemişti. Çünkü zaten istese Paul ona hayatını, geçmişini anlatırdı. Anlatmıyorsa hazır olduğu zamanı beklemek en iyisiydi.

Elisa ve Paul'ün yolları aynı sitenin içinde kesişmişti. Blokları yan yanaydı. Hatta her sabah aynı cafede kahvelerini yudumladıklarını neden sonra farkettiler. Ama Paul'ün Elisa'yı ilk gördüğü yer yine gittikleri aynı fitness salonunda olmuştu. Yazın gittikçe yaklaşması Elisa'yı endişelendirmişti. Adeta bütün bir kışın ağırlığı üzerine yapışmış gibi hissediyordu. Sanki biraz toparlanmaya ihtiyacım var diye içinden geçirdiği bu cümle ile Elisa kendini durduramamış ve hemen soluğu spor salonunda almıştı. Paul zaten düzenli olarak spor yapan biriydi. Hemen her gün salonda olduğundan içeri ilk kez adım atan Elisa'yı gördüğünde bu yabancının kim olduğunu merak etti. Çünkü Elisa hemen her girdiği ortama ışıltısını yayan biriydi. Onun ruhundaki güzellikler ve pozitif enerjisi etrafını adeta aydınlatırdı. 

Elisa çok geçmeden kendisine yardımcı olan eğitmeniyle hemen bir çalışma programı oluşturdu. Ardından da sırayla egzersizlerine başlamış oldu. Etrafında ne olup ne bittiğinin farkında bile değildi Elisa. Oysa Paul, daha ilk görüşünde Elisa'dan hoşlanmıştı. Kendini o gün hiç göstermedi Paul Elisa'ya. Ta ki Elisa'yla ikinci kez spor salonunda karşılaşıncaya kadar...



(Devam edecek...)


BURCU ÖZDER

18 Haziran 2015 Perşembe

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 1


Bir kadın... Adı Elisa; 30'lu yaşlarında hala genç, hala enerjisi yüksek ve hala güzelliğini yitirmemiş bir genç kadın. Gözlerindeki ışıltının kaybolmamış olmasını dileyen bir benlik. Ruhu hep özgür, kalbi bir o kadar da yorgun bir kişilik. İçinde hep bir fırtına koparan, onu alıp oradan oraya vuran durdurulamaz bir çılgın. İnatçı ve mazoşist bedeninden yorulmuş bir kişilik aslında Elisa. Onu tanıdıkça belki kendinizden parçalar bularak daha çok seveceksiniz; belki de daha çok nefret edeceksiniz. Seçim sizin? Elisa'nın hayatına hoşgeldiniz! 

********
Güzel bir yazın öğleden sonra saatleriydi. Havada güzel bir doğa kokusu vardı.  Her yer insan doluydu. Havuza girenler, güneşlenenler, su da şakalaşanlar, etraf adeta cıvıl cıvıldı. Hele ki o güneşin parlak dokusu üzerine değdikçe Elisa bedeninin ısındığını farkediyordu; ama ruhundaki soğukluğu hiçbir şey dindirmeye yetmiyordu. Kafasında hep aynı deli sorular vardı. Bir türlü onlardan kurtulamıyordu. Aslında sorularının cevaplarını almıştı; fakat yine de engelleyemediği o cümleler ve ifadeler onu kasıp kavuruyordu. 

Birden elini çantasındaki telefonuna attı. Sakince yine aynı mesaj kutusuna girdi; ve okudu “Ne istediğimi, ne yapmak istediğimi bilmiyorum”. “Bilmiyorum mu?” diyerek bir kez daha kendi kendine fısıltıyla söylendi. Bilmiyor musun cidden dedi içinden ekrana bakarak. Paul’den ayrı kalalı tam tamına 21 gün olmuştu. Ve Elisa geçen her günün daha kötüye doğru gitmesine engel olamıyordu. Biriken öfkelerinin ve yaşadıklarının onda bıraktığı izleri hem silmek istiyordu üzerinden; hem de onlara sımsıkı sarılmış hepsini salıverse geride ondan kalacak sanki hiçbir şey olmayacak gibi kendisine geliyordu. Kurtulamadığı ikilemler gittikçe artıyor; onu da bilmediği karanlık bir çukurun içine doğru sürüklüyordu. Aynı Paul’ün zaman zaman bakışlarında yakaladığı karanlık dünyası gibiydi hissettikleri. Belki de o karanlık dünyanın içinde bile bile kaybolma arzusunu dindiremediğindendi tüm bu yaşadıkları. Ancak Elisa bile buna tam anlamıyla bir cevap bulamıyordu.

“Zihnimden artık onu atmam gerekiyor“ diye içinden geçirdiği cümleyle Elisa telefonu birden bıraktı. “Onu düşünmek istemiyorum” dedi içinden sitemkar bir şekilde. Hele ki burada. İnsanların tam da ortasında yine ağlamaya başlayamazdı. Çünkü ne zaman yaşadıkları aklına gelse durduramıyordu gözbebeğinde biriken yaşları. Gözlerini ve bedenini bir kez daha güneşe özgürce bıraktığında aslında hiç de özgür olmadığını, bağlarının sımsıkı bir başkasına bağlı olduğunu farketti. O kahve gözlerin içinde hapisti; ve tutuklu kaldığı her saniye, orada daha da çok kalacağını ona fısıldıyordu.

Elisa kendisine acı vermekten hoşlanan bu adama neden bu kadar bağlanmıştı. Onun hayatındaki sırları mıydı bu kadar bağlanmasına sebep acaba? Ah, bir bilebilseydi neyin onu esir aldığını… Tüm bunlar yine zihninde Elisa’ya oyunlar oynarken o gözlerini kapattı; ve yattığı şezlongda biraz uyumaya çalıştı. Çünkü buna çok ihtiyacı vardı.

********
Eve geldiğinde çantasını ve havlusunu bir köşeye doğru fırlattı. Ne kadar zamandır evle ilgilenmediği gözüne ilişti. Dağınık olan eşyaların yerini düzeltmek bile içinden gelmiyordu. Her şey olduğu gibi kalabilirdi. Zaten ne önemi de vardı ki… Ha orada durmuşlar; ha dolabın içinde… Tüm bu hengame işlerin ne kadar boş ve sıradan olduğunu nelerle meşgul ediyoruz hayatlarımızı” diyerek düşündü. 

Ardından yavaşça üzerindeki plaj elbisesini çıkarttı. Bronzlaşan tenine aynada baktı. Bugün normaldekinden daha fazla güneşin altında kalmıştı; ama bu ton farkı ona çok yakışıyordu. Sonra yavaşça banyoya doğru ilerledi. Önce bikinisinin üstünü, ardından da altını çıkarttı; ve hepsini düştüğü yerde bıraktı. Duşun suyunu sıcağa doğru ayarlayıp, küvetin içine girdi. Çıplak bedenine değen suyun güzelliğinde saçını şampuanlamaya başladı. Pürüzsüz, yumuşacık teninde aşağı doğru süzülen köpüklerin rahatlatıcı etkisini çok rahat hissedebiliyordu. Sanki Paul’ün parmakları o an teninde dans ediyordu; ya da dudaklarının ince dokunuşları eşliğinde kendisini ona teslim ediyordu. Banyo lifini üzerinde gezdirirken içindeki arzunun ortaya çıkmasından korktu bir anda Elisa. Onu tanrıçalaştıran bu adamın izleri hala üzerindeydi. Hala kalbi onunla seviştiği zaman ki gibi inceden inceye titriyordu. Ve yanında olsa şimdi bu suyun altında neler olabileceğini hayalinden geçirirken ona her anlamda sahip olmanın, onun da her anlamda kendisine sahip olmasının ne kadar büyüleyici olacağını bir kez daha her yanında hissetti. “Aptal” dedi içinden bir kez daha Paul’e… Her şeyi berbat ettin! 


(Devam edecek...)


BURCU ÖZDER

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...