23 Nisan 2017 Pazar

Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin!

Sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Hayat mı? Nefes mi? Hayaller mi? Güneş hep parlar mı? Oysa bunun gecesi yok mu? Ay ve yıldızlar sonsuza kadar bize göz mü kırpar? Oysa ki onlar da sabah olunca kaybolmuyorlar mı? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Sonsuzluk nedir? 

Bizi yok eden acılar var hayatta; bir de bizi büyüten acılar var. Hangisi daha iyi bilmiyorum. Hala öğrenemediğim dünyanın en acımasız yerinin insan yüreğinin çoğu zaman bir pislik olduğu... Evet yanlış duymadınız. Size küfür gibi mi geldi söylediğim kelime? Gelmesin; çünkü ne yazık ki bu gerçeğin ta kendisi. Zalimiz; ve bu zalimliğimiz kalbimizi bırakın; tüm bedenimizi sarmış. Hastalanmış ruhlarımız. Öyle ki iyileştirilmesi imkansız hale gelmiş. Yitip giden onlarca duyguyu görmezden gelmişiz -de bir tek umursamaz hallerimiz bitmek bilmemiş. Acıya ortak olmak, acıyı yaşamak, biliyor musun o bile sonsuza kadar sürmüyormuş. Zaman ilaç mıdır? Yoksa hafıza kaybı yaratan küçük bir haptan mı ibaret hala bilmiyorum. Gerçekler, söylenmemiş onlarca kelimenin ardında adeta. Söylenmemiş olan her kelime anlamını yitiriyor; iyisiyle kötüsüyle. Ve biz her geçen gün tükenmeye devam ediyoruz. 


Sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Çünkü ben bilmiyorum. Hala küçük, saf, aptal bir kız çocuğuyum. Şu hayatta ısrarla öğrenmek istemediğim acımasız gerçekleri yüzüme vurmaya utanmayan sahte dürüstlük abidesi heykellere gülümsüyorum. Her birini elime bir çekiç alıp kırıp dökmek istiyorum. Yıkılsınlar istiyorum. Sahte putluklarını yok etmek istiyorum. Ama o bile sonsuza kadar sürmüyor değil mi? Öfke... O bile bir yere kadar. Peki sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. 



BURCU ÖZDER

6 Nisan 2017 Perşembe

Kelebeğin Kanatlarındaki AŞK

Aşk, küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Oraya tutunmuş; gökyüzünün ahenginde uçmaktaydı. Kozasından çıkmayı bekleyen bir tırtılın hikayesindeydi. Özgür olmak için; uçmak için; kavuşmak için bekliyordu. Bilmiyordu gerçekte hayatın onun için kısacık olduğunu... 

Aşk; küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Rengarenk pelerinini her çırptığında yarattığı rüzgarın o büyülü etkisinin de farkında değildi. Hayat; kelebek etkisindedir. Rüzgarı o kadar kuvvetlidir ki o küçücük beden kaderi sadece sizin yazdığınızı size öğretir.


Aşk; küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Çin'de bir kelebek, bir çiçeğin üstüne konarken kanat çırptı diye Karayip adalarında fırtına çıkarmış... Çırp o zaman sen de küçük kelebeğim kanatlarını... Bırak fırtınan essin gürlesin... Eğer söylediklerin düşüncelere dönüşecekse, düşüncelerin duygulara dönüşecekse, duyguların davranışa dönüşecekse, davranışların alışkanlıklara dönüşecekse, alışkanlıkların değerlerine dönüşecekse, değerlerin karakterine dönüşecekse, karakterin de kaderine dönüşür işte o vakit. Yaz kaderini küçük kelebeğim... Çünkü Aşk, sadece senin kanatlarında gizli... 



BURCU ÖZDER

1 Nisan 2017 Cumartesi

VADEDİLEN KARANLIK

Bana vadedilen sadece bir karanlıktı. Gözlerimi kapattığımda gördüklerim, hissettiklerimdi varoluşumu sağlayan. Beni özgürlüğe kavuşturan. Bedenimi sarmalayan, tutkuya sarılan, ihanete gülümseyen bir kara mizahtı her şey. Eğer koşarken aniden durmanın dengenizi altüst edeceğini bilmiyorsanız; o zaman düşme korkunuzdan dolayı siz hiç koşmamış ve durmamışsınızdır. 

Beynimden süzülüp, tüm kaslarımı, damarlarımı saran korkunun beni tutsağı yapmasına izin veremezdim. En büyük korkularımın bile esareti altına girecek olsaydım; kan kırmızısına benzeyen günahkar şarap kadehinden yudum almaya cesaretim olabilir miydi o zaman? 

Eğer karanlıktaki boşlukta dudağımızın arasında duran sigaranın dumanında boğularak, kum saatinin hayatımızı kimi zaman ağırdan, kimi zaman ise süratle çalmasını bekliyorsak sadece, baştan kaybetmişizdir. Ve o kaybetme korkusu sizin şah damarınızı kesmek için biçilmiş bir kaftandır. 


Bırak rüzgara kendini... Bırak karanlık boşluğa bedenini... Savrul ordan oraya, yuvarlan toprakta, bulan çamura... Bırak özgür bıraksın karanlık bedenini, zihnini... Sadık kalma hiçbir şeye... Sadakat seni mutsuz yapar. Bugün tüm günahkarlığı ortaya çıkart; ve sadece kendin için, duyguların için, hayallerin için dans et! Söylemek istediğin her şeyi dök yüreğinden ortaya... Koş; hiç durmadan koş... Bırak düşüşün de ayakta kalmaya çalışman kadar sert olsun. Zaman onun istediği gibi değil; senin istediğin gibi olsun. 

Bana vadedilen sadece bir karanlıktı. Eğer ben aydınlıkta yer almak isteseydim; o zaman sadece olanı görecektim. Olmayanı görmek için korkusuzca daldım; karanlığın ortasına. Ve şimdi vurduğum dipten tekrar çıkıyorum. Özgür olmak için; yeniden varolmak için!



BURCU ÖZDER

26 Ocak 2017 Perşembe

Hayal Edin!


İnsan... Bir varoluş sebebidir. Tükendiğini sandığında bile yaşamak için mücadele eder. Nefes aldıkça yaşar; yaşamak istedikçe umut eder. Umutlar... Onlar değil midir bizi hayata bağlayan?

Puslu gözlerin ardında yaşanan onlarca hayal kırıklığı vardır. Bizi neyin ya da nelerin, hangi olayların ya da insanların üzdüğünü düşünmemiz değildir aslında çözüm. Çözüm; ne istediğimizdir; neyi beklediğimizdir. Ve onun için ne yaptığımızdır. İzin verin kendinize, izin verin size ulaşılmasına... Yüreğinizdeki kopan fırtınalara isyan etmeden onlarla başa çıkmaya çalışın. Bunun için ise önce yüreğinizin sesini dinleyin.

Uzanın bir koltuğun köşesine hemen şimdi... Ayaklarınızı uzatın; ellerinizi tam da kalbinizin orta merkezinde üst üste koyun. Ve gözlerinizi yumun. Önce nefes alışınızı duyun. Yavaş yavaş ve derinden... Sonra yüzünüze vuran güneşi düşünün; onun sıcaklığını ve ışıltısını hissedin teninizde. Bir ayçiçek tarlasında adım adım ilerlediğinizi hayal edin. Elleriniz her bir çiçeğe tek tek dokunsun. Siz yürüdükçe sonsuzluğa uzanan masmavi gökyüzünü seyredin. Minik minik bulutların sizi nasıl takip ettiğini görün. Yüzünüzde oluşan o tatlı tebessüme izin verin. Huzuru ve umudu içinizde, derinlerinizde farkedin. Siz sonsuzluksunuz... Unutmayın; hayalleriniz kadar varsınız; umutlarınız kadar yaşarsınız. O yüzden ışığınızı bulun; ve ona doğru yol alın. O sizi koruyacak olan tek şey. Bırakın yolunuzu aydınlatsın.


Ve yürüyün; adım atmaya devam edin. Çiçeklerin ardında sizi bekleyen bir göl olduğunu göreceksiniz. İlerleyin oraya doğru... Çıkartın şimdi ayağınızdaki ayakkabıları, kıvırın pantolonunuzun paçalarını ve çıplak ayaklarınızı parıldayan suyun içine doğru sokun. Buz gibi... Keskin suyun soğukluğunu hissedin. Teniniz güneşin kavurucu sıcaklığıyla suyun keskin soğukluğu arasında bırakın savaşsın. Ve siz gülümsemeye devam edin. Çünkü hayatı yaşıyorsunuz. Hayat size varolmanın ne demek olduğunu hatırlatıyor. Sınavdasınız unutmayın! Yenilgilerimizle, galibiyetlerimizle yaşamayı öğrenmek zorundayız. Çektiğimiz acılar ne kadar büyük olursa olsun zamanın bize ilaç olacağını yine zaman bize hatırlatıyor. 

Şimdi tüm bu hayallerinizi küçük bir makara ile geriye doğru saralım. Sudan geri çıktınız; geri geri yürüyerek tekrar ayçiçeklerin arasından güneşin size vurduğu o ilk ana doğru ilerlediniz. Aldığınız nefese yavaşça geri dönün. Ve gözlerinizi aralayın. Tüm bu hayalleri kurduğunuzda başınızı nereye yaslamıştınız? Hatırladınız mı? Bir tek size onu söylemedim. İşte burada seçim sizin... Sizi sevip, ruhunuza dokunmak için can atan insanın dizlerinde mi uyanmak istersiniz; yoksa soğuk bir yastığın mı size eşlik etmesini dilersiniz? 

Bazen sadece bir omuz bile yeter sığınmak için bir limana... Bırakın limanınız olsun. O limanda ruhunuz dinlensin. Saçınız yavaşça okşansın; ve siz güven içinde olduğunuzu bilerek uyuyun.


BURCU ÖZDER



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...