17 Mart 2014 Pazartesi

Yoksun aslında... Yoksun işte!

Kalabalık caddelerin ortasındayım... Yüzüm gözüm dağılmış bir vaziyette. Rimellerim gözlerimden akmış; bulaşmış yanaklarıma... Rujum silinmiş, yarım yamalak dudaklarımda. Buğulu bakışlarla netliği yakalamaya çalışıyorum. Arabalar vızır vızır bir sağımdan bir solumdan geçip gidiyor. Susmuyor kulaklarımdaki çığlıklar. Kapatıyorum ellerimle, duymak istemiyorum haykırışları, isyanları. Sebebim değilsin; hiçbir şeyim değilsin. Bırak beni öylece! Bırak beni sessizliğime... 

Bir değildik; hiçbir şey değildik biz... "BİZ" diye bir gerçeklik yoktu; hiç olmamıştı. Savrulmuş hayatların esiriydik. Öylece, bir başımıza baktığımız gecelere... Sarhoştuk belki... Hep sarhoştuk zaten bu hayatın bize getirdiklerine. Bağımlıydık bize acı çektirenlere... Kifayetsiz kalan cümleler gibiydik. Anlatılamaz; anlaşılamazdık. Ha vardık; ha yoktuk... Yok olmanın anlamsızlığındaydık!

Yürür gibi değil; koşar gibi hiç değildik. Ellerimizi birbirine vursak; şakşaklasak tüm şu dünyayı, "Hadi be kardeşim; git be oradan; git be yanıbaşımdan" desek; desek de aslında hiç işitilmesek! Amaçsızca yol alsak... Bugün istediklerimi yarın istemediğimi görsem... Görsem de ne değişecek! Yalan, ziyan, kıyan onlarca nedene bakınca... 

Ah be dostum! Ah be karşı duvar! Çok mu tekmeledim seni bu sabah... Çok mu konuşup ağrıttım başını bu akşam... Ne sabahım, ne akşamım değilsin ki... Zaten hiç olmadın! Olamazdın da... İstemedin "Olur" olmayı sen aslında... Bu hayatta varoldun; ama neden varolduğunu bir türlü anlayamadın.

Elimde koca bir şişe şarap... Dikiyorum kafama içindekini içime doğru... Hadi diyorum unuttur bana tüm bu yaşanan yalan hikayeyi... Unutsun beynim, algıyı kapatsın; çeksin fişini şu arabaların arasında... Biri çarpsın bana ve her yer tüm renklerden ayrışıp sadece siyaha boyansa... Ne dersin? Var mısın gitmeye? Uzaklara, çok uzaklara gidip, tüm pisliklerden silkelenmeye... 

Yoksun aslında... Yoksun işte! Hiç olmadın ki aslında... Varolmanın ne olduğunu bilmediğin bu dünyada sen hiç doğmadın ki aslında! 



BURCU ÖZDER

28 Şubat 2014 Cuma

Halkamın içinde misin?

Kimileriniz bilirdi; kimileriniz bilmezdi önceden beni. Ben bilinmek istediğim kadar gerçek, istediğim kadar gizliydim. Sevdiklerimle sevmediklerim hep içimde bir yerlerde gizliydi. Çözebilenler; çözemeyenlerden hep çok daha azdı benim için.

Keşfetmek; tanımlamak; anlamak; yorumlamak hep zordu bir diğerlerine göre... Çünkü gün geldiğinde vazgeçmeyi de bildim; mücadele etmeyi de. Akıl danıştığım hep dostlarım oldu; lakin biliyorlardı ki aslında ben gene bildiğimi okuyacağım. Elbette ki onların her bir düşüncesi her daim değerliydi. Ama benim için esas değerli olan sonuç; bunu ben istedim; ben seçtim; ve "keşkem" olmayacak diyebilmemdi. 

Çoğu zaman asi ruhum, hep özgürlüğüne koşmayı istedi. Uçmayı, bilinmeyene doğru adım atmayı, yaşamayı, gerçekten nefes almayı... Bir diğer ruhum ise kuralcıydı. Özgürlüğünü yine de çizdiği ince çizgide ki hep gizli kalmış o kurallarına göre yaşadı. Çift ruhlu olan ben ağlarken gülen, gülerken ağlar oldu. Ve kimse tam anlamıyla aslında beni tanımlayamadı. 

Gerçekte ne var biliyor musunuz? Sizin kendinizde gösterdiğiniz renginiz kadar rengim ben de. Siz kadar var; siz kadar yokum! Yok olmak gerçekten istersem bir daha beni bulamazsınız. Ve kimileri için de gerçekten yok oldum. Yeter ki ne istediğimi bileyim. Yeter ki ne istenildiğini bileyim. 

Şimdi bilinen ile bilinmeyen ben arasında sıkışıp kaldım. Bir tık ileri, bir tık geri adımlarla kendime bir daire çiziyorum. Dairenin içi mi daha sevimli yoksa dışı mı inanın bilmiyorum. Tek bildiğim iki beni de kabul edenlerin olduğu bir dünya istediğim. Tüm renklerimle, tüm samimiyetimle ve tüm hırçınlığımla varolmak... 

Zorla sev beni demek; sevme demek kadar saçma! O halde yerküreme gelen her dosta merhaba! Ve gidene elveda! Gerçekten istemiyorsan da oyun halkamdan çıkma! 


BURCU ÖZDER

10 Şubat 2014 Pazartesi

Tek Yastıkta Uyuyan Aşk…

Yastığın büyüsünü hiç hissettiniz mi? Bir yastığın… O bir yastığın aslında ne çok şey ifade ettiğini hiç düşündünüz mü? Düşünmelisiniz oysa ki! Farketmelisiniz…

"Bir yastıkta kocayın…" sözcüğünün anlamını geçenlerde arkadaşlarla biramızı içerken ben de yeni farkettim. Sevdiğiniz adamla tek bir yastığı paylaşmayı mı yoksa büyük bir yatakta herkesin kendi yastığının olmasını mı istersiniz? Siz olsanız hangisini tercih ederdiniz? 

Tek bir yastığa iki kişinin başını sığdırması zordur değil mi? Aslında hayır! İkinci yastık, hep sevdiğinizle aranızdaki en büyük engeldir. Tek bir yastık size dünyaları verebilir. Paylaşmayı öğretir size… Hem de hiç sıkılmadan, bıdı bıdı yapmadan, hoşunuza gide gide paylaşmayı öğretir! O bir yastık, iki kişiyi birbirine yakın eder. Kavga etseler bile onları dipdibe uyumaya mecbur eder. O bir yastık, aşık olmayanı bile kendine aşık eder. Ama ikinci yastık hep bir kaçıştır. Ha kendi yatağınızda yatmışsınız; ha bir başkasının yatağında farketmez. O an kendi yastığınız vardır; ve onu kavrayıp, yanınızdakine sırtınızı dönebilirsiniz; vücutlarınızı birbirinizden uzak tutabilirsiniz. Oysa ki o bir yastık, iki kişiyi birbirine kelepçeler. Sarmaş dolaş uyumayı, nefeslerin nefeslere karışmasını, yanındakinin kalp atışlarını hissetmesini, sıcaklığı verir size. O bir yastık; aslında hayattır. Ve hayatınıza anlam katmak için vardır.

O yüzden evlenenlere eskiden o upuzun, tek parçadan oluşan yastıklar verilirmiş; yataklarına konurmuş. Şimdi yastıklar ayrı, hayatlar ayrı, bedenler ayrı, hayaller ayrı, aşklar sıradan…

Her ikisini de tatmış biri olarak ben o tek yastığı istiyorum. Ya siz? 



BURCU ÖZDER

7 Şubat 2014 Cuma

Gitme Başka Diyarlara...

Özgürlük... Özgür olmak! Ne kadar özgürüm peki ben? Ruhum ne kadar özgürlüğe yakın? Seçimler... Hepsi de özgür olmak için mi yoksa?

İstanbul... Yeditepenin efendisi koca şehir... Adaları ile süslü büyülü kent... Gitsem şimdi Büyükada'ya... Çıksam en yüksek noktasına... Açsam kollarımı ufka ve bağırsam tüm gücümle yüreğimden geçenleri... Haykırsam dünyaya bütün öfkemi.... Kalır mıyım özgür acaba? Yüreğimdeki kuşu salsam masmavi bulutların arasına... Susar mı çığlıklarım bir anda?

Yangınlar biter mi? Fırtınalar diner mi? Bir vapurun derinden gelen sesi alıp götürür mü beni uçsuz bucaksız bilmediğim mutluluğa? Hadi be söyle hayat, umut bu yeryüzünün neresine saklandı da bulamıyorum onu ben! Neden her şey bu kadar zor?

Susma! Sessizlik canımı sıkıyor! Konuş benimle... İster rüyalarımda, istersen ben sustuğumda... Ama uzat elini bana umut! Gitme başka diyarlara…


BURCU ÖZDER


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...