13 Ağustos 2015 Perşembe

Elisa'nın Gizli Dünyası Çok Yakında Sizlerle...


"Elisa'nın Gizli Dünyası"nda serinin devam bölümlerini biliyorum ki merak ediyorsunuz... Çünkü Part 7 yayınlanmadı. Aslında diğer bölümlerde de eksik parçalar mevcut. Neden mi? Çünkü "Elisa'nın Gizli Dünyası" kitap haline döndü. Geçtiğimiz günlerde de özel bir baskısı alındı. Şimdi ise kitabın daha da gelişmiş hali sizlerle çok yakında buluşmuş olacak. Evet; yanlış duymadınız. Elisa ve Paul'ün yaşadığı hayatlar, sizlere aslında hepinizin hayatlarında olan ya da olabilecek olan bir  dünyayı önünüze seriyor. 

Çok yakında yayınlanması planlanılan kitabın şimdiden meraklı okuyucuları bekleyişe geçti bile... Herkes bu hikayede nelerin olduğunu ve nasıl bir sonun kendilerini beklediğini merak ediyor. Sizleri az daha merakta bırakacağım. Ancak emin olun pişman olmayacaksınız. 

En yakın zamanda görüşmek dileğiyle... 



BURCU ÖZDER

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 6

Gözlerini araladığında oda ışıkla dolmuştu. Bir an için dün gece yaşananlar aklına geldi.  Ve Elisa yatağından doğrulup, parmak uçlarında yavaşça ilerledi. Salonda hala derin derin uyuyan Paul'e baktı. Dün gecenin bir rüya olmadığından bir kez daha emin oldu. İçi rahatlamışçasına hafifçe tebessüm etti. Ardından mutfağa gitti. Ve ona kahvaltı hazırlamak için evdeki eksiklikleri belirleyip, hemen üstünü değiştirdikten sonra sessizce kapıyı açtı. Paul'ü uyandırmadan markete gidip, gelmesi gerekiyordu. 

Domates, salatalık, biraz peynir... Sanırım bu birkaç şey onun için yeterli olabilirdi. Çünkü zaten aslında evde geri kalan her şey vardı. Ama ilk kez Paul'e kahvaltı hazırlayabilecek olmasının heyecanı ile masada eksik bir şey olsun istemiyordu. Hızla eve geri geldi. Kapıyı yine yavaşça açtı; içeri girerken Paul'ün olduğu yerde kıpırdandığını farketti. Hafifçe doğruldu Paul olduğu yerde ve elinde poşetlerle koridorun girişinde durmakta olan Elisa'yı gördü. 

Gülümseyerek "Günaydın!" dedi Paul.

"Günaydın! Nasıl rahat uyuyabildin mi?"

"Evet; gayet iyiydi"

"Kahvaltı hazırlıyorum; birlikte yaparız değil mi?"

"Aslında yavaştan çıksam iyi olur. Çünkü ancak hazırlanıp, işe geçebilirim."

"Peki, nasıl istersen" 

Elbette ki kahvaltıyı es geçmek en son isteyeceği şeydi Elisa'nın. Çünkü bu genç adamla ilk kez güne aynı evin içinde gözünü açmıştı. Onunla aynı masada oturup, evi aydınlatan yeni günün güneşi ile sıcacık bir sohbet eşliğinde kahvaltıyı yapmak; aslında dün geceyi tamamlayacak son parçaydı. Ama olsun! Moral bozmak yoktu yine. Daha çok sabahları olacaktı artık. 

Elisa elindekileri mutfağa bırakıp, salona Paul'ün yanına geçti. Paul de bu sırada üstüne örttüğü örtüyü toparlamaya çalışıyordu.

"Tut bakalım ucundan" dedi. 

Elisa bir çırpıda Paul'ün ona uzattığı parçayı tuttu. Birlikte katladılar polar battaniyeyi. Hani evli çiftler bazen çamaşırlar yıkanıp da kuruduktan sonra nevresimleri ya da çok büyük parçalı örtüleri birlikte toparlarlar ya aynen öyleydi ikisinin de hali. İlk kez birlikte bir şey yapabilmenin güzelliğini tattı o an Elisa. Bu düzenli adam, mükemmel miydi cidden? Paul'ün bu halleri oldukça hoşuna gitti Elisa'nın. Katlama işini tatlı tatlı birbirlerine tebessüm ederek bitirdiler. 

Koridora doğru ilerlediler. Elisa dolabı açıp da montunu geri verirken Paul'e, aslında  onu uğurlamak istemedi bir an. Doyamamıştı sanki. Hala ona deli gibi sarılası geliyordu.  E peki o zaman neden geceyi koltukta birlikte uyuyarak daha çok Paul'ün yanında geçirme şansı varken yatağına gitmişti Elisa? Nedenini o da tam bilemiyordu. Ama hemen birine alışması, bir başka bedene alışması kolay olmuyordu Elisa için. Hele ki biriyle birlikte uyuyabilme fikri. Hep yaşadığı ilişkilerinin başlangıcında böyle sersemleşirdi. İçinden geldiği gibi hareket etmede zorlanırdı. Aslında aklından geçen birinin yanında uyumaksa bile bunu hemen yapamayabilirdi. Tabi Paul bunu bilmiyordu. Çünkü daha Elisa'yı tam olarak tanımıyordu. Zamanla birbirlerini çözeceklerdi. Huylarını, alışkanlıklarını, sevdikleri-sevmedikleri şeyleri gibi gibi birçok önemli bilgi için nasılsa vakitleri vardı. Acele etmeye gerek yoktu. 

Paul kapıdan çıkmadan önce Elisa'yı dudaklarından öpmek için eğildi. Sıcacık teninin bir kez daha Elisa'nın bedeninde kendini bulmasının hazzıyla duyguları doruklara çıktı her ikisinin de. Mutluluk; sevdiğin insanı sabah işe uğurlarken, akşama gene sana döneceğini bilmek değil midir aslında? Ve mutluluk; o anda Elisa için tam da buydu. 

"Akşama görüşürüz bebek"

"Görüşürüz tatlım"

********

Gün içinde zaman çok çabuk geçti. Akşamın olmasını iple çeken Elisa, Paul ile gün içinde bir kez haberleşti; onda da zaten spor salonunda buluşacaklarını kararlaştırmışlardı. Salona gittiğinde kapının girişindeki masada Paul ve Clark'ın yan yana durmakta olduğunu gördü. Sigara içmek için çıkmaya hazırlanıyorlardı. Elisa'yı gören Paul'ün bir anda gözlerinin içi parladı. 

"Gel bebek" dedi; ve Elisa'yı da alarak, sigara içme bölümüne doğru ilerlediler. Normalde aslında o kısma bu zamana kadar hiç Elisa'yı sokmak istememişti Paul. İlk kez demir kapılı alandan geçip, arka tarafa ulaştı  Elisa. Tabi Paul ikinci iç kapıyı örterken, Clark çoktan bir diğer iç bölmeye doğru geçişini sağlamıştı. Ama Paul Clark'ın ardından hemen ilerlemeden, Elisa'ya o an sarılıp, dudaklarından öpmeye başladı.


"Neden bu kadar geciktin?" dedi.

"Çok mu özledin sen beni?" diye karşılık verdi Elisa.

"Evet; çoook hem de"

"Geldim işte; şimdi yanındayım"

Adrenalin tavan yapmıştı bile çoktan... Spora ne gerek vardı ki sanki şimdi. Heyecan, tutku, özlem... Sanki tüm muhteşem duygular sıraya dizilmişti. Spor salonunun arka tarafında herkesten gizli öpüşmenin verdiği haz olağanüstüydü. Kaçak aşıklar gibiydi ikisi de. Neden sonra Clark'ın yanına geçebildiler. 

Clark, Paul ve Elisa'ya bakarken yüzündeki ifade de muzurca bir gülümseme vardı. Çocukluk arkadaşının yeni bir aşka yelken açmış olmasından oldukça memnundu. 

"Biliyor musun The Walking Dead'i izliyor Elisa da" dedi Paul.

"Aaa.. Cidden mi? Kaçıncı sezondasın?"

Elisa Clark'a gülümseyerek "Daha çok başında olduğum kesin. 3. sezondayım" dedi.

"Ohooo... Neler olacak? İzlemeye devam" dedi Clark.

"Bu arada Elisa da  The 100 diye bir diziden bahsetti; şimdi senle onu izlemeye başlarız. Anlattığı kadarıyla baya iyi görünüyor" dedi Paul Clark'a. 

"Olur; izleyelim" 

Üçü arasında yaklaşık olarak onbeş dakikalık geçen muhabbet evet belki havadan sudan muhabbetler üzerineydi; ama oldukça samimi ve sıcaktı. Sonuçta dün akşama dair ikisinin arasında geçen konuşmalara değer vermiş bir Paul vardı karşısında. Kendisinin fikirlerine saygı gösteriyor; ve önemsiyordu. Bu durum oldukça hoşuna gitmişti Elisa'nın. 

Salona geri döndüklerinde artık biraz da spor yapmaları gerekiyordu. Ve normal çalışmasının dışında Elisa bugün de grup dersine katılacaktı; Paul ile birlikte. Kısa sürede en sevdiği çalışmalardan biri olmuştu Elisa için bu dersler. Çünkü ders saati boyunca birbirlerine verdikleri enerji muhteşemdi. Odanın içindeki aynalardan kimseye hissettirmeden birbirlerine bakıyor olmaları ve birbirlerini cezbeden gizli tebessümleri etraftaki herkesi bir anda siliyor; sanki sadece o an orada ikisi varmış gibi hissettiriyordu.

Çalışmanın ortasında yavaşça Elisa'nın kulağına eğilen Paul, "Hadi bebeğim; biraz daha zorlaman gerekiyor kendini" diye onu uyardı. Ter içinde kalan yorulmuş bedeninin isyan  bayraklarını çeken halini unutup, son kalan enerjisiyle yüklendi; bir kez daha kendisine Elisa. Paul'ün dudaklarından çıkan o seksi ses ve nefesinin sıcaklığı ta içine kadar işlemişti o an. Çalışma bittiğinde yorgunluktan ölmek üzereydi Elisa. Ama yine de Paul'ün varlığı onu ayakta tutmaya yetiyordu.

Gece haberleşmek üzere salondan daha erken çıktı o gece Elisa. Eve geldiğinde gerçekten bitkin düşmüş bedenini banyodan sonra koltuğa attığında her an uykuya dalmaya hazır bir hale geldiğini farketti. Ne var ki inatla gözlerini açık tutmanın mücadelesi ruhuna işlemişti bile çoktan. 

Aradan bir saat geçmişti ki Paul'den mesaj geldi yine, "Bebek". Hemen karşılık verdi Elisa'da "Tatlım".

"Ne yapıyorsun?" 

"Televizyon izliyorum; ve gözlerim kapanmasın diye çabalıyorum"

"Şimdi yeni eve gelebildim; yemek yedim. Uykun mu geldi senin bebeğim" 

"İyi yapmışsın canım. Bugün nasıl yorulmuşum anlatamam. Sırtım deli ağrıyor"

"Yalancı" diyerek gülümsedi Paul mesajında.

"Masaj yaparım bebeğime ben"

"O zaman ikinci kahveye geçme"

"Tamam"

Elisa saatine baktığında saat çoktan 00:00' a ulaşmıştı bile. Bir an için hep böyle mi olacak sorusu geçti Elisa'nın aklından. Yani sadece adam akıllı geceleri mi bir araya gelebileceklerdi; ve aslında Paul'ün Elisa'dan beklediği ilişki biçimi acaba normal bir ilişkinin dışında cinsellik üzerine mi kurulu olmasıydı? Şimdi bu saçma düşünce lanet olsun Elisa'nın aklına nereden gelmişti? Neden böyle bir karamsarlık içine düşmüştü? "At şunları kafandan" dedi kendisine, "Böyle şeyler düşünmeyi bırak. Yok öyle bir şey"

Yaklaşık olarak yarım saat sonra Paul Elisa'nın kapısındaydı. İçeri giren Paul'le önce salona doğru yöneldi; ve koltuğa oturdu Elisa. Paul de hemen yanına tabi ki ve arkasından sarılıp, Elisa'nın başını göğsüne dayamasını sağladı. O an yorgun olan bedeni bir anda kendini Paul'ün kollarına bıraktı. Gözlerini kapatıp, adeta Paul'ün o korumacı sıcaklığına teslim oldu. 

"Tatlım; sen gerçekten çok yorulmuşsun" dedi Paul. "Çok hem de" diye karşılık verdi Elisa'da. "O zaman hadi; doğrul. Seni biraz rahatlatmamız gerek". Elisa bu cümle karşısında kalp atışlarının birden hızlandığını içinde farkedebiliyordu. Tişörtünü hafifçe sıyırdı Elisa; ve koltukta yüzüstü uzandı. Paul de masaj için ayağa kalkıp gereken duruşu aldı; ve ilk hamlesine başladı.

Avuçlarındaki sıcaklık ile parmak uçları adeta Elisa'nın bedeninde dans etmekteydi. Paul, omuzlarından beline kadar olan tüm bölgede küçük hareketlerle ilerledi. Ağrımakta olan en uç noktalarını bile teker teker mükemmel bir şekilde buluyordu. Paul'ün elleri yavaşça yanlara kaydıkça içinde yanmaya başlayan ateşi dışarı vurmamak için kendini çok zorladı Elisa.  O an Paul ile deli gibi sevişebilmenin hayali esir almaya başlamıştı bile onu. 

Masaj yaklaşık olarak onbeş-yirmi dakika arasında sürdü. Fakat o geçen süre Elisa için inanın çok daha uzun gibi gelmişti. Masajın bitiminde Paul, gerçek bir centilmen gibi Elisa'nın tişörtünü geri örttü. "İşte bu kadar; şimdi kendini nasıl hissediyorsun" diyerek olduğu yerde doğruldu. Elisa aslında o an durumun ve ortamın hoşluğundan faydalanarak Paul'ün kendisiyle sevişmeye yöneleceğini aklından geçirmiş olsa da tahminini boşa çıkarmış olması onu oldukça mutlu etmişti. Çünkü içinden o an bir başkası olsaydı; Paul'ün bu şık hareketini kesinlikle yapmazdı diye geçirdi. "Sen nasıl mükemmel bir adamsın" demek istedi; lakin tuttu çenesini Elisa. 

Paul yanına geri oturduğunda masajın vermiş olduğu rahatlamanın da etkisiyle Elisa başını hemen geriye doğru devirip, arkasına geçip ona sarılan Paul'ün göğsüne dayandı. Tabi yine saçlarının da oynanmaya başlaması ile Elisa gözlerini kapatıp, o güven dolu kollara adeta teslim oldu.  

********

Bu şekilde dakikalarca oturdular. Neden sonra Paul, "Yatalım mı tatlım?" diye fısıldadı kulağına. Elisa da evet şeklinde başını salladı. Yatak odasına giderlerken bu gece artık aynı yatakta beraber uyuyacak olmalarının hiçbir kaçılır tarafı kalmamıştı Elisa için. İçinden bir ses çok mu hızlı ilerliyoruz acaba diye sorarken, diğer ses ne hissediyorsan onu yaşa diyordu. Peki Paul için Elisa nasıl görünüyordu onun gözünden? Bir de böyle önemli bir soru vardı kendisi için. Paul'ün onu etrafındaki diğer kadınlardan farklı olduğunu bilmesine ihtiyacı vardı. Onun için ama sadece onun için özel olabilmek istiyordu. 

Odaya girdiklerinde Elisa önce başucu lambasını yaktı. Ardından yatağın üstündekileri boşaltırken, Paul "Ne tarafta uyuyorsun genelde?" diye sordu. Kapıya yakın tarafı gösterirken, Paul de bu sırada cam tarafına doğru yönelmişti bile. Sadece tişörtünü çıkartan Paul, itinayla onu katlayarak hemen bir köşeye koydu. Elisa Paul'ün kusursuz vücudunu ilk kez böylesine özgürce görebiliyordu. Belki de onda kaybolmalıydı. Fakat ne var ki bir anda yine utangaçlığı tutan Elisa, dolabını açıp, çekmecesinden pijamalarını alıp banyoya girerek üstünü değiştirmeyi tercih etti. O an Paul'ün karşısında soyunmaya cesaret edememişti. Üstünü değiştirdikten sonra tekrar odaya geri döndü; ve Paul'ün yanına uzandı. 

"Işığı kapatmayacak mısın?" diye sordu Paul. 

"Kapatacağım" dedi Elisa ve elini lambaya doğru uzatıp ışığı söndürdü.

Paul kolunu Elisa'nın başının altına doğru uzattı. Kocaman yatağın içinde birbirlerine iyice sokuldular. Elisa'nın kalp ritmi zaten bu gece dengesini oldukça şaşırmıştı. Ve yine o an hızlı hızlı atmaya başlamıştı bile. Paul'ün nefesini yüzünde hissediyordu. Derken Paul, Elisa'ya beklenen öpücüğü verdi. Nazikçe ve anlamlı bir biçimde... Dudaklarındaki ateş ikisinin de tüm bedenini adeta kasıp kavuruyordu. Öpüşmeleri dakikalar ilerledikçe daha şehvetli olmaya başlamıştı. Bir elini Paul'ün saçlarının arasında gezdiren Elisa, diğer eliyle de onun çıplak kalmış sırtında vücudunun her bir noktasını ezberlercesine tur atıyordu. Paul'ün öpücükleri bir süre sonra Elisa'nın boynuna doğru yöneldi. Dudakları boynundan sıyrıldığında bu kez başı yavaşça askılı bluzunun üzerinden aşağı doğru ilerlemeye başlayacaktı ki Elisa "Lütfen yapma" diyerek onu durdurdu. Elisa'nın bu otokontrolüne kayıtsız kalmayan Paul, saygı göstererek hamlesini geri çekti; ve tekrar Elisa'nın dudaklarına doğru yöneldi. Bir süre daha bu şekilde seviştikten sonra yatakta uyku modunu aldılar. 

Tüm gece boyunca Elisa ve Paul birbirlerine sarılmış, yapışık vaziyette uyudular. Paul sırtını Elisa'ya döndüğünde Elisa ona sımsıkı geriden sarılıyordu. Elisa sırtını Paul'e döndüğünde de bu kez Paul Elisa'ya hemen dönüp, sımsıkı arkasından sarılıyordu. Ne var ki Elisa için o gece uyumaktan en çok hoşlandığı pozisyon Paul'ün geriden ona sarıldığı an olmuştu. Çünkü Paul'ün tüm vücudunu, bedeninde ona hissettiriyor olması her ne kadar Elisa onu sevişme sırasında durdurmuş olsa da vazgeçmek istemeyeceği bir duyguydu. 

Gece güne karıştığında odaya vuran ışığın yansımasından dolayı yine erken uyanmıştı Elisa. Ona sarılmış olan Paul'ün sıcaklığında ikisi de ter içindeydiler. Ama normalde rahatsız edici olması gereken bu durum hiç de öyle durmuyordu. Halinden gayet hoşnut bir biçimde kıpırdamadan öylece yatmaya devam etti Elisa. Birkaç dakika geçmişti ki küçük bir ses çınladı hemen yakınından ve o an sesin geldiği noktada gözüne Paul'ün telefonu ilişti. Paul kendi tarafındaki komidinin üstüne koymaktansa Elisa'nın tarafında bırakmıştı telefonunu. Bu durum Elisa'nın daha çok hoşuna gitti. Çünkü belli ki Paul ona bu konuda güvenmekteydi. Elbette ki kalkıp karıştıracak değildi Paul'ün telefonunu ama Elisa onun belki de farkında olmadan yaptığı bu hareketin hoşnutlu içinde göğsünün üstünde sarılmış durmakta olan Paul'ün elini yüzünde oluşan tatlı bir tebessüm ile iyice kavradı. 

10:30... Çok uzun bir aradan sonra ilk kez biriyle birlikte yan yana gözlerini yeni güne açıyordu Elisa. Ve Paul'e doğru yüzünü döndüğünde yanında uyumakta olan bu çocuk kadar masum yüzlü genç adamı izlemekten kendini alıkoyamadı. Yüzünün hatlarını adeta ezberlemek istiyordu. Dağınık saçları, uzamış sakalları, kaşları, yanağındaki hafif pembelikler... Her bir noktasına tek tek dokunmaya yüreği can atıyordu. Ama o kadar güzel uyuyordu ki bir yandan da onu uyandıracağından korkup, hiç güzelim uykusunu bölmek istemiyordu. 

Bir an için gözlerini aralayan Paul, ona bakan Elisa'yla göz göze geldi. Hafif tebessüm ederek; "Günaydın" dedi. "Günaydın tatlım; rahat uyuyabildin mi?" diye sordu karşılık olarak Elisa da. "Kesinlikle evet..." cevabını verdi Paul. Çocuksu bir mutlulukla içindeki güzel enerjiyi daha fazla tutamayan Elisa, dün gece yarım kalan sevişmelerine devam etmek için hamlesini yaptı. 

"Buraya gel" diye tutkuyla dudaklarını Paul'ün dudaklarına kavuşturdu. Aynı tutkulu karşılık elbette ki Paul'den Elisa'ya da gelmişti. Bu büyü hiç bozulmamalıydı.


(Devam edecek…)


BURCU ÖZDER

10 Temmuz 2015 Cuma

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 5

Hımmm... "Harika bir duygu bu!" dedi Elisa; odasına vurmuş güneşin o sıcacık varlığını hissederken. Tertemiz havanın, cıvıldayan kuşların ve derinlerden gelen inceden su sesinin eşliğinde tüm dünyaya "Günaydın" diyerek uyandı; çarşamba sabahına. Yepyeni ve harika bir gündü onun için... Bugün Paul ile ilk günüydü Elisa'nın...  

Adeta küçük bir kız çocuğu gibi mutluluktan uçuyordu. Yatağından kalkmadan önce tüm bedenini gevşetircesine bir güzel gerindi. Yüzünde muzipçe bir gülümseme vardı. Sonra olduğu yerde doğruldu; ve uyku gözlüğünü komidinin üstüne koydu. Doğruca banyoya doğru ilerledi. Yüzünü yıkadıktan sonra her zamanki gibi dolaptan "bugün ne giysem acaba" diye düşünerek kıyafet seçimini yaptı. Ardından da tekrar ayna karşısına geçip, saçlarına şekil vermeye başladı.  Ve tabi olmazsa olmazı makyajıyla yüzünü renklendirip, uyku modundan çıkmaya çalışarak kendine yardımcı oldu. En sona takı seçimini bırakmıştı. Deri taytının üzerine giydiği, yavruağzı renkteki yarım kollu bluzu ile yapabileceği en iyi kombinlerden birini belirlemişken; kulağına bluzuyla uyumlu aynı renkte bir küpe ve bileğine de bronz renkte bir saatli bileklik taktı. Elisa artık bu mükemmel güne hazırdı. 


Evden çıktığında işe gitmek hiç istemiyordu. Çünkü bir an önce akşamın olmasını ve Paul'le olan ilk randevusuna kavuşacağı anı iple çekiyordu. O gün Elisa için nasıl geçti bilemezsiniz. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovalarken gün bir türlü bitmek bilmiyordu. Masasına yığılmış onlarca işin arasında kaybolmaktansa bugünü kendine tatil ilan etmişti bile şimdiden. Ne yan masasındaki Eric'in anlattıklarını, ne de Lisa ile Maria'nın şakalaşmalarını duyuyordu. Sanki ofis bugün Elisa için görünmez bir kutu gibiydi. İçinde bedeni varken, ruhu özgürce uçuşuyordu gökyüzünde. Ta ki saat 18:00'i gösterene kadar... Sanki okulun zili çalmışta bahçeye koşan çocuklar gibi Elisa, hemen çantasını ve gözlüğünü alıp, masasından fırlayıp, hızla asansörlere doğru ilerledi. Şirketin bulunduğu 12. kattan zemin kata ulaşmak bile saniyelerden çok daha fazla sürmüştü sanki. Danışmadaki Laura'ya uzaktan selamını verip, hemen turnikelerden geçip, binanın dışına attı kendini. Koşarak, iki adım ötedeki otobüs durağına ulaştı. Akşam saati yoğunluğun olmasıymış; ayakta yolculuk yapacak olmasıymış bunların hiçbiri Elisa'ya dokunmuyordu. Mutluluk ne güzel şey diye geçirdi içinden. Özlemişim bu duyguyu... Aniden karşısına çıkan ve onu saran bu adamın varlığı ona ilaç gibi gelmişti. "Teşekkürler!" dedi yüreğinden gelen büyük minnet duygusuyla Tanrı'ya; "iyi ki karşılaşmışız"... 

********

Elisa eve vardığında tam içeri giriyordu ki telefonuna bir mesaj düştü. Cebinden çıkarttığı telefonunun ekranına baktığında mesajın Paul'den olduğunu gördü. 

"Ani bir işim çıktı. Biraz gecikeceğim. Buluşma saatimizde azıcık rotar olacak; umarım sorun olmaz. 21:00 gibi gelmiş olurum. Tabi müsait olursan; haberleşelim.

Paul"


"Tamamdır; sorun değil. İşin bitince ararsın.

Elisa"


Tam da aklından Paul'ü yemeğe davet etme fikri geçerken hayalleri suya düşmüştü Elisa'nın. Oysa ki yol boyunca nasıl bir menü hazırlayacağını düşünmüş; kafasında harika bir akşam yemeği sofrası tasarlamıştı. "Neyse..." dedi sonra içinden Elisa, "Bu kez böyle olsun; moralimizi bozmak yok. Olabilir bu tarz durumlar!" Hiç enerjisini hiç kaybetmeden üstünü değiştirdi; ve kendisine güzel bir yemek hazırladı. Yanına da birkaç gece önce açtığı şaraptan bir kadeh aldı. 

21:48... Elisa televizyonda sürekli takip ettiği diziyi izlerken, bir yandan da yemeğinin sonuna yaklaşmıştı. Ama Paul'den hala ses yoktu. Oysa ki söylediği vakit çoktan geçmişti. Merak içinde saatine bakarken o sırada yeni bir mesaj düştü telefonunun ekranına. 

"Canım esir aldılar beni. Şimdi eve vardım. Napıyorsun?"

"Sesin çıkmayınca kaçırdılar sandım ben de... Dizi izliyorum. Bu arada bir yemek davetini kaçırdın"

"Hayır ya..."

"Ne yazık ki öyle..."

"Sağlık olsun"

O an Paul'ün moralinin bozulduğunu ve o akşam görüşemeyeceklerini düşündüğünü hissetti Elisa. Ve hemen durumu toparlamak için Paul'ü eğer isterse diye kahve içmeye çağırdı. Hiç itiraz etmeyen Paul, Elisa'nın bu güzel davetini kabul etti. 

Elisa bunun üzerine hemen ortalığı toparlamaya başladı. Ardından da doğru yatak odasına gidip, üstünü başını düzeltmeye koyuldu. Dişlerini fırçaladı; makyajını tazeledi. Heyecandan kalbi o kadar hızlı atıyordu ki eksik bir şey var mı diye telaşla evi son bir kez gözden geçirdi. Ardından da Paul'ün gelişini beklemeye başladı. Bir saat sonra Paul, Elisa'ya evden çıktığını ve istediği bir şey olup olmadığını sordu. Bir şeye ihtiyacı olmadığını söyleyen Elisa, Paul'e evinin katını ve daire numarasını söyledi. Yaklaşık olarak beş dakika sonra ise kapı çaldı. Elisa kapıyı açıp da Paul'ü karşısında gördüğünde yüzünde gülücükler dans ediyordu sanki... Paul, o hoş ve etkileyici bakışıyla içeri girerken Elisa'yı yanağından öptü; "Selam" diyerek. "Hoşgeldin" dedi Elisa'da. Hemen Paul'ün üstündeki montu alan Elisa, dolaba yerleştirme işlemini yaptıktan sonra salondaki koltuğa geçen Paul'ün yanına gitti. 

İki çömez aşık gibiydiler. Bu iki yabancı ilk kez etraflarında kimseler yokken yan yana gelebilmişlerdi. Birbirlerinin gözlerinde artık rahatça kaybolabilirlerdi. Paul’ün sıcacık tavırları ama aynı zamanda kendine has duruşu Elisa’nın kalp atışlarını gittikçe doruklara doğru tırmandırıyordu. Ama olabildiğince sakin durmaya çalışan Elisa Paul’e ne içmek istediğini sordu. Evet, kahve içmeye çağırmıştı onu; ama geceye küçük bir bardak içki de karışabilirdi. Nasılsa az önce bir kadeh şarabını devirmişti Elisa. 

“O zaman sen ne önerirsen” dedi Paul, Elisa’ya gülümseyerek. 

Elisa yine muzipçe gülümseyerek, “O halde bize güzel bir karışım yapıp geliyorum; bekle” dedi Paul’ün ona hafif merakla kısmış gözlerinin içine bakarak.  Mutfağa giden Elisa, hemen buzdolabını açtı. Önce dışarı Aperol’un şişesini çıkarttı. Daha sonra da şampanyayı ve sodayı. Ardından buzluğu açıp, buz kalıplarını aldı. Tezgahın üstünde duran iki kadehe buzları attıktan sonra biraz Aperolü ve sodayı, bolca da şampanyayı içine dahil etti. Yanına da çikolata ve çerezi ekleyerek tepsiyle salona tekrar giriş yaptı. Paul oturduğu yerde hafif hareketlenerek, Elisa’yı elindekilerle karşıladı. Hemen Paul’ün yanına ilişti; ve kadehini ona uzattı. Kendi kadehini de eline aldıktan sonra “O zaman şerefe! Bakalım beğenecek misin?” dedi Elisa. İlk yudumdan sonra ikisi de oldukça rahatlamıştı; çünkü aslında her ne kadar farkettirmemeye çalışsalarda üzerlerinde küçük bir tedirginlik hakimdi. Lakin bu durum mini gülümsemelerle yavaş yavaş son buldu.

********

Saatler ilerlemişti. Açık olan televizyona hiç aldırış etmeden dakikalarca konuşmuştular. Gülüşmeler, sıcacık bakışlar, anlamlı ifadelerle tatlı bir rüyaydı sanki her şey. Bir yabancı bu kadar mı tanıdık gelebilirdi bir insana. Neden sonra Elisa, son dönemde izlediği bir diziyi Paul’ün de izlediğini ve aslında kendisinden bölüm olarak çok daha fazla ilerde olduğunu öğrendi. 

“Hadi aç; en son hangi bölümde kaldıysan birlikte izleyelim” dedi aniden Paul.

“Emin misin?” diye şaşırmış olarak cevap verdi Elisa. 

“Evet; evet aç. Yeni bölümünü beraber izleyelim”

Elisa hemen The Walking Dead’in yeni bölümünü izleyebilmeleri için gereken tüm hazırlıkları çok kısa sürede tamamladı. Ve Paul’ün tekrar yanına geçip, kumanda da play tuşuna bastı. Paul’ün her yaptığı centilmence hareket Elisa’nın Paul’le ilgili olan haznesine “+1” puan olarak ekleniyordu. Dizinin 3. sezonundaki 5. bölümü birlikte izlediler. Bölüm bittiğinde Paul “Devam” dedi; ve 6. bölümü de izlemek istediğini belirtti. Hiç düşünmeden Elisa hemen yeni bölümü de listeye ekledi. Bu sırada Paul’e daha yakın oturmak için ona yaklaştı. Çünkü Paul’ün de bunu istediğini çok rahat bir şekilde hissedebiliyordu. Elisa’nın bu hamlesine hemen karşı bir atakla Paul kolunu Elisa’nın omzuna koydu. Ve onu kendisine doğru çekti. Elisa da başını Paul’ün omzuna dayayıp diziyi izlemeye başladı. Paul belli aralıklarla Elisa’nın saçını okşuyor; elini alnında yanaklarında gezdiriyordu. Aslında çocukluğundan beri en çok sevdiği şeydi; birinin onun saçıyla oynaması. Hemen kedi gibi uysallaşıyordu hırçın bile olan yüreği Elisa’nın. Paul’ün her dokunuşu, Elisa’nın bedeninde küçük çarpıntılar yapmaktaydı. Yavaşça ve derinden nefes alıyordu; her anı içine çekerek adeta. Bu büyü bozulsun hiç istemiyordu. O sırada kendini tutamayarak Paul’e Bu kadar ince olduğun için teşekkürler. Beni böyle kazandın” dedi Elisa. Ve sımsıkı sarıldı ona. Tabi Paul de aynı şekilde…


03:10…  Bir kez daha “Devam…” dedi Paul. Çünkü bu bölümü de bitirmişlerdi. Elisa yeni bölümü ayarlarken, Paul de kısa süreliğine banyoya kadar kaçtı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı ikisi de. Ama her şey o kadar güzeldi ki… Hiç gece sabaha düşmesin istiyordu Elisa. Paul geri döndüğünde bu kez kanepeye uzanmayı tercih etti. “Uzanarak izleyelim mi?” dedi Elisa’ya. Elisa başıyla onayladıktan sonra hemen yanına ilişi verdi. Paul onu sıkı sıkı sardı; ve 7. bölümü izlemeye başladılar. Ta ki Elisa artık Paul’ün sıcaklığına dayanamayacak hale gelene kadar… Çünkü Paul’ün parmakları, Elisa’nın teninde dolaşırken hatta dudaklarının üstünde gezerken, sonunda Elisa başını Paul’ün dudaklarını bulacak şekilde kaldırdı. Ve bir anda birbirlerinde buldular kendilerini. İlk öpücükleri o kadar tatlı ve masumdu ki… Paul Elisa’ya adeta büyük bir şefkatle dokunuyordu. Her dokunuşu Elisa’yı kendisine daha çok yaklaştırıyordu. Bu güzel adam ne yapıyordu kendisine böyle? Sonra bir anda kendini Paul’ün üzerinde buldu Elisa. Öpüşmeleri iyice ateşlenmişti ki Elisa kapalı olan gözlerini araladı; ve Paul’e baktı. Tam da bunu hisseden Paul de gözlerini açtı; ve Elisa’nın ona baktığını farketti. 

“Ne buldun bende? Neden ben?” dedi fısıltıyla Elisa. 

“Enerjin çok güzeldi” dedi; ve ekledi Paul “Seni ilk gördüğüm anda etrafına yaydığın pozitif enerji beni büyüledi; çekildim adeta sana”

Elisa aldığı bu cevap karşısında oldukça memnun olmuştu. Bu genç adamın onda ki güzelliği görmüş olması, iç dünyasını farketmiş olması ve ona değer vermiş olması doğru bir seçim yaptığını Elisa’ya bir kez daha kanıtlamıştı.

“Peki sen bende ne buldun?” diye sordu Paul.

“Huzur… Gözlerinin ta derinliklerinde sığınacağım bir liman..." dedi Elisa ve devam etti;  “Ama zor biriyim”

“Ben de zorum” dedi Paul; “Belki de bu yüzden birbirimizi bulduk” diye ekledi. 

Gerçekten bu iki zor karakter; başarabilirler miydi mutlu olmayı? Hayat Elisa’nın hep arayıp da bulamadığı o mutluluğu verebilecek miydi bu kez kendisine? Dayanamayarak bir kez daha öptü dudaklarından Paul’ün. Paul Elisa’nın tişörtünü hafifce sıyırıp, sırtında elini gezdirirken “Çok güzel bir tenin var” dedi. Bu masum; ama bir o kadar da ateşli anlar ikisini de adeta özledikleri bir güzelliğe doğru sürüklüyordu. Neden sonra birbirlerine sarıldılar; ve öylece uyuya kaldılar. 

********

04:30… Elisa gözlerini açtı. Paul’ün kollarında öylece uyuya kalmıştı. “Tatlım; burada mı yatacaksın” dedi Paul’e yavaşça. Paul “Evet” dedi; “Sen yatağına git tatlım, burada boynun tutulur. Ben uyurum koltukta” dedi. O an “ne düşünceli” diye içinden geçirdi Elisa. Böyle bir adamın karşısına çıkması gerçekten bir şanstı. Kaç erkek Paul’ün yaptığını yapardı ki… 

Elisa yavaşça Paul’ün yanından kalkıp, üstünü örtmesi için bir polar ve başını rahatça koyması için bir yastık getirdi. Çocuk gibi Elisa’nın onu yönlendirmesine izin verdi Paul. Üstünü örterken yanağına küçük bir öpücük kondurdu Paul’ün; “Tatlı rüyalar canım” diyerek. Odasına girip, yatağına uzandığında Elisa tüm bunların rüya olmasından korktu bir an. Gerçekten çok uzun süredir aradığı o güzel ve masum aşk kapısını çalıyor muydu bu kez? Paul’ün salonda uyuduğunu, yanında olmasa da aynı evin içinde birlikte nefes aldıklarını bilerek huzurla gözlerini kapadı Elisa. 

Artık yeni gün onlar için çok daha hoş aydınlanacaktı…


(Devam edecek…)


BURCU ÖZDER

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Elisa'nın Gizli Dünyası - Part 4

( Not: Bu bölümü aşağıdaki parçayı dinlerken okumanız önerilir... )


"Selam :)" dedi ekranın diğer tarafındaki Paul... 
"Naber?" diye devam etti Elisa... 
"İyiyim; senden naber, nasıl keyfin? :)"

O gülümsemenin tatlılığı ve Paul'ün verdiği her güzel cevaptaki sıcaklık Elisa'nın içindeki kelebekleri yine dört bir yana savuruyordu. Ve Elisa'nın emin olduğu bir şey daha vardı ki Paul'de de durum aynıydı. Konuşmaları o kadar akıcı ve güzel ilerliyordu ki farkında olmadan bu iki insan birbirini tanımak için birçok konuya daldılar. Mesela Elisa ve Paul konuşmalarında bir ara mutluluğun anlamını ele aldılar. Paul, Elisa'ya "Hayatta peşinden koşulacak abartıldığı kadar fazla şeyin olduğunu düşünmüyorum" dedi. Haklıydı; Elisa hayattan çok bir şey istemiyordu; sadece küçücük şeylerden mutlu olmaktı hep hayali. Belli bir yaştan sonra yaşadığı şehrin kuru kalabalığını terkedip kaçmak istiyordu; sahil kıyısındaki küçücük bir kasabaya Elisa. Ve orada sadece belki bir köpeği, bir bahçesi olurdu; tabi yanında sevdiği adamla birlikte. Bu kadar zor değildi ya mutluluk... Bu kadar zor değildi ya küçücük hayallerden büyük mutluluklar yaratmak. "Benim de aynı hayalim var" dedi karşılığında Paul Elisa'ya. Ve yaşadığı böylesi bir mini tecrübeyi paylaştı onla. 

"Cennetin Provası gibiydi" dedi Paul ve devam etti; "15-30 metre ilerde yağmur yağıyor; sana gelişini izleyebiliyorsun. Çok yeşildi her yer. Farklı duygular hissedebiliyorsun. Ve seni olduğun yerde oturtup, 'Neden' sorusunu sordurtuyor sana orası". Ne güzel anlatıyordu; ne güzel kelimeler dökülüyordu klavyenin tuşlarından ekrana. Ta en derinlerde hissetti o huzuru Elisa... İşte dedi olması gereken buydu; yaşanması gereken buydu; hayaller buydu. Elisa'da yakın dönemde yaşadığı benzer bir tecrübesini başladı Paul'e anlatmaya. Aralarındaki enerji adeta sürükleniyordu bir bilinmezliğe doğru, ama güzel yönde. Ne tatlıydı aslında tanımadığı bu adam... Ve ne kadar benziyorlardı birbirlerine aslında... 

Çok geçmeden Paul, Elisa'ya bir teklifte bulundu. 

"Fırsat olursa beraber bir doğa çıkarması yapalım :)"
"Olur... Çok sevinirim :) Yaza o zaman"
"Tamam; anlaştık o halde :)" 

Elisa adeta mutluluktan şapşala dönmüştü ekranın karşısında. Daha bir ay önce tanımadığı bu genç adamın iyi ki ona geldiğini içinden geçirdi. İçinden "İyi ki beni bulmuş" dedi. Konuşma sonlandığında Elisa, hayatına çok yakın zaman sonra tamamen girecek olan Paul'ün umut dolu sözleriyle geceyi tamamladı. Artık Paul'ün dönüşünü beklemek daha kolay olacaktı.

Paul, bu konuşmadan 4 gün sonra geri geldi Chicago'ya. Elisa tam da spor salonunda çalışma programını ararken, belinde sıcak bir eli hissetti; "Selam" diyen bir sesle. Karşısında gördüğü Paul'ün bakışlarını özlediğini ona baktığı anda daha çok hissetti. Geri gelmişti Paul; işte tam da karşısında hatta yanındaydı. Tatlı tatlı gülümseyen gözlerle baktı Elisa Paul'e. O an aslında boynuna sarılmak ve onu öpmek geçmişti içinden; ama tuttu kendini. Belki Paul de aynı duygular içindeydi. Ama yine de bozmadı ne Elisa, ne de Paul çizgisini. Onlar için az biraz daha zaman vardı. 

Paul'ün dönüşüyle birlikte geçen her gün bu ikili daha çok yakınlaştı. Birbirlerine olan bakışları, konuşmaları, yakınlıkları daha sıcak; daha anlamlıydı artık. 

21 Nisan akşamı spor salonundan beraber çıktılar. Yani Paul öyle istemişti. Yolda beraber yürürlerken, Paul ilk randevuları için adımı sonunda attı. Evet; işte o uzun süredir beklenen an gelmişti. Bir sonraki gün birlikte ilk gerçek buluşmalarını yaşayacaklardı. Birbirlerinin telefonlarını almaya yeni cesaretlenen bu çiftin önünde hiçbir engel kalmamıştı artık. 

O gece Paul, eve bırakırken yanağına küçük bir öpücük kondurdu Elisa'nın... Elisa o masum öpücüğün sıcaklığıyla yatağına girip, huzurla uykuya daldı. 

Ve  tam da o sırada içinden "Hoşgeldin hayatıma" diye geçirdi Elisa gözlerini geceye kapatırken...


(Devam edecek...)


BURCU ÖZDER


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...