18 Ağustos 2017 Cuma

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                             
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

17 Haziran 2017 Cumartesi

KİMSİN SEN?

*** "Bir insan yaratmanın maliyeti çok yüksektir. Sperm, yumurta, kafi miktarda şehvet ve sabır... Acı, emek, gözyaşı ve umut... Kimsin sen? Kurban ya da katil... Zalim ya da mağdur... Av ya da avcı..." 

Bir kişiye duyulan aşktan daha acımasız bir şey var mıdır? Hayat, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi için dikkatle, incelikle, muhteşem bir zekayla dizayn edilmiştir. Benim güzelliğim lanetlendi; zekam yağmalandı; iyiliğim kurban edildi ve kasabam kurnazlıkla yönetilmeye çalışıldı bu gezegende... Ve şimdi istediğim ne varsa her şeyi geri almak ve içinde doğduğum kutsal hayatı kutlamak için ben yeniden doğmayı seçiyorum. Ve bu doğuşum, taş taş üstünde bırakmamak üzerine kurulu. 

İnsan insana acımasız oldu. İnsan insanı katletmekte buldu gücü... Hayallerini, umutlarını, duygularını, zamanını çalarak yaptı hepsini de. İnsan insana katliam nasıl yaratılır onu öğretti. 

Sen, sadece iyi bir oyuncuydun adamım. Lakin bilmediğin bir şey vardı; bu filmin yönetmeni bendim; ve sen benim istediğim kadar bu filmde role sahiptin. Rolünün tanımlamaları belliydi. Ve bu yüzden de ancak yeteneğin kadar oynayabildin. Rol yaptığın ortaya çıktığında ise tüm gerçekler ortaya serildi. Bu büyülü yolda her gün yeni bir keşifle gerçekliğe büründü bedenin. Varılan farkındalık ise ne kadar hasta bir ruha sahip olduğunu bana gösterdi. Aklının ve ruhunun bir sis bulutunun içinde nasıl kaybolduğunu gördüm. Hastalıklı düşüncelerin tüm bedenini sarmıştı. Bu yüzden narsist benliğin, önüne çıkan tüm insanları acımasızca harcamaya itti seni. 


Şimdi ise elindeki son oyuncakla doya doya vakit geçir; buna izin veriyorum. Nasılsa hayatın boyunca hiç aşık olmadın. Aşk nedir bilmiyorsun; ve ona da aşık değilsin. Artık seni çok iyi tanıyorum. Senin tüm formülünü çözdüm. Sayende!

Ve itiraf ediyorum. Sana tuzaklar kurdum. Yaşadığım sistemi fark ederek, dengeyi kurabilmek için... Sessizliğin içinde duyduğun açlıkla bu yolda nasıl yürünebileceğini ve sana nasıl ulaşıp, seni uyandırabileceğimi buldum. Yüzleşmen kolay olmayacak. Canını acıtacak; içini minik minik oyacak, aklının sınırlarıyla oynayacak ve işin sonunda gerçek savaşın nasıl yapılacağını öğrenmiş olacaksın. Hatta ve hatta aşkın ne deli bir cesaret işi olduğunu görmüş olacaksın.

Düşüncelerimle tanışmana çok az kaldı. Sana kendi yarattığın geleceğin insanıyla tanışma fırsatı sunuyorum. Gel benimle... Yolumuz uzun değil; çünkü sonu sana gidiyor; bana gidiyor; bize gidiyor. Mağdem beni ben olarak yarattın; şimdi seni sen olarak sil baştan yaratmaya geliyorum. 

Ben kim miyim? Belki katilim; belki zalimim; belki de avcıyım. Peki ya sen kimsin? 


BURCU ÖZDER



*** Fi dizisinden bir replik!

12 Haziran 2017 Pazartesi

SIFIR NOKTASI

İnsan, varoluşunun nedenlerini hala bulamamış tek varlık... Kayıp kimliğinin sorgulamasında hayatını geçiren, ne olduğunu, kim olduğunu, neden varolduğunu bir türlü bilemeyen yaratık. Yaşayan en güçlü nükleer silah... Yaşayan en büyük tehlike... Cehenemin ta kendisi... 

Şimdi kendinize bir çizgi çekin... Ve o çizginin iki yakasında da durun. Ayaklarınızın arasında olsun çizginiz. Bir taraf kötülüğün başlangıcı olsun; diğer taraf aydınlığın ferahlığında yer alsın. Hani derler ya her kötülüğün içinde iyilik, her iyiliğin içinde de kötülük vardır diye... İçinizdeki kötülüğü mü dışarı taşırmak istiyorsunuz; yoksa iyiliğin güzelliğini mi? Siz hangisisiniz? Hangisi siz? 

Tutku... Hemen her şeyin cevabı aslında onda saklı. Kimisinin tutkusu paraya, kimisinin tutkusu hep kazanmaya, kimisinin tutkusu şehvete, kimisinin tutkusu adalete, kimisinin tutkusu güce... İçinizdeki sizi keşfetmek istiyorsanız; yüzleşmeye de hazır olup olmadığınızdan emin olmanız gerek. Çünkü belki de karşılaşacağınız suret, size daha önce hiç gösterilmemiş bir yansıma olacak. Hadi bırak kendinizi boşluğa... Kaç tane sen var senden? Kaç tane sen, bir tane sen ediyor? Önce bunu görin; bunu keşfedin. 

Şimdi senle küçük bir oyun oynayacağız. Eğer içindeki hastalığı bulabilirsen iyileşmen de o derece kolay olur. Ben karşına geçeceğim ve hiç bilmediğin yerlerden cümleler kurmaya başlayacağım. Seni çözdüğümü, belki de seni senden çok daha iyi tanıdığımı anlatan cümleler olacak bunlar. Ve sen şaşkınlıkla karışık bana bakıyor olacaksın. Ne yapacağını bilemeyeceksin; seni bu kadar iyi atom parçalarına ayırıp, tekrar birleştiren bu insana belki hayranlık duymaya başlayacaksın; belki de ondan korkmaya başlayacaksın. Lakin biliyorum ki bu oyun sonunda hiç hoşuna gitmeyecek. Çünkü çıkacağın küçük keşifte irdelenmiş, yargılanmış ve hayatına saldırılmış hissedeceksin. Sakin ol! Derin bir nefes al... Şanslısın! Çünkü sen çizginin artık gerçekten ne tarafında durduğunu bilecek kıvama gelmiş oluyorsun bu işin sonunda. 

Şimdi dostum olman gereken yerdesin işte... Sıfır Noktası'nda! Hadi yeni hayatında emeklemeye başlayabilirsin; ona kısa bir "Merhaba" de! Çünkü biz daha yeni başlıyoruz.



BURCU ÖZDER

1 Haziran 2017 Perşembe

HOŞGELDİN 35'İM!...

En güzel baharım; yazım; kışım; sonbaharım... 35'im; hoşgeldin hayatıma! 

Şu an tam da saatler 00:00'ı gösterdiğinde ben yepyeni bir döneme geçiş yapmaya başlamış oluyorum. Öncesi benim için bir hazırlanıştı... Bir doğuş, bir büyüme, bir kendini tanıma, bulma ve onu tekrar baştan yaratma... Şimdi yaşamın gerçek yüzüyle tanışmaya hazırım. Bütün deli çağlarımı az biraz geride bırakıyorum. Amaaaa... Çocukluğumu asla! Çünkü o çocuk ruhum beni hep ayakta dinç ve masum tutan yegane şey... O benim için en önemli değer! Sen hep benimle kal olur mu? 

35 yaşım; seninle şimdi yeni bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyoruz. Tüm renkleri yanımıza alıyoruz; lakin bana en çok yakışan bundan sonra mor; biliyorum... O mor renk, bana tutkuyu, arzuyu ve tüm istediğim şeyleri verecek olan bir temsilci. Çünkü artık zamanın peşinden koşmayacağım; onun yanında yürüyerek hayatı yaşayacağım. Daha olgun ama daha cesur, kalbinin sesini duyan ama mantığıyla harmanlayan bir "BEN", kendini keşfetmiş, vicdanı aptallıkla, özgüveni küstahlıkla karıştırmayan, tevazu nedir bilen ama kendini de ezdirmeyen bir "BEN..." İşte 35'im; yeni "BEN"le hayatı yaşamaya hazır mısın? 

(Fotoğraf: Öner Artıç)

Candan Ünal'ın bir yazısında da dediği gibi... Hedeflerimi daha net biliyorum artık, hayallerim için gideceğim yolları da... Düştüğümde kalkacak gücüm de var; her gecenin aydınlanacağını bilen bir ruhum da... Fakaaat! Arada saçmalama ve çocuklaşma haklarımı saklı tutuyorum 😉

Ne yaşlanıyor muyum? Kim demiş onu... Diyen halt etmiş! Ben Benjamin Button gibiyim... Her yıl biraz daha gençleşiyorum. Ruhumu eskitmiyorum; eskitmediğim ruhum bedenime, yüzüme, bakışlarıma yansıyor. Ne mutlu bana!

Şimdi elimde bir eski bavul var. Koskocaman bir hayat çölünün ortasındayım. Neler sığdırdım o bavula bir bilseniz... Aşklarımı, başarılarımı, hüzünlerimi, mutluluklarımı, amaçlarımı, yaptıklarımı, hayallerimi, kızgınlıklarımı, küskünlüklerimi, kaybettiklerimi, kazandıklarımı, dostlarımı, arkadaşlarımı, düşmanlarımı, ailemi, koca bir 34 yıllık hayatımı... Şimdi hayatın geri kalanı için ufka bakıyorum daha umutla, daha mutlulukla, daha parlak gözlerle ve daha çok içimdeki arzu dolu hayallerle... Hazırım 35'im... Var mısın bu deli kızla hayatın macerasını sonuna kadar yaşayıp, tamamlamaya? 

E O ZAMAN HOŞGELDİN HAYATIMA SEVGİLİ 35! 😊


BURCU ÖZDER

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...