6 Ağustos 2014 Çarşamba

"Beni Sessiz de Sevebilir misin?" Ruhunuzu Dinlendirmeye Geldi!

"Sessiz oturabilir miyiz seninle
aramızda yaprakların hışırtısından 
Ve ceylanların hayata çıkışından
başka bir ses olmadan"

Bu güzel satırlar, Kemal Sayar'ın Timaş yayınlarından çıkan "Beni Sessiz de Sevebilir misin?" isimli kitabının ilk sayfalarında yer almaktadır. Sizi sayfaları çevrildikçe başka başka düşüncelere sürükleyen, içinde kendinizi bulacağınız, yargılayacağınız ve iç dünyanızda aydınlanacağınızı düşündüğüm bir kitap. 

Başlangıçta kapağındaki isimden yola çıkarak, sanki tek bir konu ya da olay üzerinden hikayenin ilerleyeceğini düşündüğüm "Beni Sessiz de Sevebilir misin?", aslında yaşadığımız dünyada karşılaştığımız onlarca durumla nasıl başa çıkmamız gerektiğini ve hayata nasıl bakmamız gerektiğini bizlere anlatıyor. Aşka dair, nefes almaya dair, affetmeye ve kaybetmeye, yeniden ayağa kalkabilmeye dair gerçekleri size gösteren, hayatı kendinize zindan etmek yerine, onu değerli kılmaya çalışan bir yaratıcıdan geliyor bu anlatımlar. 

Çoğumuz yaşadığımız yeryüzünü hep bir kaos limanı gibi görüp, her geçen gün daha da sıkıcı bulurken, aslında bizi olgunlaştırıp, birkaç küçük detayla belki de cenneti avuçlarımızın arasına alabileceğimizi gözümüzden kaçırmışken, tekrar onu farketmemizi sağlamakta Kemal Sayar. 

Bundan önce 18 kitabının yayınlandığı ve 19. kitabı "Beni Sessiz de Sevebilir misin?" in yazarı peki kim? 1966 doğumlu Kemal Sayar, Hacettepe Üniversitesi (İngilizce) Tıp Fakültesi mezunu... Alanında uzman bir psikiyatrist ve eğitmen. Çoğunlukla ruhsal dünyamızı güzelleştirmek adına ve hep kendi içimizde sorup da cevabını bulamadığımız konulara değinen eserleriyle okuyucularına ulaşıyor. 

Kitabın içinde yine en çok hoşuma giden bir paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. 

"Bana olabileceğim kişi olabileceğim için de saygı duy. İçimde yaşamayı bekleyen bir hayat için de saygı duy bana, bunu gerçekleştirebileceğime dair inancını yüzünde okuyabileyim. Ben, olduğum kadar olabileceğim kişiyim de aynı zamanda, bu tarafımı görmezden gelirsen beni yaralarsın.

Hayat hep umut etmektir, değil mi? Umuduma saygı duy, o umudu benimle paylaş."

Çoğumuzun beklediği de bu değil mi zaten... Hem anlaşılmak; hem de hayatı anlamak. Karmakarışık dünyamıza aydınlık yollar bulmak. Onu zenginleştirmek; berraklaştırmak ve renklendirmek. Belki bir başımıza, belki de bir başkasıyla. Eğer bunu başarmak da zorlanıyorsanız; mutlaka okumanızı önereceğim bir dost "Beni Sessiz de Sevebilir misin?"... 

Şimdiden tüm okuyucularıma iyi okumalar dilerim!



BURCU ÖZDER

24 Temmuz 2014 Perşembe

Bana güzel bir şey oldu... Ama ne?

Mayıs ayının sonlarıydı. Doğumgünüme 5 gün kalmıştı. O sabah aslında yine her zaman ki sabahlardan biriydi benim için. Kahvaltıyı hazırlayıp, televizyonun karşısına geçtim. Bir iki kanal geziyordum ki annem aradı. Kanaltürk'ü aç; birazdan Örümcek Ağı ile ilgili bir konuşma yapılacak dedi. Aslına bakarsanız son dönemde internette özellikle facebook üzerinde bu üç kelimeyi çok sık görmeye başlamıştım; "Örümcek Ağı Estetiği". Peki nedir bu "Örümcek Ağı"?

İşte bu noktadan yola çıkarak, açıp bir izleyeyim bakayım adamakıllı dedim. Ve Doktor Bülent Cihantimur'un konuk olduğu yayın bir süre sonra ekranda yayınlanmaya başladı. Genç bir bayandan bahsediyorlardı. 30 yaşın altındaki bu genç bayanın daha önceki yayından (15 gün öncesi) olan konuşmaları ve görüntüleri falan yayınlanıyordu. Az sonra kendisinin Bülent Bey'in uygulamaları ile nasıl bir değişime uğradığını göstereceklerdi. Veee... Kısa bir süre sonra işte o beklenen an geldi. İnanın, hayatımda doğru düzgün hiç estetik bilgisine sahip olmayan ve pek de düşünmeyen ben, o genç bayanı görünce "Ben de istiyorum" diye evin içinde söylenmeye başladım. Gerçekten olağanüstü büyük bir değişim söz konusuydu. Ve işin en güzel yanı da bu yeni yüz, tamamen doğal bir görüntünün içinde saklıydı. Hemen Bülent Bey'in web adresini önce buldum. Ardından nerelerde bu uygulamaları yaptığını öğrendim. Bu esnada tabi ki tüm facebook, twitter gibi sosyal paylaşımlardan linklerini takibe aldım. Derken birden karşıma bir etkinlik çıktı. Biraz inceleyince Bülent Bey'in bazı yayınlardan hemen sonra takipçilerine bir soru yönelttiğini ve en hızlı, doğru cevabı veren takipçinin ücretsiz "Örümcek Ağı Estetiği" gibi güzel bir uygulamayı kazandığını gördüm. Daha önce yapılan uygulamaları oturdum yine oralardan da inceledim. Derken gün içinde soru yayınlandı. Zaten çocukluğundan beri özellikle geçmiş yıllarda radyo yarışmalarının  fanatiği olan beni elbette ki kimse durduramazdı. Resmen Gamze Hanım'a yapılan uygulamanın hayranlığı ile hemen yarışmada sorulan soruya cevabımı yazdım. Ve sonra da beklemeye başladım. 5 gün sonra, tam da doğumgünümden hemen sonraki gün, sabah uyandığımda yarışmadaki ödülü kazandığımı öğrendim. O an ki mutluluğumu anlatamam bile size. O hayran olduğum uygulamayı ben de deneyebilecektim. Tabi bu arada annem için izleyip, araştırırken kendimi birden böylesi bir uygulamanın içinde bulmam da ayrı bir ilginç olaydı zaten. Acaba ben de nasıl bir etki yaratacaktı? Cidden çok merak ediyordum.


Hemen Estetik İnternational ile iletişim kurdum; ve Doktor Bülent Bey'in uygulamamı yapacağı takvimi yetkililerle birlikte belirledik. Ardından 30 Haziran öğleni soluğu Estetik İnternational'da aldım. Önce bana uygulamada kullanılacak iğneleri gösterdiler. Tabi bu esnada ben size hiç bu büyülü uygulamanın ne olduğunu anlatmadım farkındayım. Hemen ondan da bahsedeyim. "Örümcek Ağı Estetiği", ameliyatsız yapılan bir uygulamadır. İğne ve ipler yardımıyla cildinize uygulanan bu operasyonun hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Yüzünüzü çene bölgenizden başlayarak yukarı doğru ipler araclığıla örümcek ağına benzer bir şekilde yukarı doğru çeker; ve böylece gerdirme etkisi oluşur. İpler, cildinizin altına örümcek ağı şeklinde örüldükten hemen sonra siz isterseniz aynı gün işinize dönebilir; varsa toplantınıza katılabilirsiniz. Çünkü sizi engelleyen hiçbir oluşum söz konusu bile değil. Yapılan uygulamanın tabi ki yaşınızla büyük bir bağlantısı mevcut. Çünkü yapılan uygulamada iplerin yüzü germe etkisi 30 yaşındaysanız 3. ayda, 40 yaşındaysanız 4. ayda gibi bir zaman diliminde kendini gösterebiliyor. Bu uygulama ile tembelleşen cilt, yeniden canlılığına ve tazeliğine kavuşuyor. Peki canınız bu uygulama sırasında iğneleri ya da herhangi bir acı duygusunu hissediyor mu? Hayır; hissetmiyor. Neden mi? İşte cevabı...

Gittiğimde beni karşılayan genç Estetik İnternational ekibi, uygulamanın yapılacağı odaya öncelikle beni aldılar. Ardından bir maske uyguladılar. O maske sayesinde yüzümde bir uyuşma hissi oluştu. Yani cildi dıştan uyuşturuyorlar. Yarım saat yüzümde kalan maskeyi daha sonra temizlediler; ve bu esnada Doktor Bülent Bey, odaya geldi; ve sihirli dokunuşlara başladı. Yüzüme toplamda 50 tane iğne uygulandı. Bakın bu konuda gerçekten çok samimi olarak söylüyorum; o kadar iğneden ben taş çatlasa 3 tanesini hissetmiş olabilirim. Onda da hissettim de canım yandı diyemem yani. Zaten uygulama sırasında Bülent Bey, sizinle sohbet ediyor; sizin heyecanınızı da minimum düzeye kadar indiriyor. Operasyon sonrasında ise  uygulanan güzel bir peeling yöntemiyle yüzümde bir ferahlama hissiyatı oluşturuldu. Ve oradan çıktığımda gayet sokakta dolaşıp hareket edebiliyordum rahat bir şekilde. 

Ve sonuççç... İnanın gün ve gün yüzümde bir parıldama ve canlılık görünmeye başladı. Çünkü ne yazık ki özellikle son yıllarda cildime olan bakımlarımı ihmal ediyordum; daha doğrusu tembellik ediyordum aslında. Bundan dolayı da yüzümde bir kuruma ve aşağı doğru sarkma oluşmuştu. İnanın başta bu uygulamaya giderken de gittikten sonraki ilk günde de bana "sen zaten çok gençsin, ne gerek vardı yaptırdın" diyen çevremdeki yakın birkaç arkadaşım, bende ki değişimi gün geçtikçe görmeye başladı; ve "ya cildin çok hoş görünmeye başladı; cidden bir değişim oldu sende" diye konuşur buldular kendilerini. Yaklaşık 2 aydır beni görmeyen diğer çevremdeki kişiler ise bende güzel bir şeyler olduğunu farkediyor; ama ne olduğunu anlayamıyordu. Ta ki ben açıklayana kadar... :) 

Velhasıl şimdi aşağıda da göreceğiniz aşamalı değişim fotoğraflarımı sizlerle paylaşıyor olacağım. Ve Doktor Bülent Cihantimur hocama bir kez daha teşekkür ederim. Hem kendisiyle tanışmama vesile olan bu güzel etkinlik ve uygulama için, hem de böylesi başarılı bir uygulamayı bulup, hayata geçirdiği için... Ve "Örümcek Ağı Estetiği" yaptırmayı düşünen birçok bayanımıza da uygulamayı tavsiye ederim.
Bu arada birkaç küçük dipnot eklemeden yazımı bitirmek istemiyorum. Çünkü bana sosyal paylaşım üzerinden ulaşan bazı bu uygulamanın takipçileri hanımlar var... Ve ne yazık ki bazı takipçilerimizin küçük kötü deneyimleri olmuş. Daha doğrusu pişman olmuşlar. Örneğin başka yerde "Örümcek Ağı Estetiği" yaptırmış, ancak istenilen sonucu almayı bırakın, ne yazık ki doğru uygulama yapılamadığından yüzünde ters bir etki yaratılmış. "Örümcek Ağı Estetiği"ni televizyonda izlediğim ilk yayından sonra araştırdığım evrede birçok farklı yerde yapılıyor diye gördüm. Lakin yakın bir takvimde Bülent Hoca sayfasında da yayınladı; hatta kendiniz de girip inceleyebilirsiniz; bu uygulamadaki ismin marka patent hakkı Bülent Bey'dedir. Ve tabi ki ipler ya da iğneler yıllardır varmış; bunu kendi de aktarıyor. Ama doğru uygulama yöntemini kendisi bulmuş. Ve gerçekten de ben, bana yapılan uygulamanın ne kadar doğru olduğunu bizzat tecrübe ederek öğrenmiş oldum. 

32 yaşındayım; ve zaten yaşımı göstermediğimi söyleyen bir çevrem varken, şimdi aynı çevrem çok daha genç ve capcanlı bir cilt ile dolaştığımı söylüyor -ki bu beni dünyanın en mutlu insanı yapıyor. O yüzden hayattımdaki ilk estetik tecrübem başarıyla sonuçlandı. Bundan sonra da estetik konusunda kime güveneceğimi şahsen ben buldum. 

Bana bir şey oldu... Ama ne? Bilmem ki acaba ne! :) Herkese bol güzelliklerle dolu günler dilerim sevgili dostlarım; okurlarım...


Op. Dr. Bülent Cihantimur'un web adresi: http://bulentcihantimur.com


BURCU ÖZDER

13 Haziran 2014 Cuma

Aşk ile ilgili anlatacaklarım var sana; gel sebastian!

Tatlı bir müzik geliyor kulağıma... Şu yaz sıcağında ısıtıyor tüm soğumuş olan ruhumu, bedenimi... Kapatıyorum gözlerimi ve sadece düşünüyorum! Hayalini kurup, özlüyorum aşkın güzelliğini... Diyorum ki; haydi o zaman bu vakit neden kayboluyor? Yazık değil mi boşa geçen zamana? 

Ben aşkı gözlerde buluyorum Sebastian! Kalbi kırılmış birinin aşka daha çok saygı duyması ve sahip çıkması gerekmez mi? Bu herkes için değişir tabi ki. Bir adam, kalbi kırılmış bir kadının bakışlarında; bir kadın ise kalbi paramparça edilmiş bir adamın bakışlarında kaybolmayı ister. Çünkü bilir ki o bakışlarda derin hikayeler saklıdır. Bilir ki o bakışların mahzeninde kendini unutabilirsin; onunla gidebilirsin bilmediğin herhangi bir bilinmezliğe... Tek gereken güvendir aslında. O güveni yakalamaktır. 


Bir baharın gelmesi gibidir aşk, sebastian! Önden küçük bir esinti başlar... Sonra rüzgar savurur seni bambaşka bir noktaya. Güneş yavaştan yakar tenini, ısıtır yüreğini. Belki buz gibi bir deniz arada serinletir düşlerini. Bir soğuk bira açıp yudumlarsın onun sarhoşluğunda. Aşk; bahardır, yazdır; hayatının en tatlı mevsimidir. Unutmayı asla ama asla istemezsin; eğer onu yaşarsan. Ya da adam akıllı yaşayamadıysan.

Aşk doğrunun ya da yanlışın ne olduğunu sana unutturandır. Ona yaklaştığında "Sıcak" denir; uzaklaştığında "Soğuk" denir. Sıcak-Soğuk oyunu gibi yönünü bulmaya çalışırsın "AŞK"ı ararken... Unutmak en kolayıdır Sebastian! Kaçtığında her şeyden, ilgini dağıttığında, bambaşka uğraşlarla oyalandığında gerçekten unutur musun ki!? Yoksa ertelemek midir tek yapılan? Unutmak istediğin ne varsa uyuyunca geçer demiş bazı bilgeler... Yalan! Yok öyle bir dünya... Varsa söyle nerede bana da! 

Hadi Sebastian; aç bi şişe rakı, şarap, bira ne içinden geçiyorsa, otur yamacıma... Dert çok, derman yok! Denizin sesi, kumsalın sakinliği, gökyüzünün güzelliğinde konuşacak konular çooookk derin! Kısacası mevzu fazla mı fazla derin... Ben anlatırım; sen dinlersin de... Sen hep dinlersin bilirim! Konuşmak benim işim; dinlemek ise senin... Ah be Sebastian! Kim kaybetmiş ki ben bulayım bu derde derman olabilmeyi... Geceleri sabah yapabilmeyi, gündüzleri ise günlere katabilmeyi... Şimdi söyle Sebastian! Vazgeçip unutmak mı tek doğru? 


Not: İşte içimi ısıtan müzik... Kapat gözlerini, dinle! 

BURCU ÖZDER

2 Haziran 2014 Pazartesi

İsimsiz

Sıkışır kalp... Atışı değişir. Ritmi bozulur. Terletmeye ve boğmaya başlar ansızın aklını ve tüm bedenini... 

Dengeler bozulduğunda toparlaması zordur. Sıradanlaştırılan her şey gibi en değerlilerde yitirir kıymetini. Bitiverir birden tüm istekler ve de düşünceler... Öylesine yozlaşır ki hayat! Öylesine darmaduman olur ki... Toparlaması zordur işte! 


Akacak damlalar kalmadığında sadece öfke kalır geriye... Öfkesinin alevinde korlaşır duygular... Küller rüzgarın savurmasıyla dağılır dört bir yana... Bastığı her toprağa yeni bir filiz verir. Yeni aşklar; yeni umutlar; yeni hayaller...


Hüzünler kayıp gider ortalık yerden... Havada asılı kalan aşklar gibi kayar sağa sola bakışlar... Yağmurun altında ıslanmak gibidir; hayat. Islanırsın; kurursun ve yine ıslanırsın. Bu döngü devam eder; ve sen nefes alıp verirsin aynı son kalan bir canlı gibi...


Gitmeler ve gelmeler bırakır kendini sadece gidişlere... Öylesine gelişi güzel yaşam taneleri dağılır tüm damarlarına... İşte ben; işte sen! Bu kadardır; ve hikayenin sonu gelmiştir! 



BURCU ÖZDER

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...