17 Ekim 2016 Pazartesi

KABUS

Gece soğuktu... Çok soğuk... İçimdeki ürperti beni gittikçe korkunun içine çekiyordu. Bilmediğim, tanımadığım bir karanlığın ortasında ilerlemeye çalışırken nereye varacağımı kestiremediğim yollarda yürüyordum. Sanki beni esir alan duygunun ötesinde yeni yüzleşmeye başladığım bir başka çıkmaza doğru koşuyordum adeta. Çizgilerimin ötesinde başka bir boyuttu bu. Artık ismini bile adlandıramadığım bir başka dünyaydı yaşadığım. Ve ben bundan nasıl kurtulacağımı bilmiyordum. 

Karanlığın içinde anlık beliren silüetler vardı. Ama hiçbirini seçemiyordum. Sislerin arasında bir görünüp, bir kayboluyorlardı. Birine seslensem anında yok oluyordu; ve diğer taraftan bir diğeri kendini gösteriyordu. Yardım çığlıklarımın boşlukta kaybolduğu bir çıkmazdaydım. Aradığım ışık süzmesi çok ama çok derinlerdeydi; ve ben ona nasıl ulaşabileceğimi bir türlü bilemiyordum. Sanki sonsuzluğun içinde hapsolmuştum. 

Ellerim gittikçe buz kesmeye başlamıştı. Ve üzerime giydiğim orta halli incelikteki hırka da artık beni koruyamaz olmuştu. Uçuşan eteklerimi toplamak bir yana hissettiğim o büyük üşüme hissi beni iyice yormaya başlamıştı. Kollarımı birbirine sarıp, göğsüme doğru bastırırken adımlarım iyice yavaşlamıştı. Biliyordum;  bu yolun sonuna varmam olanaksızdı. Bedenimi saran bu yalnızlık hissi ve kaybolmuşluğun getirdiği korku sonunu bilmediğim karanlıkta beni çaresiz bırakmıştı. 

Şimdi aniden dursam ve tüm gücümü toplayıp, hiç durmadan o boşluğa doğru koşsam, bir yere çarpıp çarpmamam önemli değil; sadece koşsam ve tüm cesaretimi toplayarak ulaşmak istediğim o ışığa varmaya çalışsam başarabilir miydim acaba? Ya da birden arkamda beliren ve önce beni kendisine çekip içimi ısıtacak olan, ardından da aydınlığa ulaşmama yardım edecek sıcak, sıpsıcak bir elin varlığı çıkar mıydı birden bire karşıma? 

Gece soğuktu... Çok soğuk... Ve içimdeki ürperti gittikçe beni korkunun içine daha çok çekiyordu. Durdum ve gözlerimi yumdum. Nasılsa bu gece bitmek bilmeyecekti. Mücadeleyi bıraktım; ve karanlığa tam teslim olmuştum ki bir ses duyuldu... Bir saat sesi... 

Sabah olmuştu... Gözlerimi kırpıştırarak açmaya çalışırken perdemden odama süzülen gün ışığına bakmakta zorlanıyordum. Ve az önce yaşadığımın bir kabustan ibaret olduğunu anladığımda derin bir nefes çektim içime... Evet; hepsi sadece bir düştü. Sadece sıkıcı, bunaltıcı bir düş... Aynı daha öncekiler gibi...



BURCU ÖZDER

19 Ağustos 2016 Cuma

Suretler


(NOT: Bu yazıyı aşağıdaki parçayı dinleyerek okumanızı rica ediyorum....)


Her şey gibi... Her özel insan gibi... Zaman yine aynı sulardan akmakta...

Başınızı çevirdiğinizde gördüğünüz neydi bilmiyorum. Ya da görmek istediğiniz... Sonsuzluğa uzanan bir yol muydu aradığınız; yoksa gelip geçici havai fişeklerden biri miydi yansımalarını sevdiğiniz sahte ışıkların? Canınız hiç yandı mı? Canınızı yakanla hiç yüzleştiniz mi? Sevdiniz mi; çoook hem de çook fazla... Özlediniz mi peki? Özlemin en derin halini içinizde o bilmediğiniz derinliklerde kaybola kaybola çılgınca yaşadınız mı? Attığınız çığlıklar kayboldu mu damarlarınızdan akan kanın içinde... Siz hiç beyninizi uyuşturan bir sevdaya kapıldınız mı? Yakasına yapışıp, "Dur" gitme diyebildiniz mi sevdiğinize? Nedenleriniz mi vardı? Nedensizlikleriniz mi? Siz hangisiydiniz? Hangi bilinmezliktiniz? Hiç çözebildiniz mi kendinizi?

Tınısına kapıldığım bir melodi var kulağımda şu an... Ve yüzlerce suret karşımda... Hepsi de ilk başta birbirine benziyor aslında. Bir uyanış, bir doğuş bu baktığınızda... Birinin esmerliği, diğerinin sarışınlığı, öbürünün kızıllığı... Yeşil mi; mavi mi; yoksa kahverengi mi göz rengi? Buğday tenli mi; yoksa açık tenli mi? Aldığı nefes öbüründen çok mu daha derin; çok mu daha farklı sanki... Zihinlerini açsanız ne bulacağınızı sanıyorsunuz... Bulanıklaşan yüzler; saydamlaşan hayaller... Suretler; hepsi de birbirini farklılaştıran maskeler... Kaldırsana o maskelerden birini, bir yüzleşsene altındaki gerçek kişiyle... Kendini görmekten mi korkuyorsun aynaya bakar gibi o surette. Ne istiyorsun? Ne isteğini sanıyorsun hayattan? Bulabildin mi cevabını? Ya da bulamadın mı hala? 

Mesele ben... Mutlu olmakla mutsuz olmanın arasında bir yerde kaybolup gitmekten korkuyorum. Peki ya sen? Cesur musun en az benim kadar... Yüzleş desem; konuş desem; anlat desem hikayeni anlatabilir misin hiç düşünmeden bana... Yüreğini açar mısın yanıbaşında nefesini hissettiğin bu yabancıya... Puslu bakışlarında yatan derin sızıyı kanatır mısın bir kez de benim dokunuşlarımla... Sana omzumu verdim; yaslanır mısın ona? Uyur musun güvenerek bu sıcaklıkta? 

Biz, ne dediği net olan ancak anlaşılmayan insanlarız. Anlaşılmak o suretlere nasıl baktığınla alakalı... Uçmak istiyorsan; önce kanadı olmayan meleği bulmaya çalışman gerek. Kim bilir belki de üstüne titreye titreye geliyordur aslında. Bir şehrin içinde kaybolmuşçasına... Ruhuna dokunacaksa bırak izin ver sana gelişine... Doğru; senin onda ilk hissedip de gördüğündür. Şimdi koy kadehini masaya ve başla anlatmaya "var mısın bu tatlı yolculuğa?"


BURCU ÖZDER







14 Ağustos 2016 Pazar

Huzur ve Mutluluk Adına TABLODA…

Evim benim için her şey demektir. Oturduğum koltuğumdan, kahve fincanımı koyduğum sehpaya kadar... Her detayın, her objenin yeri bulunduğum mekana anlam katarken, evimin en sevdiğim donelerinden biri de duvarlarımı süsleyen eşsiz tablolarımdır. Ve eğer tablo seçimlerinde benim gibi zorlanan biriyseniz; işinizi oldukça kolaylaştıracak muhteşem bir siteden sizlere bahsedeceğim. 

Duvarlarımı süsleyen duvar kağıtlarım kadar seçmekte oldukça zorlandığım tablolarımı, belki de günlerce aradığımı bilirim. Ta ki http://www.tabloda.com ile tanışana kadar... 


Binlerce seçeneğin bulunduğu Tabloda’da ister siyah-beyaz manzaralı Kanvas Tabloları seçin; isterseniz de Pop Art, Vintage, Osmanlı ve Hat, Gravür ya da Panorama seçenekleri gibi onlarcasının bulunduğu tablo galerisine göz atın. Zaten mutlaka bu dekoratif görsel şölende emin olun ki kaybolduğunuzu hissedeceksiniz. Çünkü her biri birinden güzel ve kaliteli olan Kanvas Tabloların hepsini almak; hatta evinizin en güzel köşelerini hemen onlarla süslemek isteyeceksiniz. En azından benim için durum böyle oldu. 

Bunun yanı sıra “Tablonu Sen Tasarla” bölümüne girerek istediğiniz hazır bir fotoğrafı da tablo haline getirebilirsiniz; hem de yine dilediğiniz ölçülerle ve çerçevelerle… Kısacası kaliteli baskı ve el işçiliği ile üretilen tüm Kanvas Tablolar sizi bekliyor.


Siteden aldığınız ürünlerin seçenekleri de ayrıca işinizi kolaylaştırmakta. Her bir Kanvas Tablo için boyutlarına göre seçim şansınız olduğu gibi istediğiniz çerçeve modelini seçme imkanınız da bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Kanvas Tablolarınızın ömür boyu garantili olduğunu da sizlere şimdiden söylemek isterim. 


O halde hiç vakit kaybetmeyin; ve evinizin duvarlarını süsleyecek olan  bu muhteşem Kanvas Tablolarınız için Tabloda.com’u hemen ziyaret edin.


BURCU ÖZDER


2 Mayıs 2016 Pazartesi

Ah Be Çocuk


Sepserin sular… Sanki büyük bir şelalenin tam da altındasın. Üzerine seni tekrar ferahlayabilmen için yoğun biçimde düşüyorlar. Ve sen ellerinle karışan saçlarını düzeltiyorsun. Bedenin buz gibi suyun güzelliği ile yeniden diriliyor. Hiç olmadığın kadar mutluymuşcasına gülümsüyorsun…

Sonra kendini o buz gibi suyun üstüne öylece sırtüstü bırakıyorsun. Suyun ahengini, sesini dinliyorsun. Sana anlattığı küçük hikayeleri duyuyorsun. Bırak kendini çocuk diyor biri sana… Bırak! Rahatla, huzuru hisset.


Kocaman bir ormanın içinde kalmış ufacık bir çiçek parçası gibi dalgalan o suyun içinde. Sanki bir salın üstündesin… Güneşi de hisset bedeninde seni ısıtırken, bulutları da seyret onları binbir şekle benzetirken… Nereye götürüyorsa bırak götürsün seni… Sen sadece yaşa!

Bazen kaçmak mı istiyorsun? Kaç git o zaman… Ne almak istiyorsan sadece onları al. Mecbur değilsin hiçbir şeye… Bir kağıt, bir kalem mi tek ihtiyacın olan… Al git onları o zaman… Sormaz kimse sana hesap! Soramaz çocuk…

Başın mı dönüyor? Bu dünya hep baş döndürür zaten. Kapılma onun renkli pembe alemine. Senin rengin bir değil; milyonlarca biliyorsun. Rengarenk yüreğinle sarmala onları… Git çocuk, gitmek istiyorsan eğer… Sev çocuk sevilmek istiyorsan eğer… Kalmak istiyorsan da kal… Canımsın anla işte ah be çocuk!



BURCU ÖZDER

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...