22 Mayıs 2015 Cuma

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!


Araç kullanırken telefonla konuşmayın, hayatı susturmayın!

Çünkü Trafik Hayattır!



Hayatımızın en önemli unsuru haline gelen trafik güvenliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefleyen ve örnek uygulamalar geliştiren Trafik Hayattır platformu iletişim faaliyetlerine ara vermeden devam ediyor. Toplumsal sorumluluk alanı içerisinde trafik güvenliğine öncelikli olarak önem veren Doğuş Otomotiv, Trafik Hayattır ile trafikte saygı kültürünü yaygınlaştırmayı hedefliyor.
Trafik güvenliği konusunda Türkiye’nin en istikrarlı kurumsal sorumluluk markası haline gelen Trafik Hayattır platformu 10 yılı aşkın süredir, çeşitli bilinçlendirme projelerini başarıyla yürütüyor.


Trafik güvenliğini ve yaya güvenliğini sağlamada en önemli unsurlardan cep telefonu kullanımına, farklı projeleriyle dikkat çeken Trafik Hayattır platformu, yeni bir animasyon yaparak ‘araba kullanırken cep telefonu ile konuşmanın’ dikkat dağınıklığına sebep olduğunu vurguluyor.

Cep telefonu kullanımı her geçen gün artıyor. Buna paralel olarak şehir içi kazalarında da artış söz konusu. Cep telefonu ile konuşmanın reaksiyonları %80 azalttığı gerçeğini göz önüne alırsak Trafik Hayattır bu konuya eğilerek doğru bir strateji uyguluyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Teşekkür Ederim...

Hepinize teşekkür ederim... 

Hayatıma giren onlarca insana... Dostlarıma... Sevdiklerime... Sevmediklerime... Nefret ettiklerime... Aşık olduklarıma... Kavuştuklarıma... Kavuşamadıklarıma... Derdimi saatlerce dinleyip de bana sesini duyuranlara... Hep yanımda olana... Kimi zaman da kaçana... Teşekkür ederim tek tek hayatıma bir şekilde dahil olanlara.

Zaman kopup gidiyor. Anlam veremiyorum artık bu saçma dünyaya. Benden neyi getirip, neyi götürdüğüne. Ne için yaşayıp, ne için yaşamak istemediğimize veremiyorum bir anlam. 

Düşünüyorum ömrümden geçen tam 32 yılı... 33'e kaldı son 12 gün... Şu hayatta onlarca şey gördüm; yaşadım. Nice gördüklerim oldu; görmediklerimde. Bir bilemedim şu gerçeği, dünyanın aslında en kahpe yer olduğu gerçeğini. B...ktan dünyamızın b..ktan insanlarla dolu olduğunu bir türlü farketmek istemedim. Hep kaçtım. İyilikten, güzelikten yana düşünmeye çalıştım. Olmadı; olduramadım. O kadar pinokyo olmuş ki yabancı bedenler, etrafımı sadece onlar sarmış. 

Yüzlerine baktığımda karanlık taraflarını göremiyorum. Sinsice içlerinden gülümsemelerini çözemiyorum. Sonra an geliyor; tökezlediğimde arsızca attıkları tekmeleri birer birer aniden yaşıyorum. Kalkmak istiyorum tekrar ayağa, bedenim yorgun, düşüyorum. Bağırmak istiyorum; fakat çıkmıyor sesim. O kadar yalancı ki herkes haykırmak istiyorum içimde kopan isyanı. Sonra diyorum boşver be arkadaş! Buna da boşver... Salla gitsin; her ne varsa her ne yaşandıysa...

Çocukluğumun en masum zamanlar olduğunu anlamam çok geç oldu. Keşke hiç büyümeseydim. Keşke hep çocuk kalabilseydim. Aynı masumlukta, aynı temizlikte. Kirlendik hepimiz; istesek de istemesek de... Kirli eller dokundu tenimize, ruhumuza, düşüncelerimize. Biz kirlendik hep birlikte; tüm insanoğlunca. Hayır demeyin; öyleyiz çünkü. Siz de anlayacaksınız bir gün. Ben 33"üme 12 kala anladım tüm bunları. Dönemediğim çocukluğumda bırakıyorum masumiyetimi, hayallerimi, tüm güzel duygularımı, tüm geleceğimi. Teşekkür ederim bunu bana hissettirdiğiniz için. 

Bu belki de size son yazışımdır kim bilebilir. Veda olur; hüzün olur; son mektup olur. Bilinmez ki! 

Hoşçakalın sevgili dostlarım! Yazarsam sizleyim; yazmazsam ruhunuzun derinliklerinde bir yerlerde... Ben kendi özgürlüğüm için ruhumu temizlemek için mini bir mola veriyorum. Kafa nereye, yol nereye bu gece ben oraya... Hadi bakalım "Burcu Kaçar!" 

Sağlıcakla kalın dostlar!



BURCU ÖZDER




14 Mayıs 2015 Perşembe

Aşkın Yolculuğu...

Kapatın gözlerinizi... Şimdi sizden yazacaklarımı hayal etmenizi istiyorum. Oturun koltuğunuzun köşesine ve derin derin nefes alın. Bir yolculuğa çıkıyoruz birlikte. 

Bir otobüsün iki kişilik koltuğunun birinde siz, diğerinde sevdiğiniz... Birlikte uzun ve güzel bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Yol sizi nereye götürürse oraya doğru ilerleyeceksiniz. Belki küçük bir koyda alacaksınız soluğu... Masmavi bir deniz, yemyeşil bir doğanın tam da dibinde küçük ve sevimli bir mekan... Çıplak ayaklarınızla çime bastığınızda toprağın yumuşaklığını hissedeceksiniz. Sizde kalan tüm kötü enerjiyi o toprak çekip alacak içinizden. Çantalarınızı bırakıp odanıza, doğruca suyun dibine koşacaksınız. Su tatlı bir soğuklukta... O kadar berrak ve o kadar sakinki adeta sizi içine "Gelin" dercesine çağıracak. Dayanamayıp atlayacaksınız o suya... Vücudunuza değen suyun hafifliği ile daha çok ağırlıklarınızdan kurtulacaksınız. Bırakacaksınız kendinizi birbirinize... 


Sonra o sapsarı ve parıltılı kumun üzerine uzanıvericeksiniz. Güneşin sıcaklığı teninizi ısıtacak. Soluduğunuz havanın mis gibi kokusu davetkar... Dakikalar ve saatler geçtikçe daha çok içine çekicek sizi bu doğa harikası. Akşam olduğunda küçük bir sofranın başında oturuyor olacaksınız. Etrafta kimsecikler yok... Aslında var; ama siz onları görmüyor olacaksınız. Bir siz, bir de sevdiğiniz... Alttan inceden inceye çalan bir fon müziği... Dans etmeye başlayacaksınız... Müziğin o güzel ritmine tüm bedeninizi bırakıvereceksiniz. Aşk sarhoşusunuz... Belki daha sonra kıyıda yakacağınız küçük bir kamp ateşinin yanı başında battaniyelerinize sarılmış yıldızları seyrediyor olacaksınız gecenin devamında. Güzel bir rüya; hiç uyanmak istemeyeceksiniz. Gökyüzü ile yeryüzünün sizi sardığını ve hayattaki hiçbir şeyin umrunuzda olmadığını iliklerinize kadar hissedeceksiniz. 

Başınızı yastığa koyduğunuzda kalp atışlarını hissedeceksiniz sevdiğinizin. Sarmaşıklar gibi dolanacaksınız birbirinize... Aşkın size sunduğu en büyüleyici duygularla o anların hiç bitmesini istemeyeceksiniz. Huzurun ve mutluluğun sizi nasıl sarhoş ettiğini göreceksiniz. 

Hayal değil; rüya değil. İsterseniz olur. Yeter ki istemeyi bilin; ve onu gerçekleştirmek için ilerleyin. Kimse size engel değil. Eğer gerçekten bu hayali yaşamak istiyorsanız sevdiğinize gidin ve tutun kolundan götürün onu uzaklara... Çünkü hayalleri gerçekleştirmek sadece ve sadece sizin elinizde... 


BURCU ÖZDER


3 Mayıs 2015 Pazar

Amsterdam'ın Büyülü Dünyasında Yaşanan Çılgın Tecrübe

Bir deneyim... Bir hayal dünyası... Bu başka bir varoluş tecrübesi... Dün akşamüstü saatlerinde 3 yıl önce Amsterdam'a ilk geldiğimde cesaret edemediğim bir eyleme kalkışmamla başladı her şey... 

Almayı düşündüğüm iki ürün vardı. Etkileri ne bilemiyordum. Sadece denemek istiyordum. Bütün gün şehrin yoğun havasını tenefüs ettikten sonra bu benim için mükemmel bir tercih olacaktı. Hotel odamıza geldikten sonra Hollanda'nın yerel saatiyle 00:00'dan itibaren ilk yediğim  mushroom oldu. Ardından browne 'nin sadece yarısını tükettim. Mushroom'un tadı çok iğrençti. O yüzden sürekli su içip durdum. Keki de sırf mushroomu tükettikten sonra "Off bu da ne? Etki sıfır; boşuna para verdim" diyen bir söylenmeyi yaşadığımdan yedim. Ve buna rağmen hala başlangıçta gayet iyi durumdaydım. Babam bizi bekliyor; uyumuyor. Çünkü annem de biraz bana uydu; o da az biraz ikisinden de aldı. Diyorum ki tüketim konusunda iyi ki aşırıya kaçmamış benim gibi.  Annem içimizde ilk uykum geldi deyip yatan oldu. Tabi uyumadan önce hafif gülme sendromu yaşıyor. Bu sırada Radio'da Metro FM çalıyor... Müzikler süper. Bu da aslında yediklerimin beni etkisi altına almaya başladığının ilk uyarısıydı; geç farkettim. Çünkü müziğin ritmine uymaya başlamıştı bile beynim. Babam ışığı kapatmayacağım dedi. Koridorun giriş ışığı açık kaldı. Bir de hava girsin diye pencere üstten hafif aralıktı. Otobandan geçen araçların sesi o kadar yanıbaşımdaydı ki... Kendime bir Nescafe yaptım. İşte o kafein yok mu? Beni bir üst Level'a aniden taşıdı. Bizimkiler uyuyacak diye bu kez müziği hoparlörden kulaklığa taşıdım. Artık müzik sadece benim kulaklarımda çınlıyordu. Gözlerimi kapatmamla başkayan etki ise aman Allah'ım o kadar acaipti ki... Beyaz ışık süzmesinden çıkıp yoğunlaşan pembe ışıltılar etrafımı aydınlatmaktaydı... Garip bir mutluluk... Anlamlandıramadığım bir heyecan... Gözlerimi açıyorum. Bu kez de tavanın beyazlığı beni içine çekiyor. Her yer çok aydınlık... Işıltılar çoğalmakta... Hare hare halkalar tavanda sürekli hareket halinde. Sonra birden annem ve babama bakıyorum; uyuyorlar. Kulağımda babamın bir şey olursa seslen dediği son cümle... Telefonumu elime alıyorum. Saçma sapan bir şekilde sosyal paylaşım ağlarımda gezmeye çalışıyorum. Bu esnada içimden geçen duygu değişimleri gittikçe yoğunlaşmakta... Parmaklarım tuşlara doğru gidiyor. Birisini aramalı mıyım; yoksa mesaj mı yazmalıyım? Yoksa Facebook duvarıma o an içimden geçenleri direkt aktarmalı mıyım? Kararsızlık mekanizmamın devreye girmesiyle birlikte plak, o andan itibaren bende tamamen koptu. 

Tam bir iki kelime yazıyorum. Sonra geri siliyorum. Mantığım ile Duygularım, müthiş bir savaş halinde. Sanki birinden biri meydanı istila etse tamamen kendimi kaybedecekmişim gibi hissediyorum. Gerçek hayatta ki gibi kendimle olan aynı mücadele, burada tamamen artık ortaya çıkmış durumda. Gözümü bir açıyordum telefon elimde, bir kapatıyordum ve tekrar açıyordum bu kez yatağın üstünde... Ne ara elime alıp, ne ara bıraktığım konusundaki zaman bilgisi kayıptı. Ya da ne gerçek, ne hayaldi kestiremiyordum. Birden bu ruh halinden çıkmamın tek çözümünün kulaklığı çıkartmak ve müzikle aramdaki etkiye-tepki olayını yoketmem olduğu varsayımına vardım. Ve başardım da... Ama ne var ki hayal dünyamda alttan alta bir fon hala çalıyordu. Hatta dinlediğim son parça sanki hiç bitmiyor gibiydi. Kafam yastıkta gözümü açıp kapadıkça hangi boyutta olduğumu sorgulayıp duruyordum. Sonra birden bir hayal dünyasına daldım; ve son bir haftam boyunca İstanbul'da yaşadığım olaylar zincirine geçiş yaptım. Bu kez de öfkem ile arzularım arasında bir kavga başladı. Mantığım gururumu temsil ederken, halüsinasyonlarım tüm içimdeki duyguları ortaya çıkartıyordu. Görsel hayaller o kadar muazzamdı ki karşımdakini bir çekerken, bir itiyordum tüm kızgınlığımla geriye. Diyorum ya birinizden birini o an arayıp rahatsız etmediysem mantığımın kurduğu baskıya borçlusunuz bunu. Çünkü sürekli iç sesiyle konuşan bir "Burcu" vardı; ve aynı "Ben"ler birbiriyle kıyasıya rekabet halindeydi. 

Sonra birden telefonu tekrar elimde buldum. Ekrana baktığımda üç boyutlu bir simülasyon şeklinde yazılar bana doğru yaklaşıyordu. Dedim tamam; sen oldun kızım. Ve acaba nasıl kendine geleceksin? Birden kendimi tekrar yatağa bıraktım. Bizimkiler hala uyuyor; ikide bir yatağın içinde doğrulmamı farketmiyorlar. İçimden bir ses bana "Bence seslen sizinkilere" derken; öbür ses "seni duymayacaklar; çünkü şu an rüyadasın; ve onlara seslendiğini sanacaksın; fakat seslenmemiş olacaksın" diyordu. Bu ikilem çok uzun süre böyle gitti. Birden bir karar verdim; ve tekrar yatağımda doğrulup bir güçle "Anne!" diyebildim. Annem aniden fırladı; ne olduğunu sordu. "İyi değilim ben; uyanamıyorum" dedim. "Burcu ne görüyorsun?" diye soru sorarken; bana bir yakınlaşıp bir uzaklaştığını gördüğümü dile getiremedim. Tabi bu esnada o da beni canavar olarak görüyormuş; bunu ertesi günü öğreniyorum. Bu sırada babam da uyandı; ve "noluyor?" diye sormaya başladı. Annem bana gülmeye başladı. Onun o gülüşü beni o kadar çok sinirlendirdi ki anlatamam. Babam annemi gülmemesi yönünde uyarırken, aynı zamanda "uçuşa geçmiş bu" diye söyleniyordu. "Uçuşa geçmek"; bu yan yana gelen iki kelime beni birden korkutmaya başladı. Ve şu sorular beynimi elime geçirdi. Birazdan gidip kendimi açık pencereden boşluğa bırakmazdım değil mi? Yoksa yapacak mıydım? Bir saniye ben şu an neredeyim? Acaba odadan çıkmış olabilir miyim? Umarım kimseye sarmamışımdır! Ya da belki de şu an yola çıktım. Her an bana bir araba çarpabilir. Yok hayır... Sessizlik, çok büyük bir sessizlik var. Sanırım ben öldüm. Evet; evet öldüm. Bence ben kendimi boşluğa bıraktım. Bizimkiler ağlıyor mu acaba? Tatillerini de berbat ettim. Keşke beni engelleselerdi. Yeme deselerdi. Offf!!! Şaka gibi... Nefes alamıyorum. Ruhum bedenimden ayrılmış durumda... Kalbimin yüksek ritimde attığını ara ara duyuyorum. Uyanmalıyım; uyanmak zorundayım. 

İşte bu deli sorular havada uçuşurken,  yataktan birden kalkmaya karar veriyorum. Terliklerime uzanmıyorum bile. Doğrulup; banyoya gidiyorum. Duşun cam kapısını açıp, içine giriyorum. Suyu hafif açıyorum. Ve bir süre suyun sesini dinliyorum. O sırada babam banyonun kapısını açıyor; ve bana gene "Ne yapıyorsun Burcu?" diye soruyor. Ardından yanına annem geliyor. Ben bu sırada başımı biraz yıkayacağımı söylüyorum. Babam engellemek istiyor gene, "ıslanacaksın kızım; gel buraya" diyor. "Hayır" diye itiraz ediyorum. Annem gene gülmeye başlıyor; ona dönüp "gülme artık; uyuz ettin beni" diye söylenmeye başlıyorum. Babam da ona kızıyor; ve annem gülerek içeri kaçıyor. Bubarada hala beni canavar olarak görüyormuş. Ben kafamı suyun altına sokuyorum; ve az biraz ıslatıyorum. Üstümde bu sırada hafif ıslanıyor tabi... Sonra babam geliyor; "gel kızım hadi; bu kadar yeter" diyor. Ben karşı koyup bu kez banyo küvetinin içinde yere çöküyorum. Ayaklarıma kenetlenip bekliyorum; artık uyanacağım diye kendimi şartlıyorum. Babam "hadi kalk; sabaha kadar burada mı oturacaksın?" diyor; "Evet" diyorum. Zorla sonra beni ikna ediyor ve yatağıma götürüp yatırıyor. Üstümü örtüp, uyu hadi biraz diyor. Ve gidiyor. Buraya kadar anlattığım tüm olay akışını bütün bir gece milyon kere aynı cümleler, aynı davranışlar; ve aynı müdahelelerle yaşadım. Aslında tüm bunlar yaşadığım son ve tek sahneydi. Fakat beynim aynı örgüyü tekrar tekrar bana yaşattı. Her defasında dediğim tek şey lanet olsun gerçek değil bu da, yine hayaldeyim; ve ben sabah uyanamayacağım kesin olduğudur. Acaba ne oldu bana diye sürekli kendimi sorgulayıp durdum.

Zaman hiç bitmek bilmiyordu; belki de sabah hiç olmayacaktı. Öyle geliyordu bana çünkü. Neden sonra uyanmak için beni bütün gece rahatsız eden iki unsuru değiştirmeye karar verdim. Biri pencereyi kapatabilirsem eğer dışarının sesi kesilecek; ve ortamda bir değişiklik olacaktı. İkincisi de ışığı kapatabilmeliydim. Bunları başardığımda her şey normale dönecekti. Ve tüm gece boyunca ilk kez mantığım işe yaradı; gerçekten ikisini de yapmayı başardım. Sonra uyumuşum. Gözümü tekrar açtığımda sabah 7'e geliyordu saat... Babam yatakta doğrulmuş; camdan dışarı bakıyordu. "Baba" diye seslendim. Uyanıp kendime gelip gelmediğimi sorduğunda tüm gece boyunca milyon kere kurulan cümleleri bu kez duymadım. Artık uyanmıştım... 

Tüm gece ne olduğunu hep birlikte irdelediğimizde şunu farkettik ki ben aşırı alkol de alsam; böyle bir tecrübe de deneyimlemiş olsam her yaptığım, konuştuğum ve duyduğum cümleyi-hareketi aynen hatırlıyordum. Beynim müthiş derecede bütün gece çalışmıştı. Algılarım açılmış; gerçekle hayal arasındaki ince çizgiden ben sonunda başarıyla geçmiştim. Tek sıkıntı nefes almayı unuttuğum aradaki anlardı.

Hep ne yaşayacağım; göreceğim diye merak ederken; gerçek hayattaki kendimle yine mücadeleye girmem çok ilginçti. Hele ki ölümü hissetmem... Daha da ilginç... 

Duygu geçişleri acayip hızlıydı. Algıların komple açılması, duyduklarının ve gördüklerinin çok net yaşanması, beynin sana yaptığı anlık oyunlar anlatamayacağım kadar gerçek ve büyüleyiciydi. Bunu da tecrübe ettim. Böyle bir deneyime girmeyi düşünenler için tek tavsiyem sakın tek başınıza olmayın; ve sizi kontrolde tutacak biri mutlaka yanınızda olsun. Çünkü ben "First Time" dememe karşılık, en düşükte aldıklarımla böyle oldum. Bir de daha karmaşık olanlarını düşünemiyorum bile. 

Dediğim gibi ne eksik, ne fazla... Aynen aktardım yaşadıklarımı. Gülebilirsiniz; kızabilirsiniz; ne saçmalamış diyebilirsiniz; ama yazmasam olmazdı. 

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle... Hepinize iyi haftalar şimdiden!


BURCU ÖZDER

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...