Ana içeriğe atla

NOEL'E AZ KALA

Her insan doğumu ile birlikte yaş aldıkça hayaller kurmaya başlar. Kurulan bu hayaller, her dönemin kendisine özeldir. Yani çocukken kurduğunuz hayaller çikolata, kraker, oyuncak, anne-baba ile gezmeye gidebilmek, oyun parkları vs...'dir. Ama büyüdükçe hayalleriniz genişler. Kimi hayalleriniz gerçekleşmedikçe (-ki aslında gerçekleşmesi için zamana bırakılması gerekir) sizin istediğiniz zaman diliminde o zaman git gide o hayallerinizden uzaklaşmaya başlarsınız. Ve bir süre sonra ise hayal kurmayı unutursunuz. 

Hayaller, sihirli birer kapıdır. Kapısını araladığınızda gördüğünüz o güzel silüetler sizi bambaşka dünyalara, hayatlara, yollara çıkarır. Ve hayal kurmak emin olun çok güzel bir eylemdir. Evrene gönderdiğiniz her güzel enerji sizi sarar, sarmalar ve mutlu yarınlara doğru, anlara doğru yürümenize aracı olur. Bunlar güzel olanlar... 

Bir de kurulmaması gereken hayaller vardır. Sizi mutlu edeceğine inandığınız o güzel kareler, aslında doğru değildir kimi zaman. Mutluluğu, mutsuzluğun yollarında ararsanız; sonu hüsran olur. Çıktığınız yolda mutsuzluk adım adım sizi buluyorsa demek ki yönü değiştirmek gerekir. Yani vedalaşmalaşmak gerekir. Vedalaşmaya cesareti olamayanlarsa kocaman bir mutsuzluğa mahkum olacak demektir. 

Mesela benim güzel hayallerim, biraz deniz kenarı, biraz ormanın dibi kendi halinde tatlı, sıcak bir evin içinde geçmekte... Ateşin başında oturup, sevdiğiniz insanla ve bir küçük tatlı ufaklıkla bol kahkahalı, bol sarılmalı, bol sevgili harika bir tabloda gizli. Küçücük şeylerin sizi mutlu edebildiği o anlarda herkesin birbirine merhametle ve sonsuz sevgiyle bağlanması, yaşadığınız her güne binlerce kere şükredebileceğiniz anlamına gelir. 

Güzel bir söz var; "evleneceğin insan senin en iyi arkadaşın olmalı". Kesinlikle doğru! 

En iyi arkadaşınız sizi o kadar iyi tanımalı ki (ve siz de onu tabi ki) "sizi ne mutlu eder; ne üzer; neye kırılır, neye alınır, neye kızar, ne sizi heyecanlandırır?" bilir. Sizi kaybetme ve kırma korkusu olan bir insan asla size zarar vermek istemez. Kanadınız kırılmasın diye de sizi sımsıkı sarıp sarmalar. En zor zamanınızda her ne koşulda olursa olsun size ilaç, destek, moral olur. Böyle bir insan hastalıkta da sağlıkta da tüm koşullarda sizinledir. Ve sizi asla yalnız bırakmaz. İşte böyle bir insan bulduğunuzda ona sımsıkı sarılın. Çünkü o insan doğru insandır. 

Sizin saatler boyunca anlatacağınız hikayelere, anlatımlara burun kıvırmaz. Sizi dikkatle dinler. Çünkü cümlelerin arasından çıkabilecek önemli bir ifadeyi, bir sözcüğü kaçırmak istemez. Sıkılmadan sizinle dertleşip, mutluluğunu da hüznünü de paylaşır. Birbirinize destek olduğunuz sürece ve omuz omuza olduğunuz müddetçe yıkılmaz duvarlar inşaa edersiniz ilişkinizde. Ve o duvarlar sizin evinizi koruyan en güçlü kalkanlardır. 

Bu sebeple en iyi arkadaşınızı bulduğunuzu düşündüğünüzde ona sımsıkı sarılın. Çünkü hayatınız boyunca size iyi bir yoldaş olacaktır; tabi siz de ona. Diğer türlü hikaye mutsuz sonla biter. Ve mutsuz sonla karşılaşmamak için az önce anlattıklarıma kulak verin; bu güzellikleri size hissettirmeyen biriyle yola devam etmeyin. Çünkü sonu maalesef ki hüsran olacaktır. 

Herkese mutlu hayaller; mutlu günler! 


Burcu Özder

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...