Ana içeriğe atla

Ölümden Az Önce

Son kez çek içine nefesi ve bırak... Gözlerinin önünden, geçen yıllarının manzaraları aksın. Sadece aralanan perdenin ardında geçmişe ait görüntüler yer alsın. 

Son kez güneş doğsun senin için bugün... Son geceni az önce yaşamış ol. Yarının kavramını sil lügatından. Düşünme ve endişelenme gelecek için artık. Boşver!

Son kez en çok sevdiğin çayını ya da kahveni yudumla. En sevdiğin omletini yap; ve muazzam bir kahvaltı sofrasını yine her zaman ki gibi sadece kendin için hazırla.

Aslında birçoğumuz hemen her sabah kalktığımızda hüzne makyaj yapıyoruz; ve cafcaflı renklerimize sarınıp kalabalığa karışıyoruz. Ve bunu da yalnız kendimiz biliyoruz. Bunu bugün biri bizlere bir kez daha anlattı. Mehmet Pişkin... 

Bu yazıyı yazıyorum; çünkü ona ait 13:47 dakikalık videoyu başka hiçbir şeyle oyalanmadan pür dikkatle izledim; ve dinledim. Dedim ki; "adama bak ya! Büyük bir bölümümüzün aklından geçen onlarca cümleyi nasıl da sıralayıverdi". Evet; o bunu yaptı. Bir veda videosu hazırlayarak; tüm düşüncelerini ve duygularını abartıdan tamamen uzak biçimde, en yalın haliyle aktardı. İntiharı hiçkimseye süslemek niyetinde değilim tabi ki... Ama şu da göz ardı edilemeyecek bir şey, bu Mehmet Pişkin'in gerçeğiydi. Çok insan yeryüzünde hayatından vazgeçiyor. Dinsel inançlardan olsun; yaşam felsefelerimizden olsun; ya da olumsuz örnek niteliğinden olsun hep tukaka dediğimiz bir eylem; "İntihar". Oysa ölümden sonrasını kim biliyor gerçekten. Kim öldü de dirildi; ve bize ölümden sonrasını anlattı. Bir boşluk var bizi bekleyen. Ve biz o boşluğun tanımını bilmiyoruz. Yaşayanlar olarak da asla bilemeyeceğiz. 

Dedi ki; "Ben güzel bir hayat yaşadım; kötü olanları ayıkladığımda gerçekten eğlendim hayatta". Aslına bakarsanız tam da benim düşündüklerimi aktardı o an. Birkaç kötü anımızı temizlediğimizde her birimiz güzel hayatlar yaşamış oluyoruz. Mesela ben güzel bir çocukluk yaşadım; iyi bir eğitim hayatı ve başarı dolu anlar sığdırdım yaşamıma. Aşklarım oldu; hüzünlerim oldu; dostlarım oldu; yalanlarla dolu sahtekar insanlarım da oldu. Peki gelecek bana ne getirecek daha fazla diye sorsam; belki bir evlilik, bir eş, bir çocuk, belki iki çocuk, belki de üç... Şimdi ölsem; yani intihardan bahsetmiyorum bakın şu an, herhangi bir kaza ya da hastalık girse hayatıma ve o an her yer kararsa, hiç gözüm arkada olmaz. Çünkü içiniz rahattır; o an. Siz insani olarak yapmanız gereken varlığınıza ait bir evreyi istediğiniz gibi tamamlamışsınızdır. İşte bu yüzden ben çoğu zaman "Ölümden Korkmuyorum" derim. 

İşte bunu gördüm ben bu adamın gözlerinde... Söylediklerinde dinledim; birçok insanın yaşadığı dramı, hatta kendi hissettiklerimi bile. Ve ona seçtiği yol için saygı duydum. Yargılamadım. Keşke biriyle konuşsaydı belki her şey düzelirdi nasihatını çekmedim sosyal paylaşımlarda. Dedim ki; içinden gelen en doğru anda kendisi için bir doğru olanı tercih etti; ve o yola doğru çıktı. Hüzünlendirdi; son dakikalarında ise gözlerim doldu. Umarım artık ruhu huzura kavuşmuştur. Çünkü bu onun gerçeğiydi; ve bize düşen de sadece onu anlamaya çalışmak olmalı.

Yine de her şeye rağmen gülümseyebilen adam; HOŞÇAKAL!

BURCU ÖZDER

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...