Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Siyah Camın Ardında Yaşananlar....

Bir yol... Akıp giden insanların doldurduğu bir yoldu benim yaşadığım şehir. Dışardan içi dopdolu görünen, ancak içinde boşlukların yer aldığı bir dünyaydı. Zaman dolduramıyordu o boşlukları. Ben sadece adımlar atıyordum emekler gibi... Savrulmadan rüzgarın esintisinde tutunmaya çalışıyordum bulunduğum meydanın tam ortasında, belki kenarında, belki de en köşesinde... Bir gündü. Öylesine geçen bir gün... Metronun merdivenlerini hızla çıkıyordum. Her zaman ki gibi çıkıyordum. Az biraz telaşım vardı; yetişmeye çalıştığım dersin hızlı yürüyüşleri üzerime yapışmıştı. Soluğum soğuk havanın etkisinde buharlar çıkartırken, yürüdüğüm yolun bir noktası beni her zaman ki caddeye çıkardı. Hızla, ama çok hızla giden o saçma sapan arabaların arasından kendime bir yer bulup, yoluma devam etmek için kafamı çevirdiğim sağ kolda gözüme ilişen bir can, çırpanıyordu. Ben ne zaman depar alıp koşmaya başladım; o yol ne ara kısaldı hiç bilmiyorum. O hızla saçma sapan arabalardan birinin çarpmasıyla o küçücü...

Masal Kahramanım...

Sana açılır gözlerim... Sana bakar sadece gözbebeklerim... Ellerim bir tek sana dokunur... Tenini bir tek ben koklarım... Yüreğim bir tek sana atar... Hey oradaki! Çocukluğumdan beri hep yanımdasın aslında. Hayallerimin bir parçasısın. Kilitli bir kapının hemen ardındasın. Her neredesin bilmem. Her kiminlesin gene bilmem. Sonsuz bir umudun ve mutluluğun olduğu bir çizgide yanımda, ruhumun en derinlerindesin. Sana doğru ilerleyen bir aşk parıltısının izindeyim. Kimsin, nesin bilmiyorum. Tanımak istiyorum sadece. Öğrenmek istiyorum sadece. Cidden şu an sadece düşlerimdesin. Benim için bir siluetten öte değilsin. Gerçeğe dönüşmeni beklemekteyim. İsimler yazsam buraya saçma. Cümleler kuruyorum bir tek sana. Bilmediğim, tanımadığım, yaklaşamadığım bir başka yüreğe doğru konuşuyorum. Kim bilir belki de çok yakınımdasındır. Belki de hemen şu an durduğum kapının ardındasındır. Belki de ben seni yıllardır tanıyorumdur. Diyorum ya her neredeysen oradaki sana sesleniyorum sadece. Hani bir mas...

TURKCELL BÖ 2011 Ödül Gecesi...

Herkese Merhaba! Büyük bir maratonun dün son ayağını gerçekleştirdik. Bir süredir yarışan tüm Blog sahipleri sonunda ödüllerine kavuştu. 15.000 Blog'un başvurduğu Turkcell BÖ 2011'de Halk Oylaması ile 15 kategorinin her birinde 10'a kalan finalistler zaten büyük bir başarıya imza atmıştı. 1,5 yıla yaklaşan Blog'um "Bir Kadının Gözünden Hayatın Renkleri" ile ilk 10'a girmem benim için yeter demiştim. Bu bile benim için büyük bir gurur verici durum. Ama şimdi diyorum ki keşke hedefi biraz daha yukarıda tutup, baştan öyle bir laf etmeden, hedef ilk 3 deseydim, belki de o zaman ben de ilk 3'de olurdum... :)  Neyse işin şakası bir yana dün güzel bir etkinlik gerçekleşti. Turkcell Blog Ödülleri'ne bu yıl sponsor olan firmaların ayrı ayrı salonlarda gerçekleştirdiği paneller, tüm Blogger'cılar için faydalı oldu. Böylelikle sektör içinden yetkin kişilerle biraya geldiğimiz bir platformun oluşturulduğu gecede ben de yerimi aldığım için çok mutluyum....

Bir Gece Ansızın Gelebilirim!

Kapı çalıyor. Tak tak tak... Göz deliğinden bakıyorsunuz; ve "Aman Allah'ım nasıl yani? Onun ne işi var şimdi burada?" paniği başlıyor. Elleriniz titriyor; kalbiniz anlamsız bir şekilde hızlı hızlı atıyor. Neden peki? Çünkü eski sevgiliniz şu an kapınızın tam önünde. Tamam geldi; şu an burada. Ama siz ne yapacaksınız? Nasıl hareket edeceksiniz?  Bana kalsa kapıyı gayet sakin bir şekilde açın. Hiç telaş yapmayın. Hele ki o anlamsız heyecanınızı ona belli etmeyin, göstermeyin. Çünkü uzun bir aradan sonra tekrar karşınıza çıkabilme cesaretini kendinde bulmuş demektir. Bunu ne kadar iyi değerlendirirseniz, o kadar kazançlı çıkarsınız. Kapıyı açtınız; ve gayet sakin bir şekilde küçük bir gülümsemeyle (birazda bu seni tınlamıyorum artık gülümsemesi olmalı) "Merhaba" deyin. Bakın bakalım ne söyleyecek ilk cümlesinde. Neden geldiğini hemen açıklayacak  mı yoksa karşınızda birazcık kıvranacak mı? Eğer kıvranıyorsa pişman olmuş demektir. Ama öylece donuk bir yüzle karşı...

Büyüyünce Ne Olacaksın?

Çocukluk... O bayramların en güzel geçtiği, şekerlerin toplandığı, mendillerin verildiği, hatta bayramlıkların bir hafta, bir gün öncesinden alındığı ve o kıyafetleri bir an önce giyebilmenin neşesi içinde uyanılan sabahların yaşandığı yıllar...  Bu bayram ziyaretlerinde özellikle bir kenarda diğer çocuklarla oynayan bize, bir an için dönülüp sorulan klasik sorular. Büyüyünce ne olacaksın Ayşe, Veli, Naime, vs..? İsmimizin ne olduğunu farketmeden her çocuğun bolca karşılaştığı bir soru cümlesi bizi bulur. O an eğer çevrenizde dikkatinizi çeken birileri varsa ve o birilerinin ilgilendiği uğraş, sizin ilgi alanınıza giriyorsa  ve ben de büyüyünce onun gibi piyano çalacağım; film çekeceğim ya da doktor olacağım diye düşünüyorsanız; işte o sorulan sorulara verilecek cevap, bu dikkatinizi çekenlerden biri olacaktır elbette ki .  Bir insan düşünün şimdi. Çello çalan bir yaşlı müzisyen. Yılların yaşanmışlığı yüzüne gölge gibi düşmüş. Belki de o da seneler önceki çocukluğunda,...

Fırtına Öncesi Sessizlik

Zamansız gelir her şey. Mutluluk yaşamın belki de en değerli ve tek değerli varlığıdır. Dokunmak ister minik yaralarına. Onları iyileştirmek; onlara yeniden hayat vermek ister. Mutluluk, gözlerimizin içinin parlayan yıldızlarıdır. O yıldızlar vardır ki hep bize ilham vermek için etrafımızda dolanırlar. Tabi görmek istersen eğer... İnsanlar güler. Hep gülmeyi arzu eder. Arzulamak gülümsemeyi, ne kadar farklı ve de anlamlı kılar öyle değil mi? Peki neden? Eğer herkes aynı anda güldüğünde bir ortam içinde neden bir ürperti sarar tüm bedeni? Neden bedenler bir anda üşümeye başlar; gülümsemenin sıcaklığındayken? Çünkü herkes aynı anda gülüyorsa eşit ölçüde, bunun arkasından büyük bir trajedi gelecektir diye düşünülür. Çünkü bu gülümseme aslında geçici bir büyük mutluluk anıdır. Esip gürleyecek olan fırtınanın sanki sessiz habercisi gibidir. Sanki büyük trajedi öncesi bir küçük moral ışığıdır; o gülümsemeler. Siz hiç herkes aynı anda güldüğünde korkmamış mısınızdır? Ben korktum... Çok ke...

Bir İlişkide Yaş Ne Kadar Önemlidir?

Zaman değişti artık. Kadınlar kendilerinden yaşça büyük beyler yerine birkaç yaş kendisinden küçük birileriyle de beraber olabiliyor. Hatta evliliğe kadar uzanan bir yolculuğa çıkabiliyorlar. Bunun en iyi ve en güzel örneklerinden bir tanesi de Pınar Altuğ-Yağmur Atacan çifti... Bana sorarsanız, aşk sınırı olmayan bir duygudur. Kime ve nasıl, ne şekilde aşık olacağınızı bilemezsiniz. Kaldı ki aşık olduğunuz kişi sizden sadece 2-3 yaş küçük olabileceği gibi 8-9 hatta 10 yaş da küçük olabilir. Ama tabi burada önemli olan karşı tarafın sizin kriterlerinize diğer açılardan uyup uymadığıdır. Mesela siz çalışıyor olup, o hala öğrenciyse kendi ayaklarının üzerinde değil de ailesinden aldığı destekle ayakta duruyorsa bu ilişki olmaz. Ya da o hala çocukca bir mantık penceresinden bakıyorsa olaylara, olgunlaşamamışsa, bu da olmaz. Ancak ikiniz birlikteyken konuşmalarınız düzeyliyse, birbirinizi anlayarak ve yetişkin bireyler gibi olaylara bakıp, birbirinizle tartışıyorsanız, ve konuşuyorsanız ...