Ana içeriğe atla

YİNE VE YENİDEN BLOGSPOT!...

Herkese Merhaba!

Çok uzun süre birbirimizden ayrı kaldık. Hepimiz bu dönemin ne zaman geleceğini merakla bekliyorduk. Ve sonunda savaşımızın galibi gene bizler olduk. Çünkü bizler özgür yazarlarız... Kalemimiz gücümüz, bileğimiz aydınlatıcımız oluyor. Yazdıklarımız ile birilerine ulaşmak, onlara derdimizi ya da içimizde tutmak istemeyip, dışa vurmayı tercih ettiğimiz bir yol. Sizler de bu yolda bizleri yalnız bırakmıyorsunuz. 

Bloglarımızı seviyoruz. Ve daha çok sizlere yazıp, anlatacağımız konular var. O yüzden bizlerin de yanında olan herkese binlerce kere bir kez daha teşekkür ederiz! İyi ki varsınız! İyi ki siz okurlarımız bizim destekçilerimiz! 

O halde diyoruz ki! We love Blog! 


BURCU ÖZDER

Yorumlar

salih dedi ki…
sevgili gönül insanı değerli komşum belki her sabah olmasada göz ucuyla selamlaşırız . tanımadığımız insanlara yaban arısından kaçarcasına kaçırırız bakışlarımızı. BU bloglar varya tılsımlı olmalı !!! açıyorum kapıyı giriyorum herkes laylaylom,hahaha. oh ne hoş bir alem. sanal alem işte canım nede olsa. hadi canım bağlarbaşında güzelbir dondurma ısmarlıyalım bir iki kelime ile vuralım bam teline ve çözülsün kalimelerin dili desem yok olmaz !!! o zaman yazdıklarımızda samimi değilsek nediye yazıyoruz abe komşucuğum benim.
s.dilek60@gmail.com ve bu çikolatacınızın mekanı görüşmek üzere
Burcu ÖZDER dedi ki…
MERHABA komşum!

Mekanınızı ziyaret ediyorum... Blogunuzu da takip etmeye başladım... Komşucum bizler de öyle ya da böyle anlatacaklarımızı anlatmazsak, kim anlatacak... Bizler konuşmazsak, kimler konuşacak... Suskun olmuş bir toplumuz... Sessizilğimizin çamurunda bata çıka yol almaya çalışırız olmuşuz. Of desek kabahat, püf desek tükaka olmuş!

Bari bizler bir şeyler diyelim. İyi ya da kötü... Değil mi? :)
salih dedi ki…
ağzına sağlık değerli komşum
şöyle semaverde demlenmiş güzel bir çay yanında ev yapımı kurabiye , inşallah buda olacak pek yakında . yeterki İnsan olamnın vasfına sahip çıkalım bak gör ozaman ne kapılar aralanıyor.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...