Ana içeriğe atla

Bırak Zamana Kendini!



Birinin kalp kırıklıklarını iyileştireceğini düşünmek aptalcadır. Çünkü o iyileşmek istemediği sürece bunu asla başaramazsın. En basit haliyle empati kur. Senin kalp kırıklıkların olduğunda gözün başka bir şey görüyor muydu? Sadece o kişiye öfken vardı. Değil mi? Oysa zaman geçti..Hayat ilerledi. Ve sen büyüdün.Her geçen yıl daha da büyüdün. Ve öyle bir noktaya geldin ki bir daha kırılmayacağım dedin. Öyle de oldu; kırılmadın. Kimsenin kırmasına da izin vermedin. Aşık olamam diyordun; oldun. Olabildiğini kendin yaşayarak gördün. O yüzden bırak zamana bazı şeyleri. Ama zamanın seni kırıp, değiştirmesine izin verme. Saf sevgiyi, aşkı yüreğinde hep taşı. Çünkü var. Son olarak da işte gecenin güzel bir sözü kendime gelsin. "Sakın vazgeçme. Eğer sen vazgeçersen, haketmeyen biri kazanacak." O yüzden vazgeçmiyorum; sadece kendi haline bırakıyorum. Sessizliğimin de bir ses olduğunu ve aslında doğru zamanı beklediğini bil. Çünkü bazı şeyler tadında ve yerinde güzeldir. Eğer bir gün gerçek bir hikaye dinlemek istersen, ben buradayım. Bilmediğin, ama çok güzel bir hikaye var burada. İçinde biraz sen, biraz ben var. Az biraz da tesadüfler... Az biraz da hayaller var. Acaba bu ben miyim diyorsun belki... Belki kendinden bir o kdr eminsin. Fakat tek gerçek var ki gözüme ya da bir lafıma bakman yeter!


BURCU ÖZDER

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...