Ana içeriğe atla

Bir Erkek Bir İtiraf, Bir Kadın Bir Yorum (Bölüm 3)


Bir Erkek Bir İtiraf

Saat 06:45... Her zamanki gibi yavaş kalkmaya çalışıyorum. Ellerinle dokunmak istiyorsun kalktığımı hissettiğin an. "Burdayım" diyorum. Anlamsız sesler çıkarıp, diğer tarafa dönüyorsun. Gülüyorum... Banyoya gidiyorum. Yüzümü yıkayıp, kafamı kaldırınca aynada kendimi görüyorum. Suratım düşüyor; artık farkediyorum. Sanki içimden biri "Şu haline bak cibiliyetini s...m defol" diyor. Odaya dönüyorum sana bakmamaya çalışıyorum; dolabın kapağı ile markeliyorum seni. Mis gibi yıkayıp ütülediğin gömleklerimi seçip giyiniyorum. Ayakkabılarımı elime alıp asansörde giyiniyorum. Kaçar gibi... Ben bunu çok yapıyorum. Sana yetişmeye çalışırken en çok da... Alışkanlık oldu sanırım. 

09:02... Günaydın mesajları düşmeye başladı. Selim montaj, avukat Halil... (Selin-Hilal) Ofiste oturup, kahvemi yudumlarken kısa cevaplar veriyorum; "Günaydın... Sana da..." Bu kadar duygusuz yazılan bir mesajda nasıl sahiplik hissedebilirki bir kadın? Yemek saatine kadar çekmeye atılır telefon... Çalar; titrer. Gelen resimlerle kolajlanır çekmece... Kısa bir toplantıdan çıkmaya yakın yeni başlayan bir kadın... Ya da bir saat boyunca temel içgüdü yapan bir isterikten, kariyerini bacaklarında arayan Rüya'dan başkası değil... Selim en yakın arkadaşım ve ortağım... Eli yüzü düzgün, bakımlı ve kültürlü biri... Ağır abazandır; ama çoğu yürüdüğü kadınlar boş atar. Ya da oynamayı bilmez. Acelecidir. Her şeyimi bilir. Cuma gecesi Balat'ta bir balıkçıda Rüya ile mesai yapacağımı da... O gün karımı saat 18:00'de arayıp iş yemeğine çıkacağımı da...



Bir Kadın Bir Yorum

Her sabah olduğu gibi aslında kadın yine ondan önce uyanmıştı. Uykudayken onu seyretmek en büyük zevklerinden biriydi. Ama adam bunu hiç bilmiyordu. O yüzden de kadın tekrar onun yanında huzurla uykuya geri dönüyordu. Doğan her güneşte adamın onun yanında uyanması yeterliydi. Ve keşke bir de öpücüklerle güne uyandırılsaydı. Fakat adam çoğu kez yanından büyük bir hızla kalkardı. Ve bilmezdi kadın adamın içindeki "suçluluk" duygusunu...

Adam etrafında arzu ile dolanan kadınları görmezden gelemiyordu. Keşke gelebilseydi. Bu yüzden de aynada "Tanrıya" yalvarırken kendi silüetinden bir gram bile memnun değildi. Oysa her şeyi düzeltebilecek olan yine kendisiydi. 

Kadın gün içinde sevdiği adamla kurduğu iletişimde atılan kısa cevaplara takılmazdı. Ne var ki adam duygusuzca ve sıradan bir halde verdiği yanıtlarda samimiyetini ortaya koyamıyordu. Fakat kadın buna aldırış etmiyordu. Ne yazık!

Akşam olduğunda koşarak özlemle yanına gelmesini beklediği o adam fazla mesaisini rüyalar aleminde yaparken, kadın habersizdi her şeyden. Aslında rüyası kabus olmak üzereydi; ve kadın çok derin bir uykunun içindeydi. 



BURCU ÖZDER

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...