Ana içeriğe atla

Ah Be Çocuk


Sepserin sular… Sanki büyük bir şelalenin tam da altındasın. Üzerine seni tekrar ferahlayabilmen için yoğun biçimde düşüyorlar. Ve sen ellerinle karışan saçlarını düzeltiyorsun. Bedenin buz gibi suyun güzelliği ile yeniden diriliyor. Hiç olmadığın kadar mutluymuşcasına gülümsüyorsun…

Sonra kendini o buz gibi suyun üstüne öylece sırtüstü bırakıyorsun. Suyun ahengini, sesini dinliyorsun. Sana anlattığı küçük hikayeleri duyuyorsun. Bırak kendini çocuk diyor biri sana… Bırak! Rahatla, huzuru hisset.


Kocaman bir ormanın içinde kalmış ufacık bir çiçek parçası gibi dalgalan o suyun içinde. Sanki bir salın üstündesin… Güneşi de hisset bedeninde seni ısıtırken, bulutları da seyret onları binbir şekle benzetirken… Nereye götürüyorsa bırak götürsün seni… Sen sadece yaşa!

Bazen kaçmak mı istiyorsun? Kaç git o zaman… Ne almak istiyorsan sadece onları al. Mecbur değilsin hiçbir şeye… Bir kağıt, bir kalem mi tek ihtiyacın olan… Al git onları o zaman… Sormaz kimse sana hesap! Soramaz çocuk…

Başın mı dönüyor? Bu dünya hep baş döndürür zaten. Kapılma onun renkli pembe alemine. Senin rengin bir değil; milyonlarca biliyorsun. Rengarenk yüreğinle sarmala onları… Git çocuk, gitmek istiyorsan eğer… Sev çocuk sevilmek istiyorsan eğer… Kalmak istiyorsan da kal… Canımsın anla işte ah be çocuk!



BURCU ÖZDER

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...