Ana içeriğe atla

Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin!

Sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Hayat mı? Nefes mi? Hayaller mi? Güneş hep parlar mı? Oysa bunun gecesi yok mu? Ay ve yıldızlar sonsuza kadar bize göz mü kırpar? Oysa ki onlar da sabah olunca kaybolmuyorlar mı? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Sonsuzluk nedir? 

Bizi yok eden acılar var hayatta; bir de bizi büyüten acılar var. Hangisi daha iyi bilmiyorum. Hala öğrenemediğim dünyanın en acımasız yerinin insan yüreğinin çoğu zaman bir pislik olduğu... Evet yanlış duymadınız. Size küfür gibi mi geldi söylediğim kelime? Gelmesin; çünkü ne yazık ki bu gerçeğin ta kendisi. Zalimiz; ve bu zalimliğimiz kalbimizi bırakın; tüm bedenimizi sarmış. Hastalanmış ruhlarımız. Öyle ki iyileştirilmesi imkansız hale gelmiş. Yitip giden onlarca duyguyu görmezden gelmişiz -de bir tek umursamaz hallerimiz bitmek bilmemiş. Acıya ortak olmak, acıyı yaşamak, biliyor musun o bile sonsuza kadar sürmüyormuş. Zaman ilaç mıdır? Yoksa hafıza kaybı yaratan küçük bir haptan mı ibaret hala bilmiyorum. Gerçekler, söylenmemiş onlarca kelimenin ardında adeta. Söylenmemiş olan her kelime anlamını yitiriyor; iyisiyle kötüsüyle. Ve biz her geçen gün tükenmeye devam ediyoruz. 


Sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Çünkü ben bilmiyorum. Hala küçük, saf, aptal bir kız çocuğuyum. Şu hayatta ısrarla öğrenmek istemediğim acımasız gerçekleri yüzüme vurmaya utanmayan sahte dürüstlük abidesi heykellere gülümsüyorum. Her birini elime bir çekiç alıp kırıp dökmek istiyorum. Yıkılsınlar istiyorum. Sahte putluklarını yok etmek istiyorum. Ama o bile sonsuza kadar sürmüyor değil mi? Öfke... O bile bir yere kadar. Peki sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. 



BURCU ÖZDER

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Benim düşünceme göre malesef bu sorunuzun cevabı yok.
Cennet ve Cehennemin bile sonu var.
Ama insan tabiat ve yaradılışında yenilenme var. Bir olay bittiği zaman süreç başka bir olayı tetikliyor ve o devam ediyor.
Ama hiç bir zaman sorgulamaktan vazgeçmeyin ki görüyorum öyle değilsiniz.

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Boşluk

Sevmek asırlardır işkencedir. Her hikayenin sonu çoğunlukla hazin sonla bitiverir. Acının tadı dudaklarındadır. Soluduğun havada, dokunduğun her yerdedir. İnsan yaşarken nasıl yaşlanır; nasıl ruhu acıyla dolar, nasıl yalnızlaşır bilirsin.    Boşluk sarar her bir yanı… Ruhun boşalır bir anda adeta. Hiçbir şey hissedemez olursun. Ne kızgınlık, ne kırgınlık, ne mutluluk, ne mutsuzluk, ne hüzün, ne heyecan… Güneş başka bir yerde doğar, yıldızlar başka bir toprakta parıldar.    Keşke dersin 80’lerde, 90’larda yaşayabilseydim. O zamanlarda çoğu şey daha masum, daha güzel, daha kıymetliydi. Şimdi en çok da o masumiyeti özlüyor insan. Bildiği, tanıdığı ve sıcacık olan dönemleri.    Bir araba, bir yağmur, bir doğa, bir huzur, bir mutluluk, bir sıcaklık, bir hüzün, bir umut, bir sevgi, bir aşk, bir yalnızlık, bir…    Zaman mı durdu; yoksa durduruldu mu? Nerede kadı onlarca güzel yaşanmışlık ve yaşanılacak olanlar. Yalnızlaşan ruhlarımızı nerelere bıraksak d...

Yakası Rujlu Bir Gömlek...

Bir sabah eşinizi işine uğurlamadıktan sonra evdeki tüm kirlilieri ayıklayıp, çamaşırları yıkama evresine geçtiğinizde çoğu bayanın sıkça karşılaştığı bir olay bu; yakası rujlu bir gömlek ... Bunun tercümesi ise üzgünümk ki eşiniz sizi aldatıyor. Ne yazık ki acı gerçekle artık başbaşasınız.  Bizler evlendiğimizde sanırız ki aşkımız yani o deli gibi bizi seven adam hep aynı kalacak. Evlendikten sonra da bu mutluluk hep sürecek ve ölünceye kadar bize bağlı kalacak. Ne hüzünlü ki bu sadece bir dilek olabiliyor. Güzel bir dilek... Çünkü evlenen erkeklerin büyük bir çoğunluğu eşlerini kısa bir süre sonra aldatıyor. Daha doğrusu bu kimilerine göre bir yaşam biçimi haline bile geliyor.  İşte o karşılaştığımız gömlek, sizin aldatma ritüeli ile ilk buluşmanız. Gözlerinize inanamadığınız ve o anın şokulyal ne yapacağınızı bilemediğiniz zor zamanlar artık sizi beklemekte. Hemen telefonla arayıp, ağzınıza gelen her şeyi ona hiç nefes almadan arka arkaya sıralamak mı tercihiz olur? Yoksa...

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...