Ana içeriğe atla

Bazen Vazgeçmek Gerek!


Hiçbir şeyi zorlamayacaksın olduğundan fazla… Vazgeçmesini de zamanı ve yeri geldiğinde bileceksin. Gereksiz yere ne kendini üzeceksin; ne de karşındakini bıktıracaksın! Gerçek bu maalesef…

 

An gelir içinde minik bir kıpırdanma olur insanın ve öylece o tatlı hevese, heyecana kişi kendini bırakmak ister. Çünkü bu öyle güzel bir histir ki yaşam koşullarının tamamını minimize eder; ve kişiyi olduğu yerden alıp çok daha güçlü, çok daha mutlu, çok daha anlayışlı bir hale getirir. Sistematik ilerleyen duygular silsilesine kendini bırakabilmek koşulsuzca, en güzel andır. Tabi ki bunu yaşayabildiğinde… 


Sürecin getirmiş olduğu kişinin bir türlü durduramadığı iletişim kurma isteği, barikatlara takıldığındaysa o güzel enerji sekteye uğramaya başlar. Karşısındaki için zorlayıcı bir varlıkmış hissiyatına yakalandığındaysa insanoğlu, bulunduğu yeri terk etme duygusunu bu defa da devreye sokar. Çünkü kimseyi istemediği bir şey için zorlayamazsınız. Eğer kişi bir şey istiyorsa ya da hissediyorsa zaten o da bulunduğu durumun içinde kendine bir rol benimser ve oyuna dahil olur. Oyuna dahil olmayan kişi zaten bunun içinde yer almaya gönüllü değildir. 

 

Zaman size tüm bunları an ve an sunar. Bir çoğunuz birinin hayatında neresinde olduğunuzu merak ediyordur. Eğer bunun cevabını çözebilmişseniz şanslısınız; yok çözemediyseniz o zaman “Hiçbir yerinde olmamayı tercih edin”. Çünkü belirsizlik değersizliktir. Ve hiç kimse değersiz değildir. Kendi değerinizi bildiğinizde zaten hayat çok daha kolaylaşıyor. Yeter ki siz ne istediğinizi bilin ve buna göre hareket edin. Hayat bu! O kadar çok süprizlere açık ki! 

 

Siz elinizden geleni yapmış olun; ve gerisini oluruna bırakın. Baktınız ki sağlıklı bir iletişim yok; dönüp arkanızı gidin. Orada durmanızı gerektiren bir durum maalesef ki yok demektir. Bu yüzden ne zamanınız boşa harcansın; ne de duygularınız. 

 

Herkese keyifli bir haftasonu dilerim.

 

Sevgiler,
Burcu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Boşluk

Sevmek asırlardır işkencedir. Her hikayenin sonu çoğunlukla hazin sonla bitiverir. Acının tadı dudaklarındadır. Soluduğun havada, dokunduğun her yerdedir. İnsan yaşarken nasıl yaşlanır; nasıl ruhu acıyla dolar, nasıl yalnızlaşır bilirsin.    Boşluk sarar her bir yanı… Ruhun boşalır bir anda adeta. Hiçbir şey hissedemez olursun. Ne kızgınlık, ne kırgınlık, ne mutluluk, ne mutsuzluk, ne hüzün, ne heyecan… Güneş başka bir yerde doğar, yıldızlar başka bir toprakta parıldar.    Keşke dersin 80’lerde, 90’larda yaşayabilseydim. O zamanlarda çoğu şey daha masum, daha güzel, daha kıymetliydi. Şimdi en çok da o masumiyeti özlüyor insan. Bildiği, tanıdığı ve sıcacık olan dönemleri.    Bir araba, bir yağmur, bir doğa, bir huzur, bir mutluluk, bir sıcaklık, bir hüzün, bir umut, bir sevgi, bir aşk, bir yalnızlık, bir…    Zaman mı durdu; yoksa durduruldu mu? Nerede kadı onlarca güzel yaşanmışlık ve yaşanılacak olanlar. Yalnızlaşan ruhlarımızı nerelere bıraksak d...

Yakası Rujlu Bir Gömlek...

Bir sabah eşinizi işine uğurlamadıktan sonra evdeki tüm kirlilieri ayıklayıp, çamaşırları yıkama evresine geçtiğinizde çoğu bayanın sıkça karşılaştığı bir olay bu; yakası rujlu bir gömlek ... Bunun tercümesi ise üzgünümk ki eşiniz sizi aldatıyor. Ne yazık ki acı gerçekle artık başbaşasınız.  Bizler evlendiğimizde sanırız ki aşkımız yani o deli gibi bizi seven adam hep aynı kalacak. Evlendikten sonra da bu mutluluk hep sürecek ve ölünceye kadar bize bağlı kalacak. Ne hüzünlü ki bu sadece bir dilek olabiliyor. Güzel bir dilek... Çünkü evlenen erkeklerin büyük bir çoğunluğu eşlerini kısa bir süre sonra aldatıyor. Daha doğrusu bu kimilerine göre bir yaşam biçimi haline bile geliyor.  İşte o karşılaştığımız gömlek, sizin aldatma ritüeli ile ilk buluşmanız. Gözlerinize inanamadığınız ve o anın şokulyal ne yapacağınızı bilemediğiniz zor zamanlar artık sizi beklemekte. Hemen telefonla arayıp, ağzınıza gelen her şeyi ona hiç nefes almadan arka arkaya sıralamak mı tercihiz olur? Yoksa...

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...