Ana içeriğe atla

Her Şey Güzel Olacak!

Nefes almaya korkuyordum…

Sanki bir damlacık havayı içime çeksem tüm büyü bozulacak gibi geliyordu

Sessizliğin içinde kayıp giden onlarca şeyi tutmaya çalışmak aptallık gibiydi

Aptaldım belki de; itiraf etsem hakikat yüzüme bir tokat gibi çarpacaktı

O yüzden ben de sessizce geri çekildim.

Bilmediğim sözcükleri kuramazdım; 

Anlatamazdım içimden geçenleri olduğu gibi öylece…

Suçtu, kabahatti, ayıptı her biri… 

Yanlış olandım kim bilir; 

Dokunmaya korktuğum yaralara temas etmek, kanamasına izin vermemek gerekirdi

Beceremedim…

Yine de elim değdi istemeden de olsa,

Sonrası yok, sonrası hiç olmadı

Karanlık aydınlığı yuttu; ve her yer kopkoyu bir renge boyandı

Her gecenin bir sabahı vardı; evet

Ama bazı sabahlar hep geç oldu… 

Oysa ki tüm bunları silip atacak, tamamen yok olmasını sağlayacak tek bir şey vardı

O da sevgi…

Sevmek ne güzel şeydi eskiden… 

Sevince insanın gözleri güler; ruhunda kelebekler uçuşur; dünya pespembe bir renge boyanırdı

Elele tutuşmalar, sıcacık bakışmalar, kalplerin birbirine değmesi masal gibiydi

Ruh ve beden bir olunca her şey, her yer bambaşka olurdu

Sonsuzluk belki de buydu; içinde onlarca hayalin, rüyanın hep sürmesiydi

Her gün bir yerden başka bir yere taşımasıydı bizi… 

Bizi biz yapmak kolay değildi; elbet

Yollar engebeli, tırmanılacak basamaklar çoktu

Ama bir gerçek vardı ki o da istendiğinde hepsi aşılabilinirdi

İşte öyle bir şeydi bu da… 

O yüzden içimdeki çocuğa seslendim; “Sadece sev ve ışığını yay dünyaya… Çünkü sen bunun için buradasın; unutma küçük kız” 

O an işte nefes alışları düzeldi; yüzünde gülümseme belirdi.

Gözlerindeki ışıltı yeniden parlamaya başladı. 

Saçlarını okşadım; ve usulca yüreğime başını koydu

Çünkü biliyordu ki her şey çok daha güzel olacaktı. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Boşluk

Sevmek asırlardır işkencedir. Her hikayenin sonu çoğunlukla hazin sonla bitiverir. Acının tadı dudaklarındadır. Soluduğun havada, dokunduğun her yerdedir. İnsan yaşarken nasıl yaşlanır; nasıl ruhu acıyla dolar, nasıl yalnızlaşır bilirsin.    Boşluk sarar her bir yanı… Ruhun boşalır bir anda adeta. Hiçbir şey hissedemez olursun. Ne kızgınlık, ne kırgınlık, ne mutluluk, ne mutsuzluk, ne hüzün, ne heyecan… Güneş başka bir yerde doğar, yıldızlar başka bir toprakta parıldar.    Keşke dersin 80’lerde, 90’larda yaşayabilseydim. O zamanlarda çoğu şey daha masum, daha güzel, daha kıymetliydi. Şimdi en çok da o masumiyeti özlüyor insan. Bildiği, tanıdığı ve sıcacık olan dönemleri.    Bir araba, bir yağmur, bir doğa, bir huzur, bir mutluluk, bir sıcaklık, bir hüzün, bir umut, bir sevgi, bir aşk, bir yalnızlık, bir…    Zaman mı durdu; yoksa durduruldu mu? Nerede kadı onlarca güzel yaşanmışlık ve yaşanılacak olanlar. Yalnızlaşan ruhlarımızı nerelere bıraksak d...

Yakası Rujlu Bir Gömlek...

Bir sabah eşinizi işine uğurlamadıktan sonra evdeki tüm kirlilieri ayıklayıp, çamaşırları yıkama evresine geçtiğinizde çoğu bayanın sıkça karşılaştığı bir olay bu; yakası rujlu bir gömlek ... Bunun tercümesi ise üzgünümk ki eşiniz sizi aldatıyor. Ne yazık ki acı gerçekle artık başbaşasınız.  Bizler evlendiğimizde sanırız ki aşkımız yani o deli gibi bizi seven adam hep aynı kalacak. Evlendikten sonra da bu mutluluk hep sürecek ve ölünceye kadar bize bağlı kalacak. Ne hüzünlü ki bu sadece bir dilek olabiliyor. Güzel bir dilek... Çünkü evlenen erkeklerin büyük bir çoğunluğu eşlerini kısa bir süre sonra aldatıyor. Daha doğrusu bu kimilerine göre bir yaşam biçimi haline bile geliyor.  İşte o karşılaştığımız gömlek, sizin aldatma ritüeli ile ilk buluşmanız. Gözlerinize inanamadığınız ve o anın şokulyal ne yapacağınızı bilemediğiniz zor zamanlar artık sizi beklemekte. Hemen telefonla arayıp, ağzınıza gelen her şeyi ona hiç nefes almadan arka arkaya sıralamak mı tercihiz olur? Yoksa...

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...