Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sanatçılar Kostümleriyle ŞİDDETE karşı EL ELE...

18 ünlü sanatçının kendileri için büyük anısı olan kostümlerini önemli bir toplumsal sorun olan aile içi şiddete dikkat çekmek amacıyla "Kostümlerle El Ele" projesi adı altında satışa sunmaktadır. Kostümlerin satışından elde edilecek gelir, Hürriyet Aile İçi Şiddete Son Kampanyası kapsamında 7 gün 24 saat hizmet veren Acil Yardım Hattı’na aktarılmak üzere Aralık Derneği’ne bağışlanacak. Kim hangi özel kıyafetini bağışladı? Türkan Şoray , “Küskün Çiçek” ( 1979) filminde giydiği yeşil, ipek takım elbisesini Huysuz Virjin , “Huysuz’la Görücü Usulu” programı için kendi diktiği kostümünü Ebru Gündeş , Tv programı ve yeni albümünün ilk konserinde giydiği 5 kostümünü Emel Sayın , “Devlerin Büyük Buluşması” projesinde giydiği mercan rengi tuvaletini Sibel Can , Altın Kelebek 2011 Ödül Töreni ve 41. yaş gününde giydiği kostümünü Hülya Avşar , konserlerinde giydiği 2 elbiseni Nurgül Yeşilçay , 2008 Altın Portakal ödül töreninde giydiği kıyafetini Meyra , son albü...

Doğru Koku, Doğru His, Doğru Adres

Sen hiç akan bir yolda yanından geçtiğin onlarca evin penceresine, kaldırımdaki insanlara, hızla seni geçen arabalara dikkatlice baktın mı? Peki her birinin içinde farklı hayatlar olduğunu bilerek, oların yaşamlarını ve anılarını merak ettin mi? Ben ettim; her defasında hem de... Yaşlanan bedenlerimiz çok sayıda yükü taşıyor; ve her geçen gün bunlara yenileri ekleniyor. Belki bazıları biraz daha az, belki de bazıları biraz daha fazla.  Duraklarda bekleyen insanların halleri aslında yaşamdaki hallerimizin yansımaları. Hepimiz kendi istasyonlarımızda belki saatlerce, belki günlerce, belki aylar, belki de yıllarca bekliyoruz. Ve her defasında bir sonraki gelecek olan boş otobüsü doldurmak umuduyla... Sorgulamak zihnindeki yüzlerce düşünceyi belki aralıklarla. Kimilerinde "Exit" yazan yardım paneli olsa da bir çoğu kendi beyazperdende boşlukta kalıyor; ve sen o labirentte peyniri bulmaya çalışan fare gibi koşup duruyorsun. Bir an için dur ve düşün; sakinliğini koru....

Gene Bir Can Sıkıntısı...

" Bitik hayatlar vardır. İçlerinde ise eksisi ile artısıyla hep bir şekilde rotasını bulmaya çalışan yolcular vardır. O yolcular her fırtınaya göğüs germekten yorgun düşse de adım atmaya devam eder. Pes etmek bilmez. İnancı ve umudu bir şekilde her daim onun yanındadır. Kimi zaman yağan kara karşı alır siperini, kimi zaman da onu koruyacağını düşündüğü şemsiyesini yağan şiddetli yağmura doğrultarak yürür. Kızgın güneşin bedenini kavurmasını önlemek için saklanır gölgeliklerin altında… Ama bitmek bilmez onun o arzusu, isteği, düşleri, düşündeki hikayeleri ve de kahraman karakterleri…  Yazarak yaşatır her cümlesini… Her cümlesinde geçen o birkaç kişiyi… Bulunduğu her ortamın içindeki insanları inceler. Onların hikayeleri kendi hikayesiyle birbirine karışır. Onların gözyaşlarında kendi gözyaşlarını görür çoğu kez. Sebepsiz bulunduğu ortamların içindeki bir sebebi olarak ağlayan başka gözleri seyreder yazmak isteyen gizli kahraman. Gizli kahramanın gizli aşkı onun bakışların...

Dejavu Olmak ya da Paralel Evren'de Kendini Bulmak...

-Bazen olmasını beklemek gibi bir şey yaşamak… -Peki başka bir zaman diliminde, ama aynı yerde olsaydınız ne yapardınız? -Seçimlerimiz gene aynı olurdu belki… Belki de değil. -Bunun cevabını merak ediyor musunuz? -Ben ediyorum!  Hayatlar… Arka arkaya sıralanmış yüzlerce, binlerce, milyonlarca ve milyarlarca birarada duran insanlar ordusu… Her birinin ayrı bir hayatı, ayrı seçimleri var. Kararlarımız devamlı olarak bizi bir yerden başka bir yere sürüklüyor. Bir gün durup da şunu düşündünüz mü, " Ben ya diğer yolu seçseydim ne olurdu diye" ?  Paralel bir evrenin varlığını düşündüğümüz anlarda hep bu soru gelir aklıma. Ben bugün, bu dünyada, "BEN" olarak bu hayatı yaşıyorum. Seçimlerim doğrultusunda bu noktadayım. Yaptıklarım iyi ya da kötü… Doğru ya da yanlış… Hiçbirini bilemem. Ama ya yol ayrımlarında ben hep diğer yönleri seçseydim ne olurdu acaba? Şu an nasıl biri olurdum. Bulunduğum noktanın en farklı iki ucundan birinde mi duruyor olurdum; yoksa gene ay...

Kadın Anlattı; Adam Dinledi!

Not: Bu yazıyı aşağıdaki video şarkıyla birikte okuyun lütfen! Kadın elini erkeğin beline doladı. Derinden ve yavaşça aldığı nefesi dinledi. Bir ninni söyler gibi… Bir masal anlatır gibi… Erkek de kadının yumuşacık ipeksi saçlarına dokundu. Suya dokunur gibi… Onun akıntısında dinlenir gibi… An, tüm betimlemelerin havada uçuştuğu en doğru zamandı.  Adamın uzattığı ele uzattı elini kadın. Güvenmeyi istedi. Güveneceği o insanı, yüreğinin içine hapsetmek istedi. Ancak kadın hiçbirini söylemedi; sadece denedi. Denemeden bilemeyeceği o güzel yolculuğa çıkmayı görebilmek istedi. Yılların boşluğunda onlarca yaşanmışlığın esareti karşısında tek başınaydı. Acıyı, kayboluşları, gözyaşları, yalnızlığı aldı karşısına. Bildiği tüm denklemleri sildi attı bir anda. Sandı ki o denklemleri bozacaktı adam. Klasikleşmiş yaşamın dışında durabileceklerdi. Hayat bu şansı verecekti onlara.  Önce eller buluştu; sonra dokunuşlar hissedildi. Adam kadını doladı kendine, kadın bu küçük tes...

Tenlerin Uyumu

Burcumla ilgili yeni bir yazı gördüm. "İkizler en çok kendi tenini sever; ve o ten doğru insanla anlamını bulsun ister" diyor. İlk görüşte işte doğru cümle hayatımla ilgili bu diyebildim. Gerçek tamamen bu cümlenin altında saklıydı. Tenlerin uyumu… İki yabancı insanın bu uyum içinde tamamen birbirine sarmalanması, dokunması, hissetmesi aynı anda aynı güçlü duyguları, çok önemli. Hayatında neyi nasıl hissetmek istediğini bilmenle başlıyor tüm bu serüven. Önce kendi bedenini sevmekle başlıyor bence gerçek… Klasik sorulan bazı sorular vardır; en çok nereni seversin diye. Arkadaş kendi bedenimi neden parçalara böleyim ki! Kendi teninin değerli olduğunu bildiğin anda, o değeri taşıyacak eş bedeni ararsın. O sana bir yarım olur. Bütünü bulmanda ortaktır. Onun teni seninkine dokunduğu anda yoğunlaşan duygulardır gerçek olan. Günlük yaşanan ilişkilerde bu arayış alabildiğine gider. Günlerden bir gün kızlar gecesinde ellerimizde şarap bardaklarımızla yatırdık bu konuyu masaya. İll...

Duygularının Işığını Yay Çevrene...

Sözsüz geceler vardır bazen. Sadece sarılmanın ve nefes almanın dokusuyla bezenmiştir etrafı. Çözmek istemezsin o aradaki bağları. Dokunuşlar, atan kalpler, hissedilen solumalar, titreyen bedenler… Bir bekleyiş… Sessiz ve derinden. Anı yakalamaya çalışmaktan çok anı oluruna bırakmak. Ama gene de araya kontrol gerektiren birkaç cümleyi yerleştirmek. Beyninin bir yanı sorgularken, diğer yanı kalple kurduğu zincir içinde kendine bir yer bulmaya çalışmakta. Bir insanı öperken, insan neden kendini sorgular sürekli… Derdi nedir bu insanın peki? Asıl istediği nedir?  Bir kişi eğer ne istediğini bilmiyorsa ya da hayat karşısında seçimleriyle başa çıkamıyorsa derdi büyük demektir.  Ve hatta eskiden o çok duyulan iki kelime "Sorun BENDE" yi artık kendi söylemeye başlamışsa çözüm yolu çıkmaza girmiş demektir. Çok mu özgürlüğüme düşkün oldum yoksa? Ne saçmalayıp duruyorum bilmiyorum ki. Birine yakınsan, o birine yakın durmayı tercih ettiysen, götür gittiği yere kadar. Bırak kendini bi...