Ana içeriğe atla

Karanlıkta bir kalp...

Bir gün yolunu kaybetmiş bir kalp buldum, yolumun üzerinde giderken. Sordum "derdin ne? Nereye gitmekteydin de buraya düştün". Dedi ki; "başka bir kalbin peşine takılmıştım. Bir anda ortadan kayboldu. Bulunduğum noktanın neresi olduğunu bilmediğim için aniden karanlık dipsiz bir kuyunun içinde buldum kendimi. Yolumu şaşırmış bir haldeyim. Nereye gideceğimi bilmiyordum; çünkü etrafımı aydınlatacak hiç ışığım yoktu"

Durup düşündüm; nasıl yardımcı olabilirim ona diye. Bu sonu olmayan karanlıktan çıkmasını sağlayabilir miyim diye düşündüm. Ve sordum; "gerçekten aydınlığa çıkmak istiyor musun?" Bir dakika kadar suspus durdu. İçinde hala bir ümit olduğunu buğulu gözlerinden görebiliyordum. Belki diye başlayan bir cümlesi vardı aslında ama sonu yoktu. Sonunu getirebilir miydi kendisi de bilmiyordu. Kararsızlığını farkettiğim vücut dilinden alabiliyordum aslında sorumun cevabını. Ama birden kafasını kaldırdı ve gözlerinde aniden bir kararlılık ışıltısı parladı. "Evet" dedi, "evet, buradan çıkmak istiyorum. Lütfen yardımcı ol bana. Kurtar beni buradan". Bir dost eli uzattım ona ve çektim çıkardım bulunduğu noktadan onu. Aydınlığa ulaştığında şükrediyordu. Çünkü bir masalın peşine takılmış, günlerce yol almıştı onun peşinde. 
Yaptığının bir hata olduğunu çok da geç olmadan neyse ki farketti. Ve bundan sonra daha dikkatli olacağının sözünü verdi. Çünkü bu kalp, bir kere kırılacak olmuştu; ama kırılmanın eşiğinden de son anda dönmüştü. Anladı ki hiçbir şey kendisinden değerli değildi. O yüzden bir daha ona doğru gelecek olan kalbe sadece kendini açacaktı ve asla ama asla bilinmezlik çukuruna düşmeyecekti. 

Karanlıkta bir kalp  olmaktansa, aydınlıkta yalnız bir kalp olmayı göze almıştı. Önemil olan da aslında bu idi. 


BURCU ÖZDER

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...