Ana içeriğe atla

Teşekkür Ederim...

Hepinize teşekkür ederim... 

Hayatıma giren onlarca insana... Dostlarıma... Sevdiklerime... Sevmediklerime... Nefret ettiklerime... Aşık olduklarıma... Kavuştuklarıma... Kavuşamadıklarıma... Derdimi saatlerce dinleyip de bana sesini duyuranlara... Hep yanımda olana... Kimi zaman da kaçana... Teşekkür ederim tek tek hayatıma bir şekilde dahil olanlara.

Zaman kopup gidiyor. Anlam veremiyorum artık bu saçma dünyaya. Benden neyi getirip, neyi götürdüğüne. Ne için yaşayıp, ne için yaşamak istemediğimize veremiyorum bir anlam. 

Düşünüyorum ömrümden geçen tam 32 yılı... 33'e kaldı son 12 gün... Şu hayatta onlarca şey gördüm; yaşadım. Nice gördüklerim oldu; görmediklerimde. Bir bilemedim şu gerçeği, dünyanın aslında en kahpe yer olduğu gerçeğini. B...ktan dünyamızın b..ktan insanlarla dolu olduğunu bir türlü farketmek istemedim. Hep kaçtım. İyilikten, güzelikten yana düşünmeye çalıştım. Olmadı; olduramadım. O kadar pinokyo olmuş ki yabancı bedenler, etrafımı sadece onlar sarmış. 

Yüzlerine baktığımda karanlık taraflarını göremiyorum. Sinsice içlerinden gülümsemelerini çözemiyorum. Sonra an geliyor; tökezlediğimde arsızca attıkları tekmeleri birer birer aniden yaşıyorum. Kalkmak istiyorum tekrar ayağa, bedenim yorgun, düşüyorum. Bağırmak istiyorum; fakat çıkmıyor sesim. O kadar yalancı ki herkes haykırmak istiyorum içimde kopan isyanı. Sonra diyorum boşver be arkadaş! Buna da boşver... Salla gitsin; her ne varsa her ne yaşandıysa...

Çocukluğumun en masum zamanlar olduğunu anlamam çok geç oldu. Keşke hiç büyümeseydim. Keşke hep çocuk kalabilseydim. Aynı masumlukta, aynı temizlikte. Kirlendik hepimiz; istesek de istemesek de... Kirli eller dokundu tenimize, ruhumuza, düşüncelerimize. Biz kirlendik hep birlikte; tüm insanoğlunca. Hayır demeyin; öyleyiz çünkü. Siz de anlayacaksınız bir gün. Ben 33"üme 12 kala anladım tüm bunları. Dönemediğim çocukluğumda bırakıyorum masumiyetimi, hayallerimi, tüm güzel duygularımı, tüm geleceğimi. Teşekkür ederim bunu bana hissettirdiğiniz için. 

Bu belki de size son yazışımdır kim bilebilir. Veda olur; hüzün olur; son mektup olur. Bilinmez ki! 

Hoşçakalın sevgili dostlarım! Yazarsam sizleyim; yazmazsam ruhunuzun derinliklerinde bir yerlerde... Ben kendi özgürlüğüm için ruhumu temizlemek için mini bir mola veriyorum. Kafa nereye, yol nereye bu gece ben oraya... Hadi bakalım "Burcu Kaçar!" 

Sağlıcakla kalın dostlar!



BURCU ÖZDER




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...