Ana içeriğe atla

HAYATTAKİ EN ZOR ŞEY SİZCE NEDİR?

Yaşam; su gibi akıp gidiyor. Tabi bu arada da katmer katmer engeller çıkıyor bolca karşımıza. Hep bir şeyleri düzeltme çabası içinde stres topları gibi olduk. Kendimizi sürekli sıkıp sıkıp hiç ummadığımız bir noktada artık tüm öfkemizi kusar olduk. Çevremizde kim varsa da tabi ki bu esnada ne yazık ki nasibini alır oldu. Şimdi size soruyorum; hayatta ki en zor şey sizce nedir?

Bence bir insanı kırmadan bütün sorunları çözebilmektir. Ona kendinizi en iyi şekliyle ifade edebilmenizdir. Dile getirmek istediklerinizi araya aracılar koymadan söyleyebilmektir. İçinizde tutup tutup, sonradan tüm sinirinizi boşaltmak değil, bunu her yanlışı gördüğünüzde karşınızdakine aktarabilmektir. En basit şekliyle en güzel duygularınızı bile ona lafı çok dolandırmadan direkt olarak açıklayabilmektir. -ki böyle bir durumda eminim ki en iyi iletişim kurabilen bir birey olarak hep siz kazanan olursunuz. Hayat size oyun oynarken, siz oyunu kendi kurallarınıza göre avantajlı hale getirebilirsiniz.

Hayat oyunu dedik; çok mu kolay oyuncusu olmak. Tabi ki hayır. Çünkü bu oyunda kimileri sahnede yer alırken, kimileri salonda seyirci koltuğunda izleyici olmayı tercih eder. Kimileri hayatı ve çevresini inceleyerek, yaşamını devam ettirir. Ve hayatı hep bir adım geriden takip eder. Kimileri de oyunun tam ortasına yerleşir ve oyunun içinde gelişi güzel doğaçlama ile kendisini en iyi aktarabileceği noktada olup, iyi bir oyuncu olarak orada varolur. Ve o da hep zamanı yaşamla aynı paralelilk çizgisinde yürüyerek ilerletir. 

Hayatta en zor şey zoru başarabilmektir. Zor olan ne mi? Zor olan en başta "Kendiniz"siniz. Kendinizi ne kadar tanıdığınız bu noktada önemli. Gerçekten durup da bir saniye bile olsa kendinize "Ben kimim?" sorusunu hiç sordunuz mu? ya da "Benim bu hayattan beklentim nedir?" diye. Belki zaman zaman sordunuz; ama üstünde durup da iyice düşünmediniz bile. Çünkü zamanınız yok; çünkü zamanınız olsa bile boşa harcamak istemiyorsunuz. Bu sorular sizin için boşa geçen vakit demek. Komik değil mi? Tüm bunlar trajik komik bir oyunun parçası aslında. 

Bu sebeple sizden şimdi rica ediyorum. Durun ve düşünün. Sadece 5 dakikanızı ayrımanızı istiyorum; koskoca 24 saatin içinden totalde 1.440 dakika var ise 5 dakikanızı ayırmak çok da size bir şey kaybettirmez. O yüzden durun ve dinlenin. Hayattan beklentim nedir? Ve ben kimim? Ne olmak istemekteyim? Bu soruların cevaplarını bulanları buraya bekliyorum; yorumlarıyla birlikte. 

Ve tekrar soruyorum size Hayattaki en zor şey sizce nedir? sevgili okurlarım...


BURCU ÖZDER

Yorumlar

çağlar dedi ki…
tutunabilmek...
Çevrende onlarca insan olmasına rağmen çoğu zaman yalnız yürümek zorunda kalmak.ve çağlar arkadaşımızın da dediği gibi hayata sımsıkı tutunabilmeyi başarabilmek aslında...
Burcu ÖZDER dedi ki…
Ne olursa olsun hayata sımsıkı tutunun. Sizin için en zor olmasın asla. Çünkü o hayata tutunduğun kadar varsın. O seni bırakmadan, sen onu asla bırakmamalısın!
ayşen dedi ki…
insan çok güçlü bir canlı... her türlü zorlukları yenebilir... cehaletle başedebilmek çok zor bence...
Adsız dedi ki…
Eğer kurduğun hayallerin varsa ve bu Kocaman dünyanda hala nefes alabiliyorum diorsan sev . Bu dünyaya bir daha gelemiyeğim diyerek yaşa herşeye doya doya ...
Adsız dedi ki…
hayatta en zor, insanların gerçek yüzü görememek
Unknown dedi ki…
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Unknown dedi ki…
Zoru arayayım çözeyim çabasında olup kolayıda elinden düşürmemeye çalışmaktır...
Eylül dedi ki…
Kendiniz olamamaktadır insanların kararları doğrultusunda hareket etmek

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçimdeki Boşluk

Sevmek asırlardır işkencedir. Her hikayenin sonu çoğunlukla hazin sonla bitiverir. Acının tadı dudaklarındadır. Soluduğun havada, dokunduğun her yerdedir. İnsan yaşarken nasıl yaşlanır; nasıl ruhu acıyla dolar, nasıl yalnızlaşır bilirsin.    Boşluk sarar her bir yanı… Ruhun boşalır bir anda adeta. Hiçbir şey hissedemez olursun. Ne kızgınlık, ne kırgınlık, ne mutluluk, ne mutsuzluk, ne hüzün, ne heyecan… Güneş başka bir yerde doğar, yıldızlar başka bir toprakta parıldar.    Keşke dersin 80’lerde, 90’larda yaşayabilseydim. O zamanlarda çoğu şey daha masum, daha güzel, daha kıymetliydi. Şimdi en çok da o masumiyeti özlüyor insan. Bildiği, tanıdığı ve sıcacık olan dönemleri.    Bir araba, bir yağmur, bir doğa, bir huzur, bir mutluluk, bir sıcaklık, bir hüzün, bir umut, bir sevgi, bir aşk, bir yalnızlık, bir…    Zaman mı durdu; yoksa durduruldu mu? Nerede kadı onlarca güzel yaşanmışlık ve yaşanılacak olanlar. Yalnızlaşan ruhlarımızı nerelere bıraksak d...

Yakası Rujlu Bir Gömlek...

Bir sabah eşinizi işine uğurlamadıktan sonra evdeki tüm kirlilieri ayıklayıp, çamaşırları yıkama evresine geçtiğinizde çoğu bayanın sıkça karşılaştığı bir olay bu; yakası rujlu bir gömlek ... Bunun tercümesi ise üzgünümk ki eşiniz sizi aldatıyor. Ne yazık ki acı gerçekle artık başbaşasınız.  Bizler evlendiğimizde sanırız ki aşkımız yani o deli gibi bizi seven adam hep aynı kalacak. Evlendikten sonra da bu mutluluk hep sürecek ve ölünceye kadar bize bağlı kalacak. Ne hüzünlü ki bu sadece bir dilek olabiliyor. Güzel bir dilek... Çünkü evlenen erkeklerin büyük bir çoğunluğu eşlerini kısa bir süre sonra aldatıyor. Daha doğrusu bu kimilerine göre bir yaşam biçimi haline bile geliyor.  İşte o karşılaştığımız gömlek, sizin aldatma ritüeli ile ilk buluşmanız. Gözlerinize inanamadığınız ve o anın şokulyal ne yapacağınızı bilemediğiniz zor zamanlar artık sizi beklemekte. Hemen telefonla arayıp, ağzınıza gelen her şeyi ona hiç nefes almadan arka arkaya sıralamak mı tercihiz olur? Yoksa...

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...