Ana içeriğe atla

Fırtına Öncesi Sessizlik

Zamansız gelir her şey. Mutluluk yaşamın belki de en değerli ve tek değerli varlığıdır. Dokunmak ister minik yaralarına. Onları iyileştirmek; onlara yeniden hayat vermek ister. Mutluluk, gözlerimizin içinin parlayan yıldızlarıdır. O yıldızlar vardır ki hep bize ilham vermek için etrafımızda dolanırlar. Tabi görmek istersen eğer...

İnsanlar güler. Hep gülmeyi arzu eder. Arzulamak gülümsemeyi, ne kadar farklı ve de anlamlı kılar öyle değil mi? Peki neden? Eğer herkes aynı anda güldüğünde bir ortam içinde neden bir ürperti sarar tüm bedeni? Neden bedenler bir anda üşümeye başlar; gülümsemenin sıcaklığındayken? Çünkü herkes aynı anda gülüyorsa eşit ölçüde, bunun arkasından büyük bir trajedi gelecektir diye düşünülür. Çünkü bu gülümseme aslında geçici bir büyük mutluluk anıdır. Esip gürleyecek olan fırtınanın sanki sessiz habercisi gibidir. Sanki büyük trajedi öncesi bir küçük moral ışığıdır; o gülümsemeler.


Siz hiç herkes aynı anda güldüğünde korkmamış mısınızdır? Ben korktum... Çok kere korktum hem de. Ve her korkum da bunu doğruladı. Çünkü eğer bir ailede aynı anda herkes çok mutluysa ve çok gülümsüyorsa sonu bir felakete yol açtı. Sessiz fırtınalar gelirken rahatsız eder tüm yürekleri. Kurtulmak istersiniz bu başa çıkamadığınız kaosun içinden. Ağlamak bile yetersiz kalır. Ağlamalar yetersizleşir bu süreçte. Gülümseyen yüzler, dehşet bakışlarına bürünür.

Sakın aynı anda mutlu olmayın. Bilin ki hayat o an size sinsice bir oyun oynamaya hazırlanıyordur. Ve hazırlıklı olun, çünkü sizi bekleyen çok güçlü bir rüzgar birazdan ensenizde bitecektir.


BURCU ÖZDER

Yorumlar

dogruhediye dedi ki…
Paylasım için teşekkürler :)))
Burcu ÖZDER dedi ki…
Rica ederim :))

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...