Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ses Verme; Dinle

Su misali şu insan... Sürekli akan bir su gibi... Geçtiği yerden tekrar geçmeyen, sürekli başka diyarlara yol alan bir  su misali... Ha varmışız ha yokmuşuz... Kimin hayatında sonsuza kadar yeralmışız... Gerçek miydik; yoksa hayal mi? Bir düşün içinde kaybolmuşuz.  Hayatta kimse ama hiçkimse bir diğerini gerçekten anlamıyor. Diğerinin ne acısını ne mutluluğunu, ne derdini ne düşlerini, ne çığlıklarını ne kahkahasını tam anlamıyla kimse duymuyor. Yalandan çevremize doluşmuş toz gibi hepsi... Belki de pamukçuk gibi... Üflüyorsun gidiyor; etrafında gereksiz fazlalık, gereksiz kirlilik sanki. Bakmayın çok var sizde de bende de bunlardan. Sahte sahte ağızları; sahte sahte mırıltıları kulaklarımızda. Gölgeleri sizi rahatsız ediyor. Yok olsalar aslında ensenizden, bir gitseler, bir silinseler çizginizden, o zaman belki de rahatlayacaksınız. Ama buna bile izin yok.  Belki bin kere dediğim şeyi bir kez daha tekrar ve tekrar söylüyorum işte sizlere... Bana sahte sahte ...

Ölümden Az Önce

Son kez çek içine nefesi ve bırak... Gözlerinin önünden, geçen yıllarının manzaraları aksın. Sadece aralanan perdenin ardında geçmişe ait görüntüler yer alsın.  Son kez güneş doğsun senin için bugün... Son geceni az önce yaşamış ol. Yarının kavramını sil lügatından. Düşünme ve endişelenme gelecek için artık. Boşver! Son kez en çok sevdiğin çayını ya da kahveni yudumla. En sevdiğin omletini yap; ve muazzam bir kahvaltı sofrasını yine her zaman ki gibi sadece kendin için hazırla. Aslında birçoğumuz hemen her sabah kalktığımızda hüzne makyaj yapıyoruz; ve cafcaflı renklerimize sarınıp kalabalığa karışıyoruz. Ve bunu da yalnız kendimiz biliyoruz. Bunu bugün biri bizlere bir kez daha anlattı. Mehmet Pişkin ...  Bu yazıyı yazıyorum; çünkü ona ait 13:47 dakikalık videoyu başka hiçbir şeyle oyalanmadan pür dikkatle izledim; ve dinledim. Dedim ki; "adama bak ya! Büyük bir bölümümüzün aklından geçen onlarca cümleyi nasıl da sıralayıverdi" . Evet; o bunu yaptı. Bir veda...

Özel Hediyelerimize Özel Yardımcı...

Hayatımızın hep en özel günleri vardır. Doğumgünü, yıldönümü, bir kutlama ya da sevdiğiniz birini mutlu etmek için yapmak istediğiniz küçük, tatlı süpriz anlar gibi... Hep bu anlar bana zor gelmiştir; çünkü her defasında ne alacağımı bilmez bir halde bulurum kendimi. Acaba şu daha mı hoş olur; yoksa bunu mu tercih edersem daha çok işine yarar ve sever diye diye zaman geçer; ve çok önceden planlaması yapılıp uygulanmış olması gereken düşünce bir bakmışsınız ki son güne gelmiş ve siz hala bir şey bulamamış durumda kalmışsınızdır. İşte böyle anlarda aslında hep yardımımıza koşan birileri vardır. Bir dostunuzdan yardım alabileceğiniz gibi özel günlerde size yol gösterebilecek; ve güzel çözümler sunabilecek başka alternatif dostlar da çevrenizde yer alabilir. Size bu özel dostlardan birini tanıştırmak istiyorum; hediyesepeti.com !  Hediye Sepeti ailesi, kimi mutlu etmek istiyorsak; ona özel gün ya da kutlamada büyük bir özen göstererek tüm alışveriş deneyimini özenle tasarladığ...

"Beni Sessiz de Sevebilir misin?" Ruhunuzu Dinlendirmeye Geldi!

"Sessiz oturabilir miyiz seninle aramızda yaprakların hışırtısından  Ve ceylanların hayata çıkışından başka bir ses olmadan" Bu güzel satırlar, Kemal Sayar'ın Timaş yayınlarından çıkan "Beni Sessiz de Sevebilir misin?" isimli kitabının ilk sayfalarında yer almaktadır. Sizi sayfaları çevrildikçe başka başka düşüncelere sürükleyen, içinde kendinizi bulacağınız, yargılayacağınız ve iç dünyanızda aydınlanacağınızı düşündüğüm bir kitap.  Başlangıçta kapağındaki isimden yola çıkarak, sanki tek bir konu ya da olay üzerinden hikayenin ilerleyeceğini düşündüğüm "Beni Sessiz de Sevebilir misin?" , aslında yaşadığımız dünyada karşılaştığımız onlarca durumla nasıl başa çıkmamız gerektiğini ve hayata nasıl bakmamız gerektiğini bizlere anlatıyor. Aşka dair, nefes almaya dair, affetmeye ve kaybetmeye, yeniden ayağa kalkabilmeye dair gerçekleri size gösteren, hayatı kendinize zindan etmek yerine, onu değerli kılmaya çalışan bir yaratıcıdan geliyor bu...

Bana güzel bir şey oldu... Ama ne?

Mayıs ayının sonlarıydı. Doğumgünüme 5 gün kalmıştı. O sabah aslında yine her zaman ki sabahlardan biriydi benim için. Kahvaltıyı hazırlayıp, televizyonun karşısına geçtim. Bir iki kanal geziyordum ki annem aradı. Kanaltürk'ü aç; birazdan Örümcek Ağı ile ilgili bir konuşma yapılacak dedi. Aslına bakarsanız son dönemde internette özellikle facebook üzerinde bu üç kelimeyi çok sık görmeye başlamıştım; "Örümcek Ağı Estetiği" . Peki nedir bu "Örümcek Ağı" ? İşte bu noktadan yola çıkarak, açıp bir izleyeyim bakayım adamakıllı dedim. Ve Doktor Bülent Cihantimur'un konuk olduğu yayın bir süre sonra ekranda yayınlanmaya başladı. Genç bir bayandan bahsediyorlardı. 30 yaşın altındaki bu genç bayanın daha önceki yayından (15 gün öncesi) olan konuşmaları ve görüntüleri falan yayınlanıyordu. Az sonra kendisinin Bülent Bey'in uygulamaları ile nasıl bir değişime uğradığını göstereceklerdi. Veee... Kısa bir süre sonra işte o beklenen an geldi. İnanın, hayatımda do...

Aşk ile ilgili anlatacaklarım var sana; gel sebastian!

Tatlı bir müzik geliyor kulağıma... Şu yaz sıcağında ısıtıyor tüm soğumuş olan ruhumu, bedenimi... Kapatıyorum gözlerimi ve sadece düşünüyorum! Hayalini kurup, özlüyorum aşkın güzelliğini... Diyorum ki; haydi o zaman bu vakit neden kayboluyor? Yazık değil mi boşa geçen zamana?  Ben aşkı gözlerde buluyorum Sebastian! Kalbi kırılmış birinin aşka daha çok saygı duyması ve sahip çıkması gerekmez mi? Bu herkes için değişir tabi ki. Bir adam, kalbi kırılmış bir kadının bakışlarında; bir kadın ise kalbi paramparça edilmiş bir adamın bakışlarında kaybolmayı ister. Çünkü bilir ki o bakışlarda derin hikayeler saklıdır. Bilir ki o bakışların mahzeninde kendini unutabilirsin; onunla gidebilirsin bilmediğin herhangi bir bilinmezliğe... Tek gereken güvendir aslında. O güveni yakalamaktır.  Bir baharın gelmesi gibidir aşk, sebastian! Önden küçük bir esinti başlar... Sonra rüzgar savurur seni bambaşka bir noktaya. Güneş yavaştan yakar tenini, ısıtır yüreğini. Belki buz gibi bir de...

İsimsiz

Sıkışır kalp... Atışı değişir. Ritmi bozulur. Terletmeye ve boğmaya başlar ansızın aklını ve tüm bedenini...  Dengeler bozulduğunda toparlaması zordur. Sıradanlaştırılan her şey gibi en değerlilerde yitirir kıymetini. Bitiverir birden tüm istekler ve de düşünceler... Öylesine yozlaşır ki hayat! Öylesine darmaduman olur ki... Toparlaması zordur işte!  Akacak damlalar kalmadığında sadece öfke kalır geriye... Öfkesinin alevinde korlaşır duygular... Küller rüzgarın savurmasıyla dağılır dört bir yana... Bastığı her toprağa yeni bir filiz verir. Yeni aşklar; yeni umutlar; yeni hayaller... Hüzünler kayıp gider ortalık yerden... Havada asılı kalan aşklar gibi kayar sağa sola bakışlar... Yağmurun altında ıslanmak gibidir; hayat. Islanırsın; kurursun ve yine ıslanırsın. Bu döngü devam eder; ve sen nefes alıp verirsin aynı son kalan bir canlı gibi... Gitmeler ve gelmeler bırakır kendini sadece gidişlere... Öylesine gelişi güzel yaşam taneleri dağılır tüm damarlar...