Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin!

Sonsuzluk nedir? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Hayat mı? Nefes mi? Hayaller mi? Güneş hep parlar mı? Oysa bunun gecesi yok mu? Ay ve yıldızlar sonsuza kadar bize göz mü kırpar? Oysa ki onlar da sabah olunca kaybolmuyorlar mı? Bana sonsuza kadar süren bir şey söyleyin. Sonsuzluk nedir?  Bizi yok eden acılar var hayatta; bir de bizi büyüten acılar var. Hangisi daha iyi bilmiyorum. Hala öğrenemediğim dünyanın en acımasız yerinin insan yüreğinin çoğu zaman bir pislik olduğu... Evet yanlış duymadınız. Size küfür gibi mi geldi söylediğim kelime? Gelmesin; çünkü ne yazık ki bu gerçeğin ta kendisi. Zalimiz; ve bu zalimliğimiz kalbimizi bırakın; tüm bedenimizi sarmış. Hastalanmış ruhlarımız. Öyle ki iyileştirilmesi imkansız hale gelmiş. Yitip giden onlarca duyguyu görmezden gelmişiz -de bir tek umursamaz hallerimiz bitmek bilmemiş. Acıya ortak olmak, acıyı yaşamak, biliyor musun o bile sonsuza kadar sürmüyormuş. Zaman ilaç mıdır? Yoksa hafıza kaybı yaratan küçük bir haptan...

Kelebeğin Kanatlarındaki AŞK

Aşk, küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Oraya tutunmuş; gökyüzünün ahenginde uçmaktaydı. Kozasından çıkmayı bekleyen bir tırtılın hikayesindeydi. Özgür olmak için; uçmak için; kavuşmak için bekliyordu. Bilmiyordu gerçekte hayatın onun için kısacık olduğunu...  Aşk; küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Rengarenk pelerinini her çırptığında yarattığı rüzgarın o büyülü etkisinin de farkında değildi. Hayat; kelebek etkisindedir. Rüzgarı o kadar kuvvetlidir ki o küçücük beden kaderi sadece sizin yazdığınızı size öğretir. Aşk; küçük bir kelebeğin kanatlarındaydı. Çin'de bir kelebek, bir çiçeğin üstüne konarken kanat çırptı diye Karayip adalarında fırtına çıkarmış... Çırp o zaman sen de küçük kelebeğim kanatlarını... Bırak fırtınan essin gürlesin... Eğer söylediklerin düşüncelere dönüşecekse, düşüncelerin duygulara dönüşecekse, duyguların davranışa dönüşecekse, davranışların alışkanlıklara dönüşecekse, alışkanlıkların değerlerine dönüşecekse, değerlerin karakterine dönüşeceks...

VADEDİLEN KARANLIK

Bana vadedilen sadece bir karanlıktı. Gözlerimi kapattığımda gördüklerim, hissettiklerimdi varoluşumu sağlayan. Beni özgürlüğe kavuşturan. Bedenimi sarmalayan, tutkuya sarılan, ihanete gülümseyen bir kara mizahtı her şey. Eğer koşarken aniden durmanın dengenizi altüst edeceğini bilmiyorsanız; o zaman düşme korkunuzdan dolayı siz hiç koşmamış ve durmamışsınızdır.  Beynimden süzülüp, tüm kaslarımı, damarlarımı saran korkunun beni tutsağı yapmasına izin veremezdim. En büyük korkularımın bile esareti altına girecek olsaydım; kan kırmızısına benzeyen günahkar şarap kadehinden yudum almaya cesaretim olabilir miydi o zaman?  Eğer karanlıktaki boşlukta dudağımızın arasında duran sigaranın dumanında boğularak, kum saatinin hayatımızı kimi zaman ağırdan, kimi zaman ise süratle çalmasını bekliyorsak sadece, baştan kaybetmişizdir. Ve o kaybetme korkusu sizin şah damarınızı kesmek için biçilmiş bir kaftandır.  Bırak rüzgara kendini... Bırak karanlık boşluğa bedenini.....

Hayal Edin!

İnsan... Bir varoluş sebebidir. Tükendiğini sandığında bile yaşamak için mücadele eder. Nefes aldıkça yaşar; yaşamak istedikçe umut eder. Umutlar... Onlar değil midir bizi hayata bağlayan? Puslu gözlerin ardında yaşanan onlarca hayal kırıklığı vardır. Bizi neyin ya da nelerin, hangi olayların ya da insanların üzdüğünü düşünmemiz değildir aslında çözüm. Çözüm; ne istediğimizdir; neyi beklediğimizdir. Ve onun için ne yaptığımızdır. İzin verin kendinize, izin verin size ulaşılmasına... Yüreğinizdeki kopan fırtınalara isyan etmeden onlarla başa çıkmaya çalışın. Bunun için ise önce yüreğinizin sesini dinleyin. Uzanın bir koltuğun köşesine hemen şimdi... Ayaklarınızı uzatın; ellerinizi tam da kalbinizin orta merkezinde üst üste koyun. Ve gözlerinizi yumun. Önce nefes alışınızı duyun. Yavaş yavaş ve derinden... Sonra yüzünüze vuran güneşi düşünün; onun sıcaklığını ve ışıltısını hissedin teninizde. Bir ayçiçek tarlasında adım adım ilerlediğinizi hayal edin. Elleriniz her bir çiçeğ...

Kapat Gözlerini Adamım

Bir gün biri gelip de hayatınızın ona ait olduğu hissini size verirse bir an durun; ve bekleyin. Eğer rüzgarına hızla kapılırsanız savrulabilirsiniz bir sağa bir sola... Eğer savrulmayı göze almışsanız; her türlü sonucu da en baştan kabul etmiş olursunuz. Bu bir seçim... Ve hangisini seçtiğiniz sadece size kalmış... Dünyanın en güzel masallarını okumak gibidir bazen AŞK... Kahramanlarının birbirlerini tesadüfen buldukları ve kaderin onlar için bir süprizinin olduğu gelecek yüzlerce günün habercisidir aslında. Siz bir adım atarsınız; ve o adımların devamını atabilmek için beklemeye başlarsınız. Çünkü attığınız her adım karşılık buluyorsa adımlarınız çoğalır. Çıktığınız yolculuk sizi nereye ulaştıracak bilemezsiniz. Açık adres... Rüzgarında yol almaktır duygularının.  Dünyanın dışına atılmış bir adım gibiydin; işte bu yüzden sen de. Yürürken yağmurunda ıslandığım; sırılsıklam olduğum... Saçlarımdan süzülen damlaların yanaklarımdan akıp, dudaklarımı sıyırıp bana dokunmasıydı ...

KABUS

Gece soğuktu... Çok soğuk... İçimdeki ürperti beni gittikçe korkunun içine çekiyordu. Bilmediğim, tanımadığım bir karanlığın ortasında ilerlemeye çalışırken nereye varacağımı kestiremediğim yollarda yürüyordum. Sanki beni esir alan duygunun ötesinde yeni yüzleşmeye başladığım bir başka çıkmaza doğru koşuyordum adeta. Çizgilerimin ötesinde başka bir boyuttu bu. Artık ismini bile adlandıramadığım bir başka dünyaydı yaşadığım. Ve ben bundan nasıl kurtulacağımı bilmiyordum.  Karanlığın içinde anlık beliren silüetler vardı. Ama hiçbirini seçemiyordum. Sislerin arasında bir görünüp, bir kayboluyorlardı. Birine seslensem anında yok oluyordu; ve diğer taraftan bir diğeri kendini gösteriyordu. Yardım çığlıklarımın boşlukta kaybolduğu bir çıkmazdaydım. Aradığım ışık süzmesi çok ama çok derinlerdeydi; ve ben ona nasıl ulaşabileceğimi bir türlü bilemiyordum. Sanki sonsuzluğun içinde hapsolmuştum.  Ellerim gittikçe buz kesmeye başlamıştı. Ve üzerime giydiğim orta halli incelikteki...

Suretler

(NOT: Bu yazıyı aşağıdaki parçayı dinleyerek okumanızı rica ediyorum....) Her şey gibi... Her özel insan gibi... Zaman yine aynı sulardan akmakta... Başınızı çevirdiğinizde gördüğünüz neydi bilmiyorum. Ya da görmek istediğiniz... Sonsuzluğa uzanan bir yol muydu aradığınız; yoksa gelip geçici havai fişeklerden biri miydi yansımalarını sevdiğiniz sahte ışıkların? Canınız hiç yandı mı? Canınızı yakanla hiç yüzleştiniz mi? Sevdiniz mi; çoook hem de çook fazla... Özlediniz mi peki? Özlemin en derin halini içinizde o bilmediğiniz derinliklerde kaybola kaybola çılgınca yaşadınız mı? Attığınız çığlıklar kayboldu mu damarlarınızdan akan kanın içinde... Siz hiç beyninizi uyuşturan bir sevdaya kapıldınız mı? Yakasına yapışıp, "Dur" gitme diyebildiniz mi sevdiğinize? Nedenleriniz mi vardı? Nedensizlikleriniz mi? Siz hangisiydiniz? Hangi bilinmezliktiniz? Hiç çözebildiniz mi kendinizi? Tınısına kapıldığım bir melodi var kulağımda şu an... Ve yüzlerce suret karşımda... Hepsi...