Ana içeriğe atla

Benim kahramanım...

Tüm insanoğlu önce doğumla gözlerini dünyaya açar. Sonra etrafında ilk gördükleri önce annesi ve babası, var ise kardeşleri. Daha sonra sosyal arkadaş çevreleri, öğretmenleri, patronu,vs.. gibi birçok başka yüzle tanışır insanlar. Her biri onların hayatına anlam katar; renk katar. Sizi aslında her biri daha ileriye taşımak isterler. Bu sırada seçtiğiniz biri olur. Sizin için o çok önemlidir. Çünkü o artık sizin kahramanınızdır ve onun yolunu takip eder olursunuz.

"Benim kahramım.." diye başlayan sözcüklerden hep birinin yüklemi vardır. Bu anlamda kişilerin yaşamında yüklemsiz bir cümle olmadığını düşünüyorum. Onun bakışını benimseyebilirsiniz; onun duruşunu, onun düşünceme gücünü, onun konuşmasından etkilenmiş olabilirsiniz. Ve şunu düşünürsünüz; ben de onun gibi olacağım. Peki kimdir bu kahramanlarınız?

"Benim kahramanım annemdir", "Benim kahramanım Güler öğretmendir", "Benim kahramanım Mehmet Ali bey'dir" gibi duyduğumuz birçok örnekler oluşur etrafımızda. Bu kişileri uzun uzun çaktırmadan incelersiniz. Başarısını, kalitesini, bu büyük etkisinin kaynağını bulup, nasıl başardığını çözümlersiniz. Sonra kendinize uyarlamaya başlarsınız. Evet başlangıçta amaç onu takip etmek, onun gibi olmaktır. Çünkü ona saygı duymaktasınızdır. Ama ne var ki bir süre sonra kopyacı olmak yerine kendinizden de bir şeyler katmaya başlarsınız hayatınıza. Ve artık özgün birer kimlik olarak siz de başarılı bir kahraman olabilirsiniz, bir başkasının hayatında. 

Tabi bunları ben tamamen birey olarak düşünüyorum. Lakin bu belki de bir dizinin başrol oyuncusu olabilir; ya da bir çizgi film kahramanı da olabilir. Zaten özellikle çocukluk çağlarımızda kahramanlarımız, çizgi film karakterleriydi. Yanılıyor muyum yoksa? Sizin değiller miydi? Mesela benim çocukluğumun kahramanı, "He-man" di. Kılıcını havaya kaldırdığında tüm kudretiyle her şeyi çözerdi. 

Şimdi mi kahramanım kim? Şimdi ki kahramanım sevgili anneannem. O bizim için çok önemliydi. Onun duruşu, onun konuşması, onun candan yaklaşımı ve sevecen ruhu, onun annelik rolü çok apayrıydı. Belki de onu en çok özlememin sebebi, bizim küçücük olan ailemizin direği olmasıydı. Herkesi ayakta tutan, hepimizi birarada tutan kişi olmasıydı. Keşke şu an yaşasaydı ve tekrar hayatımızdaki etkisini sürdüyseydi. Keşke her şey eskisi gibi olabilseydi. 

İyi ki seni tanıdım, iyi ki hayatımdaydın. Umarım senin gibi güçlü ve harika bir yüreğe ben de her daim sahip olabilirim. Kocaman kahramanım, sevgili anneannem'e sevgilerimle! 
Sizin kahramanınız kim?


BURCU ÖZDER

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kırık kalbin hikayesi...

Günün birinde kalbin biri yaralı olarak bir savaştan kurtulmuş. Yarini tam bulduğunu sanırken, avuçlarının arasından kayıp gittiğini görmüş. O gün bugündür işte o yaralı kalp, göğsüne saplanan oku, hiç çıkartmayacağına karar vermiş. Ve hikayesi o saatten sonra başlamış... Bu bir kırık kalbin hikayesi... Gözünden hiç yaş damlası eksik olmamış kalbin. Sarılı yarasıyla eksik kaldığını hep bedeninde hissediyormuş. Çünkü kalp tamamlayacağı yolda artık yalnızmış. Ne yapsa da ne etse de hiçbir şeyi geri döndüremezmiş. Aksak ayağıyla yürüdüğü yollarda hep anıları onu takip eder olmuş. Elinde veremediği bir çiçek, yatağının yanında aşkının fotoğrafı ona miras kalmış. Yaralarını sarmak isteyen dostlarını hep tersler olmuş. Sırf bu yüzden de aksi nalet biri olarak anılmaya başlanmış. Onun bu hali dilden dile dolaşır olmuş; ama ona ne ki, bizim yaralı kalbin hiçbir şey umrunda değilmiş. Bir tek o ok, onun tek tesellisiymiş. Çünkü her şey onunla başlamış ve onunla son olmuş.  Kalp, günlerden ...

Kadınların Hamam Keyfi

Bir bayan olarak gündelik hayatın koşturmacasında bazen kendimize vakit ayırmayı unutabiliyoruz. Ev işleri, dışarda tamamlanması gereken işler, pazar alışverişi, vs.. vs.. Bu liste uzar da gider böyle. Fakat ayın bir günü, günün birkaç saatini kendinize, ama sadece kendinize ayırdığınız bir vaktiniz olsun. Ve bunu  bir şekilde değerlendirin. Nasıl mı? Mesela, kadınların hamam keyfi gibi... Acaba bu vakte saate kadar hiç hamama gitmemiş bir bayan var mıdır diye merak ediyorum. Mutlaka var tabi ki de cevabını da kulaklarımda ayrıca duyuyorum; çünkü şu an çınlamalar hakim. Ben de ta ki geçen yıla kadar hiç böyle bir ortamın içine girmemiştim. Oysa ki hamam kültürü dediğimiz alan, aslında pek bir keyifli. Sanki güne gider gibi kadınlar toplaşıyorlar sabahın erken saatinden itibaren evlerine yakın bir hamamda. Eskiden yanlarında börekler, çörekler, kekler gidermiş hamama. Hatta kayınvalideler gelinlerini hamamlardan seçip beğenirlermiş. Lakin artık bu anlayış neredeyse yok olmak üzere...

Geçmişten günümüze çıkma telifi!

En masumu, en hislisi, en güzeli sanırım bu olsa gerek; çıkma teklifi. Ne heyecan yaratır insanın tüm bedeninde. Elleriniz terler, kalbiniz güm güm atmaktadır. Hoşlandığınız kızın bir türlü gözlerinin içine tam anlamıyla bakamazsınız; sanki bakma hakkınız yokmuş gibi hisseder aklınız. Ayaklarınız ona bir adım ileri giderken, bir adım geriler. Sonra bir bakmışsınız ki hiç farketmeden aslında onun karşısına geçivermişsiniz. İşte o an... Duygularınızın dile gelmesi gereken an... Artık ikiniz karşı karşıyasınız. İşte geçmişten günümüze çıkma teklifi! Çok eskilere gidelim şimdi. Osmanlı döneminde çıkma teklifi yapılmazdı herhalde diye düşünürsünüz. Hayır, bilakiz o dönemlerde de varmış bu teklifler. Bakınız nasıldı isterseniz bir hatırlayalım. Osmanlı zamanlarında eğer bir adam bir kadından hoşlanıyorsa, onun karşısına geçer ve dermiş ki; " Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsılmış bulunmaktayım. Niyetim acizane-i taciz etmek de...