Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ERDEMİN YOLU

Hepimizin hayatta rolleri var. Hepimiz yeryüzüne birer görevi üstelenerek geliyoruz. Bunun ne olduğunu bize zaman farkındalığımızla gösteriyor. Yaşam döngüsünde kendine katkısı olanlar ne yapması, nerede durması ve yaşam amacının ne olduğunu biliyor. Ve buna göre adım atıyor.     Bulunduğunuz yerde misyonunuzun ne olduğunu anlamaya çalışın. Eğer misyonunuz tamamlanmışsa oradan geçip gitmeyi bilmeniz gerekir.    Birilerinin size ihtiyacı var. Sizin bir sözünüze, sevginize ya da yol gösterişinize… Hepimiz dünyaya hayata tek başımıza geliriz; ama yolda bize eşlik eden insanlarla yürüyüp, onları hayallerindeki ya da bir şekilde yaşamlarında eksik kalmış adreslerine ulaştırdığımızda oradan ayrılıp, yürüyüp gitmeyi bilmemiz gerekir.    Kişilerin hayallerine ulaşması kendi başlarına imkansız olduğu için siz onlara eşlik edersiniz. Bu sebeple bağlanmamayı öğrenmeniz gerekir. Yalnız başına çıktığınız bu yolda çoğu kez yalnız başınıza olduğunuzun farkında olmalısınız...

NOEL'E AZ KALA

Her insan doğumu ile birlikte yaş aldıkça hayaller kurmaya başlar. Kurulan bu hayaller, her dönemin kendisine özeldir. Yani çocukken kurduğunuz hayaller çikolata, kraker, oyuncak, anne-baba ile gezmeye gidebilmek, oyun parkları vs...'dir. Ama büyüdükçe hayalleriniz genişler. Kimi hayalleriniz gerçekleşmedikçe (-ki aslında gerçekleşmesi için zamana bırakılması gerekir) sizin istediğiniz zaman diliminde o zaman git gide o hayallerinizden uzaklaşmaya başlarsınız. Ve bir süre sonra ise hayal kurmayı unutursunuz.  Hayaller, sihirli birer kapıdır. Kapısını araladığınızda gördüğünüz o güzel silüetler sizi bambaşka dünyalara, hayatlara, yollara çıkarır. Ve hayal kurmak emin olun çok güzel bir eylemdir. Evrene gönderdiğiniz her güzel enerji sizi sarar, sarmalar ve mutlu yarınlara doğru, anlara doğru yürümenize aracı olur. Bunlar güzel olanlar...  Bir de kurulmaması gereken hayaller vardır. Sizi mutlu edeceğine inandığınız o güzel kareler, aslında doğru değildir kimi zaman. Mutluluğu, m...

Başladığın Noktada Olmak!

Tam da şu anda… Nefes alamıyordunuz. Bazen birinin boğazınıza sarıldığını ve sımsıkı elleriyle sizi boğduğunu hissedersiniz. Kimseyi hiçbir şey için zorlayamazsınız. Onu bir şeyler yapması, hissetmesi için zorlayamazsınız. Eğer yüreğinde titreşim yoksa o titreşimi ne yaparsanız yapın oluşturamazsınız. İşte tam da öyle bir şey şu an ki durum.    Mutlu olmak isteyip de olamadığınız, ne kadar çabalasanız da aslında ait olmadığınız bir yerde, bir hayatta hüküm sürmeye çalıştığınızı hiç düşündünüz mü? Ben düşünürdüm. Neden mi? Sebebi, ait olmadığınız bir yerde zorla kalmaya çalışıyormuşsunuz gibi gelir. Sanki o ev, o dünya, o kalp, o sığınmaya çalıştığınız omuz size hiç ait olamamış gibi gelir. Yabancılaştığınız bir yerde ne kadar durabilirsiniz? Ben duramam.    Bu sebeple de özür dileyin; önce kendinizden, sonra ondan… Çünkü bu şekilde devam edemezsiniz; sizi sevmesi için her şeyi zamana bırakmak kendinize yapacağınız en büyük haksızlık olur. Tüm bunları görüp de buna de...

Notaları Sil Baştan Yazabilmek...

Hadi unutalım birlikte… Her şeyi silip atalım herhangi bir şehrin, herhangi bir sokağındaki köşe başına, tüm duyguları, tüm yaşanmışlıkları, aklımızda kalan her bir detayı…    Acıyla yoğrulan, bununla beslenen karakterlerin hikayeleri hep aynıdır. Yalnızlık bir tercihtir; duygularından korkarak yaşamak ve kaçmaya çalışmak tüm zorluklardan, tüm mücadele edebilme gücünden, tüm güzel duygulardan…    Derinlerde duyulan müziği ısrarla susturmaya çalışan akıl, kalbe yenik ne zaman düşer? Ne zaman insan yüreğinin sesini dinler? Ne zaman gerçekten savaşçı ruhuyla ve tüm aşkıyla karşısındakini sarmalar ve ona sımsıkı sarılarak nefes almaya başlar?   Notaları sil baştan yazabilmek, kendi müziğini yaratabilmek, kendi sesini, o en derinlerden gelen sesi duyarak onu herkese seslendirmeye çalışmak çok mu zor sizce?    Susmuyor kalp, susmuyor beyin, susmuyor ruhun rüzgarı, susmuyor özlemler, susturulamıyor çığlıklar…    Acıysa acı, pişmanlıksa pişmanlık, su...

Dön Yüreğine...

Kapat gözlerini… Sonsuz uykuya dalar gibi… Sanki hiç varolmamış, hiç sevmemiş, hiç özlememiş, hiç yaşamamış gibi kapat gözlerini. Seni heyecanlandıran, seni saran o güzel duyguları yok say zalimce.    Kapat yüreğini… Sanki hiç hissetmemiş, hiç düşlememiş, hiç ama hiç varolmamış gibi…    Kapat dudaklarını… Ağzından sanki hiç güzel bir söz çıkmamış, sanki hiç gülmemiş, hiç mutluluktan kahkahalar atmamış gibi sessiz kal öylece.   Kapat beynini düşünmeye… Düşündükçe derin çukurlara yuvarlanmayı kes, sanki mutlu olmayı hiç istememiş, hiç güzel anları, günleri yaşamamış, daha iyisinin olmasını istememiş gibi unut tüm aklından geçenleri.    Sen ki hayatı dolu dolu yaşayan kadın, şimdi ne oldu da sustun. Bu kadar kolay vazgeçilebiliniyorsa eğer, sen neden zamana yenik düştün.    Son günlerde denk geldiğin şu sözü hatırla “Sen beni zamana bırakıyorsun da zaman beni sana bırakacak mı?”    Zaman kimi kime bırakmış da seni kayırsın şimdi. Sessi...

İçimdeki Boşluk

Sevmek asırlardır işkencedir. Her hikayenin sonu çoğunlukla hazin sonla bitiverir. Acının tadı dudaklarındadır. Soluduğun havada, dokunduğun her yerdedir. İnsan yaşarken nasıl yaşlanır; nasıl ruhu acıyla dolar, nasıl yalnızlaşır bilirsin.    Boşluk sarar her bir yanı… Ruhun boşalır bir anda adeta. Hiçbir şey hissedemez olursun. Ne kızgınlık, ne kırgınlık, ne mutluluk, ne mutsuzluk, ne hüzün, ne heyecan… Güneş başka bir yerde doğar, yıldızlar başka bir toprakta parıldar.    Keşke dersin 80’lerde, 90’larda yaşayabilseydim. O zamanlarda çoğu şey daha masum, daha güzel, daha kıymetliydi. Şimdi en çok da o masumiyeti özlüyor insan. Bildiği, tanıdığı ve sıcacık olan dönemleri.    Bir araba, bir yağmur, bir doğa, bir huzur, bir mutluluk, bir sıcaklık, bir hüzün, bir umut, bir sevgi, bir aşk, bir yalnızlık, bir…    Zaman mı durdu; yoksa durduruldu mu? Nerede kadı onlarca güzel yaşanmışlık ve yaşanılacak olanlar. Yalnızlaşan ruhlarımızı nerelere bıraksak d...

Acının İki Yüzü

Acının iki yüzü vardır. Biri istemeden verilen, kabuk bağlanmış yaranın yeniden kanamasına yol açmak; bir diğeri de bile isteye karşındakini üzdüğünün bilince olup, onu üzmeye ve yaralamaya devam etmek…   Geçmişin izleri herkese göre derindi; herkesin bir geçmişi herkesin yara aldığı bir sol yanı vardı. Beraberinde gelen onlarca zorlu gecenin, günün ardından yeniden sizi hayata bağlayan sebepler, insanlar, güzellikler varken onu bile isteye parçalamaya çalışmak zalimlik değil de neydi?    Karşısındaki insanı cezalandırmak; onu parçalara ayırmak ve onun yaşanmışlıklarına duyarsız kalıp, söylediği her kelimeyi, cümleyi geri plana atmak bencillikten öte hiçbir şey değildi. Her yaratılan travma dönüşü olmayan yollara sapmaktaydı. Artık zaman ilaç değil; sadece imkansızlığı gösteren bir araçtı. Dönüşü olmayan yollar açılmıştı; geride bırakılan çakıl taşları yürürken canı acıtacak birer tuzaktı artık.    Zaten hiç varolmadığını gördüğün duyguların peşinden saçma bir ş...

Her Şey Güzel Olacak!

Nefes almaya korkuyordum… Sanki bir damlacık havayı içime çeksem tüm büyü bozulacak gibi geliyordu Sessizliğin içinde kayıp giden onlarca şeyi tutmaya çalışmak aptallık gibiydi Aptaldım belki de; itiraf etsem hakikat yüzüme bir tokat gibi çarpacaktı O yüzden ben de sessizce geri çekildim. Bilmediğim sözcükleri kuramazdım;  Anlatamazdım içimden geçenleri olduğu gibi öylece… Suçtu, kabahatti, ayıptı her biri…  Yanlış olandım kim bilir;  Dokunmaya korktuğum yaralara temas etmek, kanamasına izin vermemek gerekirdi Beceremedim… Yine de elim değdi istemeden de olsa, Sonrası yok, sonrası hiç olmadı Karanlık aydınlığı yuttu; ve her yer kopkoyu bir renge boyandı Her gecenin bir sabahı vardı; evet Ama bazı sabahlar hep geç oldu…  Oysa ki tüm bunları silip atacak, tamamen yok olmasını sağlayacak tek bir şey vardı O da sevgi… Sevmek ne güzel şeydi eskiden…  Sevince insanın gözleri güler; ruhunda kelebekler uçuşur; dünya pespembe bir renge boyanırdı Elele tutuşmalar, sıcacık...

Aşka Cesaret

Aşk, bir çıkmazdır. Rüzgarın sizi nereye götürdüğünü bilmediğiniz bir savrulmanın ucuna takıldığınız, kaybettiğinizi zannettiğiniz duygularınızın tazelenebileceği, hayatta mutlu olmanın da bir formülü olduğunu bilebilmek sizce de güzel değil mi?    Zamansızlıkların getirmiş olduğu çıkmazlara takıldığınızda ertelemeye kalktığınız güzel günleri avuçlarınızın arasından kaydırmanız olasıdır. Ancak korkularınızı, endişelerinizi ve gelgitlerinizi bir kenara koymaya başladığınızda kazanacaklarınızı düşünmek aslında hiç denememekten çok çok daha iyidir.  Sevmenin adına kavuşmak demekte bundan ileri gelir. Kavuşamazsanız yaşadığınız sadece aşk olur. Ama aşka şans verirseniz sevginin en güzel ve en saf haline elinizi uzatmaya başlarsınız.    Bazen yanı başınızda olan ve sadece bekleyerek tükettiğiniz saatler, günler, aylar ömrünüzden çalar. Oysa ki tüm bu zaman akışını birlikte yaşasaydınız biriyle sizce şu an nasıl olurdunuz?    Hayal kurmak korkutucu olmamalı....

Ben çok özledim...

Hiç geçmişi özlediğiniz oluyor mu?    Ben çocukluğumu çok özlüyorum mesela… 80’lerin sonu 90’ları çok ama çok özlüyorum. İstanbul’un eski sokaklarını, caddelerini, binalarını… Nefesini özlüyorum bu koca şehrin; bitmek tükenmek bilmeyen yollarında yürüyebilmeyi…    Rahmetli anneannem ile dedem; hatta babaannem ile diğer dedem de şehrin en eski semtlerinden birinde Çapa, Şehremini’de otururlardı. Annem ile babam aynı apartmanın iki ferdiymiş. Babamlar giriş katta, annemler de en üst katta otururlarmış… Sonra bir gün babaannem annemi babama almayı niyetlenmiş. İşte bizim tatlı ve zorlu maceramızda o zaman başlayıvermiş… Annem yaptığı kısırları babaannemlere götürürmüş; babam bayılırmış    Sonra günlerden bir gün babaannem de yukarıya bir kabakla çıkmış; işte galiba bütün keramet de bu kabaktaymış -ki annem istemeye geldiklerinde “Hayır” diyememiş babama… Sonra mı? Sonrası malum koşturmacalar, vs… 1981 yılında evlenen annemlerin hayatına 1 yıl sonra ben dahil ...

Gül ve Kurbağa

Herkese merhaba!    Uzun zamandır mini hikayeler yazmadığımı farkettim. Bugün ki yazıma da yine böylesine güzel bulduğum bir hikaye ile başlamak istiyorum.    Bir zamanlar, kırmızı bir gül varmış. Herkes bu gülün bahçedeki en güzel çiçek olduğundan bahsedermiş. Gül insanlar ona iltifat ettiğinde çok mutlu oluyormuş. Ancak, insanların ona daha yakından bakmasını istiyormuş. Herkesin neden ona uzaktan baktığını anlayamıyormuş.   Bir gün, gül yakınlarında oturan büyük, kara bir kurbağa olduğunu fark etmiş. Kurbağa hiç de yakışıklı değilmiş; soluk bir rengi ve çirkin benekleri varmış. Ayrıca gözleri öylesine büyükmüş ki herkesi korkutabilirmiş. Gül o zaman bu kurbağadan dolayı kimsenin ona yaklaşmadığını fark etmiş.   Hemen kurbağaya oradan uzaklaşmasını söylemiş. Kurbağa gülün ne kadar kötü görünmesine sebep olduğunu nasıl da anlamamıştı ki? Çok alçakgönüllü ve itaatkar olan kurbağa hemen durumu kabul edip, gülü daha fazla rahatsız etmek istemediği için oradan...

Bir kadın sevdiğinde...

Sevgili dostum bir kadın sevdiğinde ne olur bilir misin?    Bir kadın sevdiğinde çocuk gibi sever. Onun için sevgi masumiyettir. Yitip giden zamanın ve hayatın içinde küçük bir tomurcuk parçası gibi açmaya çalışır.    Bir kadın sevdiğinde dünya durur. Çünkü onun yanında olmak sana verilmiş dünyanın tüm güzelliklerinden sadece birisidir. Öyle bir sar ar ki ruhunu; besler seni sevgisiyle. Ve o an sen yaşayan en şanslı adamsındır.  Bir kadın sevdiğinde gözleri parlar. O gözler ki seni korur; kollar. Üzüldüğünde gözlerindeki pusu görüp ilaç olur; sevincinde seninle dört bir yana mutluluk dağıtır.    Bir kadın sevdiğinde şanslısındır. Çünkü hayattaki tüm tılsımlar devreye girer; ve çark dönmeye başlar. Bolluk olur; bereket olur; umut olur; aşk olur.    Bir kadın sevdiğinde sokaklar, caddeler, en kalabalık şehirler bile bu sevgiyle ışıldamaya başlar ve saygıyla her şey durup bu şöleni izler.    Yani güzel dostum, bir kadın sevdiğinde düny...

Bazen Vazgeçmek Gerek!

Hiçbir şeyi zorlamayacaksın olduğundan fazla… Vazgeçmesini de zamanı ve yeri geldiğinde bileceksin. Gereksiz yere ne kendini üzeceksin; ne de karşındakini bıktıracaksın! Gerçek bu maalesef…   An gelir içinde minik bir kıpırdanma olur insanın ve öylece o tatlı hevese, heyecana kişi kendini bırakmak ister. Çünkü bu öyle güzel bir histir ki yaşam koşullarının tamamını minimize eder; ve kişiyi olduğu yerden alıp çok daha güçlü, çok daha mutlu, çok daha anlayışlı bir hale getirir. Sistematik ilerleyen duygular silsilesine kendini bırakabilmek koşulsuzca, en güzel andır. Tabi ki bunu yaşayabildiğinde…  Sürecin getirmiş olduğu kişinin bir türlü durduramadığı iletişim kurma isteği, barikatlara takıldığındaysa o güzel enerji sekteye uğramaya başlar. Karşısındaki için zorlayıcı bir varlıkmış hissiyatına yakalandığındaysa insanoğlu, bulunduğu yeri terk etme duygusunu bu defa da devreye sokar. Çünkü kimseyi istemediği bir şey için zorlayamazsınız. Eğer kişi bir şey istiyorsa ya da hissedi...

HOLIDATE sizce mantıklı mı?

Yazıma, dün akşam izlediğim “Holidate” filminden yola çıkarak bir şeyler karalamak istediğimi belirterek başlamak istiyorum. Bayram günlerinden nefret eden Sloane ve Jackson’ın hikayesi, ne film izlesem acaba diye Netflix listesindekileri incelerken gözüme çarptı; ve filmin konusu ilk okuduğumda ilginç ve dikkat çekici geldi. İkili, günümüzde yaşanan  (hatta yaşanamayan)  ilişkilerin farklı bir boyuttan bakışını bizlere sunuyordu.  Çevremizde çok sayıda kadın ve erkeğin kaliteli bir ilişki yaşamaktan kaçındığını, vakit bulamadığını ve aslında bunun da hayatlarında bir eksiklik yarattığının farkında olmalarına rağmen halen daha kaçamak davranışlarla yol aldıklarını görebiliyoruz. Temelde ya bağlanma korkusu ya da özgürlüğünün kısıtlanması endişesi ya da zamansızlığın getirdiği bahanelerden ötürü sağlıklı ikili ilişkiler maalesef artık yaşanamıyor. İşin en kötü yanı da bir süre sonra gizli mutsuzluklardan dolayı aslında dırdırlanmaya da başlıyoruz.  Fakat ne var ki çağ...

Aşk Garanti

Biliyorum; size AŞK ile ilgili sayısız yazı yazdım bu zamana kadar. Ama şunu belirtmeliyim ki yazmaya devam edeceğim. Çünkü hepinizin yazılarımda kendinizden bir şeyler bulduğunu biliyorum. Bu yüzden sizlere sevgiyle ulaşmak ve belki de kimseye anlatmadığınız içinizdeki bir sese dokunmak beni memnun ediyor.    Aşk öngörülemezdir. Gözünüzü kapadığınızda kalbinizde duyduğunuz o tatlı titreşimi hissettiğiniz o an aklınızla yüreğiniz birbirine karışmıştır artık. Ve siz mantığınızı kenara bırakıp, o derinlerden gelen melodiye ayak uydurmaya çalışırsınız. Dün gece izlediğim film de aynen bana bunu anlattı; “Aşk Garanti” Bir çöpçatanlık sitesine üye olan adamın Aşkı arayışı konu alınıyordu. Yaklaşık 1000 görüşmeye çıkıp, aradığı aşkı hala bulamamış olan Nick, sonunda “AŞK GARANTİ” internet sitesine dava açmaya karar verir. Ve kendisine vaat edilenle kandırıldığını, sömürüldüğünü iddia eder. Durup düşündüğünüzde hayatta böyle değil mi? Hayat size hiçbir şeyin garantisini vermiyor. Çık...

EGE’YE SELAM OLSUN!

Not: Yazıyı aşağıdaki video linkteki müziği dinlerken okuyun lütfen! Bir sahil kasabasında, küçücük bir evin bahçesinde oturuyorum. Yanı başımda kabarık tüylü, sevimli ve bir o kadar da oyunbaz bir köpek. Bizim çakıl, her zaman ki gibi çimlerin üstünde kemiğiyle oynamakta…   Hava bugün ayrı bir serin sanki… Şalıma iyice sarılıyorum . Ne de olsa sonbahar yavaştan yaklaşmakta! Üşütmemek lazım daha şimdiden. Kulağımda içerden gelen inceden bir müzik sesi… Bir de mis gibi kahve kokusu. Sevdiğim yapıyor kahvemizi. Umarım taşırmaz köpüğünü yine ☺ Denizin o hırçın dalgaları vuruyor kıyıyor her sabah olduğu gibi… Neye bu öfkesi hiç anlayamadık. Neyse vardır onun da elbette bir derdi; belki bir küskünlüğü, belki bir hüznü. Sormadık biz hiç, o da hiç anlatmadı zaten. Bıraktık kendi haline. Diyorum ya her sabah onun öfkesini dinliyoruz; onu da olduğu gibi bu haliyle kabul ediyoruz. Öğleden sonra sakinliyor da neyse ki keyifle yüzmemize izin veriyor hırçın sularında.  Seviyorum Ege’yi… Ta...

Kuyumcunun Değerli Taşı Olabilmek

Merhaba, Bugün ki yazımı küçük bir hikaye ile başlatmak istiyorum.  "Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden bir on lira veririm.” ...

Bir Küçük Masal

Günaydın,  Bugün kendini nasıl hissediyorsun? Az daha mı uykuya ihtiyacın var yoksa... O zaman gel, koy başını şöyle omzuma... Kapat gözlerini az daha dinlen yanıbaşımda. Yüreğin fazla yorulmuş, ruhun sağa sola savrulmuş... Toparlamak gerek her bir parçanı birbir...  Yüzünde tanımlayamadığım izlerin var. Ellerinin sıcaklığı ellerimde, ama bakışların puslu adeta. Ne düşünüyorsun bilmiyorum; aslında bir konuşabilsek anlatacak belki de binlerce hatta milyonlarca hikayemiz var. Ne var ki biz susmayı tercih edenlerdeniz. Maalesef ki!  Şimdi sen tekrar uyurken küçük bir masal anlatayım sana. Bir adam ve bir kadın varmış. Tesadüfen hayatları bir gün birbirine çarpışmış. Kadın aslında adamı ilk gördüğünde çok itici ve sinir bozucu bulmuş. Lakin sonraki zamanlarda yaşanan başka karşılaşmalar ilk duyguları yavaş yavaş silip süpürmeye başlamış. Kadın ve adam hiç olmadık zamanlar da denk gelir olmuş. Adamın bakışlarındaki derinlik, onu her gördüğünde kadını biraz daha ...

Masumiyetin Kokusu

İlk kez korkuyordu... Aşık olmaktan!  Yüreğinde küçük bir kuş adeta çırpınıyordu. Tutulup kalmamak için, üzülmemek ve ağlamamak için... Sevip de sevilememekten ürktüğü için... Bu aşkın canını acıtmasından korkarcasına...  Oysa ki adam sımsıkı sarmıştı kızı... Kız uykusunda sıcaklığını hissettiği o bedenin, yüreğini sımsıkı ısıttığının farkındaydı. Ama sahiplenmekten öylesine korkuyordu ki adeta küçük bir kedi gibi soğuk ve bir o kadar da vahşi davranıyordu. Bilmiyordu ki belki de adam da onun onu sahiplenmesini bekliyordu. Kadın yıkılmak istemediği için etrafına ördüğü duvarları yıkmaktan çekiniyordu. Yıkabilseydi duvarlarını ne olurdu o da bilmiyordu.  Onun yanında küçük bir kız çocuğu oluyordu. Mahsumiyeti tutkusunun esaretinde kalıyordu. Kendini ilk kez bu kadar karşı tarafa öylesine sorgusuzca bırakmak istiyordu. Ama yapamıyordu. Çünkü sadece güvenmek istiyordu; yüreğine güvenebilmek istiyordu.  Gel ya da git diyemedi asla. Diyemediği için ...

Sonun başlangıcıydı

Sonun başlangıcıydı...  Zaman dediğimiz bir döngünün içinde ilerliyoruz. Neyin başlangıç, neyin son olduğunu kimi zaman bilemediğimiz olaylar örgüsünde adım adım yol alıyoruz. Bitmek bilmeyen isteklerimiz ve arzularımızın sürekli kapımızı çaldığı bu döngüde aldığımız kararlar bizi bir yerden başka bir yere taşıyor. Belki de aslında olmamız gereken yere geç varıyoruz; ya da daha erken... Tek bildiğim olması gerekenin bir şekilde gerçekleştiği zaman içinde. Hayatınızla ilgili kararlar alırken hep yol ayrımlarına giriyorsunuz değil mi? Ve verdiğiniz kararlar, sizi farklı başka yollara yönlendirmiş görünüyor. Oysa ki her yol ayrımı bir zaman sonra tekrar bir yol ayrımında kesişiyor. Yani siz diğerini de seçmiş olsaydınız; bir zaman sonra yine karşınıza gelecek olan ayrımlardan ilerlediğinizde eninde sonunda diğer seçilmiş olan yol ayrımının geleceği noktaya ulaşmış olacaktınız.  Böylesine karmaşık olan bir yaşam döngüsünde ne için mücadele ettiğimizi ya da ne için...